Başyazı »

Yorum Yap |

Pekin’deki Yasak Şehir, tarih boyunca 24 Çin imparatorunun sarayı oldu. Fakat yüzyıllardır, Moğol imparatoru olan Kubilay Han’ın, 13. yüzyılda Pekin’deki sarayının yeri bir sır olarak kalmıştı. Yeni çalışmalar sırasında, Kubilay Han’ın kurduğu Yuan Hanedanlığı’nın sarayına ait …

Read the full story »
Kütüphane

E-kitap olarak sunulan kitapların tamamı tanıtım amaçlıdır. Telif hakkı olduğunu düşündüğünüz eserleri bize bildirebilirsiniz.

Kültür&Sanat

Tarihin başlangıcından günümüze kadar Türklerin dünya medeniyetine kazandırdıkları

Belgeseller

Kadim Türklerle ilgili pek çok bilinmeyene ışık tutan birbirinden güzel belgeseller

Arkeoloji

Yerli ve yabancı araştırmacıların gerçekleştirdikleri arkeoloji çalışmaları

Duyurular

Türk tarih araştırmalarında son gelişmeler, konferanslar, sempozyumlar

Anasayfa » Başyazı, Kültür&Sanat

Altın Elbiseli Adam

Kazakistan Bilimler Akademisi Tarih, Etnografya ve Arkeoloji Enstitüsü Arkeoloji Bölüm Başkanı Kemal Akişev başkanlığındaki bir ekip kısa süre sonra kazı alanına ulaşıp çalışmalara başlamıştı bile. Kazılar sonunda ortaya çıkarılan ise tüm dünyanın o zamana kadar gördüğü en büyük, en görkemli, en şaşırtıcı kurganlardan (mezar) birisiydi. Tanrı Dağları’nda (Tien-Shan) yetişen ağaç kütükleriyle çevrili olan ve toprağın 7 metre altında yer alan 3x2x1.2 metre boyutlarındaki mezarın içinde yaklaşık 1.65 metre boyunda saf altından bir elbise giyen genç yaşlarda bir gencin iskeleti ile binlerce altın eşya bulunmaktaydı.

Yapılan arkeolojik keşfi dünyaya ilk olarak “Komsomolskaya-Pravda” gazetesi duyurdu. Daha sonra Kazakistan’da çıkan 24 Ocak 1973 tarihli “Leninşil Cas” (Leninci Genç) gazetesinde Irım Kenenbayov  imzalı “25 Gasır Burin Cazılgan Hat” (25 Asır Önce Yazılmıs Mektup) başlıklı bir makale yayınlandı. Makalede, yapılan keşfin ne derece büyük olduğunu belirtmek için Sovyetler Birliği sınırları içinde bugüne değin böyle bir keşif yapılmadığı, bu keşif ile eşdeğerde olabilecek tek arkeolojik keşfin Mısır’daki firavun mezarları olabileceği belirtiliyordu.

Altın Elbiseli Adam: Türk Uygarlığının, Türk Kültürünün Tarih Öncesi Temsilcisi

Kurganı inceleyen tarihçilere göre, bu görkemli kurganı inşa eden ve Altın Elbiseli Adam’ın ait olduğu uygarlığın kurucuları Çin baskısından kaçarak bölgeye gelen ve Sakalar olarak anılan bir Türk kavmidir. Mükemmel bir el işçiliği ile saf altından yapılan Altın Elbiseli Adam’ın üzerinde bir kaftan, çizme ve başlık bulunmaktaydı. Başlığı ok ve tuğlarla süslü olan elbisenin alın hizasında koç, geyik ve at kabartmaları; gerek elbise, gerekse başlık ve kemerin üzeri geleneksel Türk motifleri olan at, koyun, pars gibi hayvanların kabartmaları ile süslüdür. Hayvan motifleri son derece canlı biçimde resmedilmişlerdir: At motifleri koşar durumda, leopar ve pars motifleri ise kükremekte ve saldırmaya  hazır durumdadır. Altın Elbiseli Adam’ın üzerindeki ceket ise yüzlerce üçgen biçimindeki altından oluşmaktadır.

[pullquote align=”right”]Elbise o kadar göz kamaştırıcıydı ki, kurganın kazı çalışmalarında bulunan Bekin Nur Muhammedov, elbise güneşe ilk çıkarıldığında parlaklığından dolayı gözlerinin kamaştığını ve bir süre kimsenin elbiseye bakamadığını söylemektedir.[/pullquote]  Kazılar sırasında kurganda bulunan altın küpe, yüzükler, ok, kama ile kamçının da Altın Elbiseli Adam’a ait olduğu tahmin edilmektedir. Altın Elbiseli Adam’ın kim olduğu kesin olarak bilinemese bile bir Türk tigini olduğu günümüzde kabul edilmektedir. Altın Elbiseli Adam’ın başlığındaki keçi kabartması yüzünden kurganın Göktürklerle ilgili olduğu da tahmin edilmektedir. Zira hanedanlık arması keçi olan Göktürklerde, her hanedan üyesinin mezarında keçi arması bulunmaktadır. Gerçeği bugün Kazakistan Merkez Bankası kasasında saklanan Altın Elbiseli Adam’ın bir uyarlaması ise Alma-Ata’da müzede sergilenmektedir.

Türkçenin En Eski Yazılı Kaynağı Günyüzüne Çıkıyor

Fakat bulunan eşyalar içinde özelikle bir tanesi gerçekten Türk tarihi ve Türk dili açısından paha biçilmeyecek bir değerdedir.  Paha biçilemeyecek değerde olan bu eşya üzerinde sadece iki satır yazı bulunan fakat  Türkçenin ilk yazılı kaynağını Orhun Anıtlarından yüzlerce yıl öncesine taşıyacak olan belli bir bölümü kırılmış gümüş bir kadehtir.

Bu kadehin üzerinde 24 (Vikipedia’ya göre ise 26) harf bulunmaktadır. Kadehteki yazının  Orhon Afabesi’nin arkaik şekli olduğu konusunda görüş birliğine varılmıştır. Yapılan birçok karbon testi bulunan kadehin yaşının en azından M.Ö 5. yüzyıla kadar uzandığını göstermektedir ki, Orhun ve Yenisey Anıtlarının M.S 8 yüzyılda yapıldığı düşünülecek olursa yapılan keşfin Türkçe ve Türk tarihi açısından önemi daha kolay anlaşılır. Aralarında Kazım Mirşan’ın da bulunduğu birçok bilim adamı kadehin üzerindeki yazıları okusa da içlerinde en fazla ses getireni Kazak bilim  adamı ve şair  Olcas Süleymanof’un okuması olmuştur:

“Khan Uya üç otuzı (da) yok boltı. Utugsi tozıltı” yani “Tigin, 23′ünde öldü. Esik halkının başı sağ olsun.”

Fakat ne yazıktır ki, tüm bu keşiflere karşın günümüz tarih kitaplarında genç kuşaklarımıza halen daha Türkçenin bilinen en eski yazılı kaynağı olarak Orhun ve Yenisey anıtları öğretilmektedir. Bugün neredeyse tarihle hobi olarak ilgilenen çok küçük bir kesim hariç Altın Elbiseli Adam ve kurganda bulunan 2500 yıllık bir tabağın Türk tarihine, Türk kültürüne kazandırdıklarını bilmemektedir.

Yavuz Selim Ustaosmanoğlu

Kaynak: http://www.serenti.org/altin-elbiseli-adam

TSK Mehmetçik Vakfı

4 Yorum »

  • Mevlüt Uluğtekin Yılmaz dedi ki:

    Konu güzel. Sayın Ustaoğlunu kutlarım. Site yöneticilerine teşekkür ederim.Sık sık bu böylesi gerçekler topluma sunulmalıdır.
    Bu konuyla ilgili bir anımı size aktarmalıyım: Sözünü ettiğiniz bu altın elbise, Kazakistan’ın Alma-Ata (Almatı) kentindeki müzede sergileniyor. Bir benzeri de, yine Kazakistan’da Ahmet Yesevî Türbesi’nde bulunuyor. Bu elbiseyi 2000 yılında inceledim. Gözlerimi bu eşsiz sanat eserinden uzun süre ayıramadım. Altının ince bir iplik haline getirilmesi ve o altın iplikle örülen elbisenin biçimi insanı hayrete düşürüyor. Günümüzden 2500 yıl önce yapılan bu elbise, çok rahat biçimde zamanımız Paris modacılarının ürünleriyle kıyaslanabilecek güzelliktedir. Özellikle matematik bilgisinin desteğinde geometrik desenlerle süslü olan başlık ise, apayrı bir sanat şaheseridir.
    Bu elbiseyi gördükten sonra, pek çok bilim insanının dediği gibi; uygarlığın ilk ışıklarının Orta Asya’dan doğduğuna inanmamak elde değil. Çünkü, M.Ö. 500 yılında, altından böyle bir elbise yapabilen bir toplum, böylesi harika bir sanat yeteneğini çok uzun bir zamanda ancak kazanabilir. Bir başka deyişle; böyle bir toplumun çok uzun bir sanat geçmişinin olması gerekir. Bu da bizi M.Ö. 500 yılından çok daha ötelere; Pumpelly’nin bulduğu ANO-ANAV-Orta Asya uygarlığına götürür…
    Kimi araştırmacılar Mısır ve Mezopotamya uygarlığının, Orta Asya uygarlığının devamı niteliğinde olduğunu belirtiyorlar; Orta Asya (Türk) uygarlığını, dünyanın bilinen ilk uygarlığı olarak tanımlıyorlar.

    • Yavuz Selim dedi ki:

      Beğendiğiniz için ben teşekkür ederim. İnsan kendi tarihini öğrenecek ki, daha büyük işleri başarmak için gereken cesareti kendinde bulsun. Gerçi Batılılar bize ait ne varsa kendilerine yontmaya çalışırlar ama güneş balçıkla sıvanmaz.

  • alper dedi ki:

    Merhabalar,

    Kazım MİRŞAN’ın kitaplarına nasıl ulaşabilirim yardımcı olursanız sevinirim.

    Saygılarımla,

Yorum yazın !

Add your comment below. You can also subscribe to these comments via RSS

“Türk Milletinin dili, Türkçedir. Türk Dili dünyanın en güzel, en zengin ve en kolay dilidir.”

You can use these tags:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong> 

This is a Gravatar-enabled weblog. To get your own globally-recognized-avatar, please register at Gravatar