Başyazı »

Yorum Yap |

Pekin’deki Yasak Şehir, tarih boyunca 24 Çin imparatorunun sarayı oldu. Fakat yüzyıllardır, Moğol imparatoru olan Kubilay Han’ın, 13. yüzyılda Pekin’deki sarayının yeri bir sır olarak kalmıştı. Yeni çalışmalar sırasında, Kubilay Han’ın kurduğu Yuan Hanedanlığı’nın sarayına ait …

Read the full story »
Kütüphane

E-kitap olarak sunulan kitapların tamamı tanıtım amaçlıdır. Telif hakkı olduğunu düşündüğünüz eserleri bize bildirebilirsiniz.

Kültür&Sanat

Tarihin başlangıcından günümüze kadar Türklerin dünya medeniyetine kazandırdıkları

Belgeseller

Kadim Türklerle ilgili pek çok bilinmeyene ışık tutan birbirinden güzel belgeseller

Arkeoloji

Yerli ve yabancı araştırmacıların gerçekleştirdikleri arkeoloji çalışmaları

Duyurular

Türk tarih araştırmalarında son gelişmeler, konferanslar, sempozyumlar

Anasayfa » Kültür&Sanat, Türk Büyükleri

Attila

Attila ve Papa I.Leo'nun buluşması (Allessandro Algardi)

Bütün dünya tarihini yakından ilgilendiren ve herkes tarafından da kendi isimleriyle tanınan çok az insan vardır. iste, dünya milletlerinin büyük birkısmının bildiği ve özellikle Avrupa halklarının çoğunun milli kahramanı, birbölümünün efsanelerine ve hatta destanlarına kadar giren bir kisidir, Attila.

Dünyadaki bir kısım tarihçi için yeryüzünün gelmis-geçmis en büyükhükümdarları arasında hiç süphesiz Attila ve Çingiz Han’ın yerleri bambaskadır.ikisi de sadece mensubu bulundukları milletlerin tarihlerinde ve kültürlerinde değil, dünyanın asağı-yukarı yarısına yakın bir topluluğunun kaderinde sözsahibi olmuslardır. Hususiyetle M.sonra 5. yüzyılda gerçeklesen Hun akınları veAttila’nın Avrupa’daki faaliyetleri bugünkü Avrupa’nın sekillenmesinde önemlirol oynamıstır. Tarihte “Kavimler Göçü” diye de anılan bu hareket sonucunda,yer-yüzünden birçok halk kalktığı gibi, yeni yeni devletler ve toplulukların daortaya çıkması söz konudur.

Tarihi kaynaklardan takip edebildiğimiz kadarıyla Hun adıyla anılanTürklerin Asya’da kurdukları hanedanlıklar su veya bu sekilde, 5. asrın ikinciyarısına değin varlıklarını sürdürmekle beraber, daha önceki zamanlarda vukuagelen bölünmeler sebebiyle zaman zaman batıya doğru göçmüslerdir. Bu göçler ve ayrılıkların en büyüklerinden birisi M.önce 55’lerde meydana gelince KüçükYabgu ile beraber büyük bir Türk-Tölös grubunun, dolayısıyla Hun siyasi adıaltında birlesen Türk kabilelerinin bugünkü Türkistan ve Kuzey Kazakistan bölgesine geldiklerini biliyoruz. Dolayısıyla Hunlar sadece Asya’da varlıklarınısürdürmediler; onlar Avrupa’yı da dize getiren güçlü bir devlet kurdular.Aslında burada ve daha kuzeydeki İdil-Ural Havzasında, Türkler Mo-tun Yabguçağından çok önceleri yurt tutmuslardı. Hem tarihi kaynaklar, hem de Türklere ait destanlar ile efsaneler bunu doğruluyor. Meshur Oguz Kagan’ın seferlerinden birisi Hazar’ın kuzeyine, İdil-Ural ve Doğu Avrupa topraklarına olmus, bumıntıkada bir Türk idaresi tesis edilmisti. Buna bağlı olarak, Karadeniz’in kuzeyinde bugünde varlığını koruyan Türk soylu halklar gibi, birtakım Fin-Ugorkavimlerinin de etnik olusumunda Türk tesirinin bulunduğunu pekçok ilimadamı savunmaktadır. Konustukları dillerin içindeki Türkçe kelimelerle, bazıgelenek ve göreneklerini de kapsayan kültürel izler bunu ispatlıyor.

İste M. önce 1. asırda batıya gelen Hunların bir bölümü Avrupa’da ortayaçıkan Türklerin temelini olusturdular. Arkasından M.sonra 155’lerde Asya’daki Hunlar ikinci bir darbeye maruz kalmıslar; tarihi eserlerde Kuzey Hunları diyeanılan bu Türklerin büyük bir kısmı, Küçük Yabgu Hunlarına benzer bir sekildeTürkistan’ın batı taraflarına, oradan da İdil-Ural ve Kafkasya sahasınaulasmıslardı. Onlar, 4. yüzyılın ortalarına (355-365) geldiğimizde Kafkasyabölgesi ve Hazar çevresine hakimdiler.

Hunların basında bu sıralarda önce Balam-er, pesinden de Yılduz Kagan’ıgörmekteyiz. M.sonra 400’lerde Hun basbuğu Yılduz (Uldız) Kagan, her ikiRoma’yı da baskı altına almaya baslamıs; Roma içten içe kaynar iken isyanlarve kargasa da alıp basını gitmisti. Yılduz Kagan karsısında düzensiz ve korkakbir düsman olmasını istemediğinden Roma’ya yardım ederek, isyancılardantemizledikten sonra, 409’da Tuna’yı geçip; Trakya’da Doğu Roma’nın umumivalisiyle barıs imzaladı. Kaynakların bildirdiğine göre; Yılduz bu görüsmelerde“günesin battığı yere kadar her tarafı zaptedebileceğini” söylüyordu. Bu Türkcihan hakimiyeti telakkisinin büyüklüğünün bir isaretidir.

Yılduz Kagan’ın 410’larda öldüğü sanılıyor. Ondan sonra basa geçenKara-tonga hakkında maalesef çok az bilgiye sahibiz. Yukarıda belirttiğimiz üzere, Yılduz’ın ardından Türkleri yöneten diğer Türk beyleri Rua (ki bu isimTürkçe bir kelimenin Latin kaynaklarına bozularak geçmis sekli olmalıdır. BelkiYula/ Boyla/ Börü), Muncuk, Ay-bars ve Oktar hepsi onun izinden yürümüsler,her iki Roma’ya karsı da, Yılduz’ın siyasetini sürdürmüslerdir.

420 sıralarında Hunların idaresini iste bu çok değerli dört kardesüstlenmisti. Meshur Attila da bunlardan Muncuk’un oğluydu ve Muncuk erkenyaslarda öldü. Attila’yı amcası Rua yetistirdi. Bu dört kardesin en büyüğü olanRua kagan seçildi ve 422 senesinde Bizans’ı yıllık vergiye bağladı. İki Roma arasındaki iç mücadeleye de karısan Türkler, her iki taraftan da haraç alıyorlardı.Rua’nın hükümdarlığının son dönemlerinde Hun devletinin içinde birtakım anlasmazlıkların yasandığı ortadadır. Bazı Hun beyleri onun hışmından kurtulmak amacıyla Bizans’a sığınmıslarsa da, imparator II. Theodosios’a birültimatom yollanarak, bunların iadeleri istendi. Fakat bu sırada (434) Rua daöldü. Böylece, doğuda Türkler bir fetret devri yasıyorlarken, batı da yeni birgünes doğuyordu ki; bu amcasının yerine devletin basına geçen Attila adındaki Türk asilzadesiydi.

O, çocukluğundan itibaren sıkı bir savas ve devlet eğitimi alan, amcasıyla beraber bütün savaslara katılan; demir bilekli, çelik yürekli bir Türkkahramanıydı. Kardesi Bleda (bu isim de Türkçe bir adın veya unvanın bozulmus sekli olsa gerek; belki Boyla/ Bolat/ Bilge?) daha zayıf olduğundan;hükümdarlıkta ciddi bir talebi yoktu. Bir süre devletin idaresinde kardesineyardımcı olduktan sonra herne kadar Attila tarafından öldürüldüğü söyleniyorsada; bilinmeyen bir sebeple 445 tarihinde vefat etmistir.

Derhal harekete geçen Basbug Attila, 434 yılında Bizans’a diz çöktürdü.Bunun üzerine Doğu Roma, Türklere ateskes yapmak zorunda kaldı.Kostantiniya veya Margus Barısı diye bilinen andlasmaya göre; Bizans hiçbirsurette Türklerin düsmanlarıyla ittifaklara girismeyecek, Türk yurdundankaçanlara kucak açmayacak ve her yıl ödediği vergiyi iki katına çıkaracaktı.

Attila da tıpkı dedesi Yılduz gibi, Roma’yı iç karısıklıklarla boğustuğu birsırada destekledi. Birçok yabancı kavmi Türk hakimiyeti altına aldı. DoğuRoma’ya, yani Bizans’a 441-442’lerde taarruz ettiği gibi, 447’de Balkanlaraikinci defa yürüdü. Avrupalılar kendileri için bunca felakete sebep olan bukisiden kurtulmanın yollarını aramaya basladılar. O zamanki dünyanın tekefendisi haline gelen Attila’yı Romalılar ortadan kaldırmak için bir suikast planı yaptılar. Attila’nın nezdine giden elçilik heyetine sokulan bir casus, Attila’yıöldürmekle vazifelendirildi. Ancak bu heyette bulunan Eçe-kun/ Ede-kun(kaynaklarda bu sahsın adı da farklı yazılıdır) isimli bir Türk durumu öğrenince,Attila’ya haber vermis; o da suikastçilere suçlarını itiraf ettirdikten sonra Roma imparatorunu aşağılamıstır.

Bundan sonra Başbuğ Attila’nın daha önce kendisine bir nisan yüzüğügönderen III. Valentinianus’un kız kardesi Honoria’nın evlilik teklifine olumlu cevap vererek; Roma imparatorluğunda hak iddiasında bulunduğunu görüyoruz.

Arkasından Macaristan’daki merkezlerinden 451 senesinde yola çıkan Türk ordusu, Galya’ya girdi. Haziran 451 tarihinde Roma güçlerini Attila’nın kuvvetleri “Turan Taktiği”yle yenmeyi basardı. 452’de Po Ovası ele geçirildi.Hatta bir korku ve telas basladığından; Papa I. Leo’yu bağıslanmak üzere Romalılar, Attila’ya gönderdiler. Bu durumda bütün hrıstiyan dünyası onun himmetine sığınıyordu; dolayısıyla daha fazla üstlerine gitmenin hiçbir anlamıyoktu. Artık, her iki Roma da Türk hakanına boyun eğmis, sıra doğudaki Sasani şahlığına gelmisti.

Ancak düsmanları Attila’dan kurtulmanın baska bir yolunu buldular.Avrupa’nın en güzel kızlarından birisini ona zevce olarak yolladılar. 453senesinde altmıs yaslarındayken, Attila bu kız tarafından zehirlenmek suretiyleöldürüldü. Herhalde bu kadının ailesi de Attila’nın ordularından büyük zarar görmüstü ve dolayısıyla o, bu isi gönüllü yaptı. Latin-Bizans vesikalarında; Attila’nın bütün milletleri ve dünyayı korkutan bir adam olarak yaratıldığından,gururlu yürüyüsünden, gözlerinden adeta ısık saçtığından, savası sevmesinerağmen hep düsünerek hareket ettiğinden, aklını iyi kullandığından, kendisinden af dileyenleri bağısladığından, sadık adamlarına karsı cömertliğinden, kısa boyluve genis omuzlu olduğundan, elbiseleri, ayakkabıları ve diğer silahlarının askerlerinden farklı olmadığından söz açılmaktadır.

Neticede hrıstiyan dünyasınca isledikleri günahların bedelini ödetmek üzere gönderildiğine inanılan, “Tanrı’nın Kırbacı” veya “Tanrı’nın Kılıcı” diyede anılan, cihan tarihinin en büyük hükümdarlarından birisi ortadan kaldırıldı.Attila’nın sağladığı birlik ve üstünlük maalesef ondan sonra devam etmedi.Daha doğrusu çocukları bunu sürdüremediler. Bunun çesitli sebepleri vardır:Kardesler arasındaki taht mücadeleleri ve kabilelerin öne çıkma kavgaları, bunufırsat bilen Romalı ve diğer Avrupalı kavimlerin saldırıları, Attila Türklerinin varlıklarına son veren etkenlerdendir. Bununla birlikte Avrupa’daki Türk-Hunlartamamen yok olmadılar. Bunların bir kısmı idil-Ural Türklüğünü (Tatar,Baskurt, Çuvas) meydana getirirken, bir bölümü de Bulgar Türkleri ve Macarlar vasıtasıyla günümüze kadar geldiler.

Çağımızda Attila, Çingiz, Kanuni vs. gibi Türk hükümdarların korkusuhalâ Avrupalıların beyinlerinde yasamaktadır. Bir gün yeniden Türklerin arasından böyle kahramanlar çıkarak, Batıyı paramparça edeceğine inanıldığından, Avrupalı daima Türk dünyasına karsı temkinli davranmaktadır.Bununla beraber 5. asırda Attila’nın tokadını yiyen Avrupa’nın bütün hristiyandevletleriyle, kendilerini Bizans’ın devamı olarak gören Yunanlılar ve Rumlar,1071 ile 1453’teki o acı yenilgileri asla unutamadıklarından, her durumda ve ortamda bunun bir sekilde intikamını almak için fırsat kollamaktadırlar.

Bir zamanlar kendilerine dünyayı dar eden Türk ırkına gün göstermemek ve uyuyan kurtu uyandırmamak için el birliğiyle çalısmaktadırlar. Ama Atsız Beg’in dediği gibi; “Attila’nın kanı halâ Türk’ün içinde”.

Polis Degisi, 14/54-55, Ankara 2008
Prof.Dr. Saadettin GÖMEÇ

TSK Mehmetçik Vakfı

Yorum yazın !

Add your comment below. You can also subscribe to these comments via RSS

“Türk Milletinin dili, Türkçedir. Türk Dili dünyanın en güzel, en zengin ve en kolay dilidir.”

You can use these tags:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong> 

This is a Gravatar-enabled weblog. To get your own globally-recognized-avatar, please register at Gravatar