Başyazı »

Yorum Yap |

PaylaşFacebook1TwitterGoogle+1sharesAtın evcilleştirilmesi, Hunların ve Moğolların batıya doğru giderek artan ve beraberinde Hepatit B ve vebayı getiren bir hücumla batılı Hint-Avrupalı çiftçilerin yerini almasını sağlayarak Avrasya’nın çehresini değiştirdi.
Science ve Nature dergilerinde yayımlanan üç araştırmada, uzmanların MÖ 2.500 ila MS …

Read the full story »
Kütüphane

E-kitap olarak sunulan kitapların tamamı tanıtım amaçlıdır. Telif hakkı olduğunu düşündüğünüz eserleri bize bildirebilirsiniz.

Kültür&Sanat

Tarihin başlangıcından günümüze kadar Türklerin dünya medeniyetine kazandırdıkları

Belgeseller

Kadim Türklerle ilgili pek çok bilinmeyene ışık tutan birbirinden güzel belgeseller

Arkeoloji

Yerli ve yabancı araştırmacıların gerçekleştirdikleri arkeoloji çalışmaları

Duyurular

Türk tarih araştırmalarında son gelişmeler, konferanslar, sempozyumlar

Anasayfa » Kültür&Sanat, Türk Büyükleri

Baz Kagan

Paylaş

Şanlı Türk tarihine şöyle bir baktığımızda, zaman zaman Türk Devletinin başına geçen değişik boylarla, aileleri görmek mümkündür. İşte bunlardan birisi olan Oguzlar, tarih boyunca devamlı surette hem bağlı bulundukları hükümetler, hem de kendi kurdukları devletlerle sürtüşme halinde yaşamıştır. Bu bakımdan, Baz Kagan hakkında bilgi vermeden önce, Oguzlar konusunda bir-iki şey söylemekte fayda vardır.

Şimdiye kadar kitabelerden çıkardığımız netice, Oguz adının tek başına kullanıldığı gibi, çeşitli rakamlarla ifade edilen birlikler altında da yaşadığı şeklindedir. Bunun yanı sıra Kök Türkçe yazılı kitabelerde onlar Tokuz Oguz, Üç Oguz, Altı Otuz ve Sekiz Oguz isimleriyle de anılır. O zaman akla şu soru geliyor: Aynı çağlarda bu federasyonların hepsi var mıydı? Eğer yazıtlara bakacak olursak; Oguzlar, Uygurlar iktidara gelmeden önce Tokuz Oguz’dular. Ancak, Uygur dönemine ait Şine Usu Yazıtı’ndan Uygurlar devrinde Sekiz Oguz diye bir boy birliğini öğrenmekteyiz.

Yine Bilge Kagan Kitabesi’nde Üç Oguz savaşından bahsedilmektedir. Öyle ise, bütün bu federasyonlar 7-9.yüzyıllar arasında mevcutturlar. Bununla beraber, 10. yüzyıldan kalma bazı metinlerde bir Oguz Öge ile onun 24 komutanından haberdar olmaktayız.Demek ki, Oguzlar 10. asrın başında      24 boy halinde bir ittifak meydanagetirmişlerdir. Ancak burada bir şeyi hatırlamak gerekiyor; kitabelerde geçen Oguz federasyonlarının sayısı 26’dır. Fakat bugün için bilinen bir gerçek, Oguzlar 24 boya mensuptur ve iki kısma ayrılırlar; Boz Oklar, Üç Oklar. Görüleceği üzere yazıtlarda tespit edilen yirmi altı sayısından, 10. yüzyıldaki yirmi dört Oguz boyu iki üye eksiktir. Ayrıca Kaşgarlı Mahmud’un eserinde de onlar 22 kabileden ibarettir. Bizim bu konudaki fikrimiz şudur: Çağlar içerisinde Oguz federasyonuna çeşitli boylar girip çıkmıştır. 10. asırda ise federasyon son şeklini aldı. Bütün bu açıklamaların sonunda belki, Oguzların Tölös boylarından ve Türk soyundan olduklarını söylemekte bir sakınca yoktur.

Kök Türkçe yazıtlardan, Oguzların yurdunu Selenge’nin doğusunda tespit ediyoruz. İslam coğrafyacılarının eserlerinde, Yafes’in soyundan gelen Guz (Oguz), Bulgarların kıyısında yer tutmuştur deniyorsa da, bu bilgi daha sonraya aittir ve Oguzların batıya yönelmeye başlamaları, 8. yüzyılın ikinci yarısından sonra olmuştur. Çünkü Kök Türkçe yazılı belgelerde, Kök Türk Kaganlığına karşı ayaklanan Oguzların, Uygurların hakimiyetine de baş kaldırdıklarını ve bu çağın bitiminden itibaren onlarla alâkalı bir kayda rastlanmadığını da biliyoruz. Bu da bize onların batıya doğru kaydıklarını gösteriyor. Orta Asya’daki açlık, kıtlık ve kardeşler arasındaki bu savaşların ardından umumiyetle Sır Derya boylarına gelen Oguzlar, buradaki Peçenekleri daha batıya sürerek, yeni bir yurt tuttular. Muhtemelen Oguz Kagan Destanı’ndaki Peçenek-Oguz mücadelesi bu dönemin izlerini taşımaktadır.

10. asrın ilk yarısında Oguzların başlarında bir yabgunun bulunduğu ve merkezlerinin de Yangıkent olduğunu İslam kaynakları kaydetmektedir. Bu memleket genel manada İrtiş ve İtil Nehirleri arasındaki bozkırları içerisine almakta ve güneyde Sır Derya ve Üst Yurt sahalarını kapsamaktaydı.

İslam tarihçileri Oguzları çok geç tanımışlardır, bu yüzden de zaman zaman Oguzlarla, Uygurları birbirlerine karıştırırlar. Osmanlı’nın da ataları olan bu Oguzların bir özelliği de isyankâr tavırlarıdır. 10. yüzyılın ilk yarısında başlarında Yabgu unvanlı biri bulunan Oguz Türkleri, kendi içlerinde tam bir bütünlük  sağlayamadılar.  Ara-sıra  dini  meselelerden,  ara-sıra  da  iktidar hırsından dolayı birbirleriyle kavga yaptılar.

 

11. asırla birlikte kalabalık Türk kuvvetleri halinde Anadolu ve Suriye bölgelerine gelen Oguzlar, dünya tarihinde çok önemli gelişmelere sebep oldular. İslamiyetin kabulünden sonra Türkmen ismiyle de anılan ve Horasan bölgesinde iyice kuvvetlenen Oguzlar, buraların hakimi durumundaki Gazneliler ile kıyasıya bir mücadeleye girdiler. Tarihteki ilk büyük devletleri Selçukluları Kınık boyuna dayanarak kuran Oguzlar ile Gazneliler arasında devam eden savaşların  en  büyüğü  ve  önemlisi  Merv  civarındaki,  Dandanakan  kalesi yakınında oldu. Selçuklu Oguzları Sultan Mes’ud idaresindeki Gazne ordusunu 23 Mayıs 1040’da müthiş bir bozguna uğrattılar ve böylece Türk Dünyasının lideri oldular. Bazı ilim adamlarına göre bu tarih, Anadolu topraklarında kurulan Türkiye Devleti’nin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Bu Oguzlar, Selçuklu soyunun zayıflamasında da etkili olduktan sonra, Osmanlı hanedanı kanalıyla iktidarı Kayılara bıraktılar ve 600 sene gibi uzun bir müddet Türk-İslam aleminin önderliğini yapmakla beraber, dünyanın da en güçlü ülkelerinden biri olma unvanını kazandılar.

Bilindiği üzere   630 tarihinde Kök Türk Kaganlığının fetret devresine girmesi üzerine, başta batıdaki On Oklar ve bazı beyler ülkenin çeşitli yerlerinde idareyi  üstlenmeye  talip  oldular.  Önce  hanedandan  Yükünç  Şad (Yü-ku)638’lerde On Okların da yardımıyla birliği sağlamaya çalıştı. Ardından 640-648’lerde ise, İllig Kagan mağlûp olduğu sırada, Çin’e teslim olmayan Türkler, Börülü (Aşina) soyundan ve On Okların Tuglu (Tulu/ Törü) grubundan gelen ve unvanı Çince belgelerde Hu-po şeklinde yazılan Ch’i-pi’yi (K’i-pi/ belki Kıpçak ya da Çepni Beg) kagan yapmak istemişler. Fakat Tarduşlar bu zamanda çok kuvvetli olduklarından bu cesareti gösterememişlerdi. Ch’i-pi’nin (Kıpçak Beg) gelecekte kendileri için bir tehlike olmasını istemeyen Tarduşlar, onu ağır bir yenilgiye uğrattılar. Bunun üzerine Kıpçak Beg   (Ch’i-pi), Altay Dağlarının kuzey eteklerinde otağını kurarak, kendisini Küçük Kıpçak Kagan (İ-chu Ch’i-pi) ilan etti. Burası üç tarafı dağlarla çevrili, ancak bir yanından atların ve arabaların  girebildiği,  bereketli  ve  geniş  bir  bölgeydi.  Tıpkı  Türklerin türeyişindeki Ergenekun vadisine benziyordu. Otuz bin kadar adamı vardı.

Tarduşlar tarafından mağlûbiyetinden sonra, daha da kuvvetlenen Küçük Kıpçak Kagan’ı (Ch’i-pi), Karluk ve Kırgızların bir bölümü destekledi. Küçük Kıpçak (Ch’i-pi) Kagan’ın Çin’in tabiyetine girmeyeceğini anlayan imparator T’ai-tsung Uygur, Karluk ve Bugulardan sağladığı destek kuvvetleriyle, Kıpçak Kagan’ın (Ch’i-pi) üzerine yürüdü. Hakanın oğlu gelen müttefik orduyu yendi ise de, Karluk, Uygur, Bugu, Çumukun ve Kırgız gibi kabilelerinin ihaneti ona büyük bir darbe indirdi. O, yüz kadar adamı, karısı ve çocuklarıyla birlikte kaçmayı denedi, fakat Çin ordusu onu Altaylarda yakaladı (650) ve Çin başkenti Chang-an’a getirdi. Böylece Türk milleti bir kere daha birbirini çekememenin neticesi olarak, han yaptığı hanını kaybetmiş oldu.

Bu kez de On Okların Tuglu (Tulu/ Törü) boyuna mensup Ulug Işbara (Ulug Börü/ Aşina Ho-lu) , Nu-shih-pileri de (Arslan Begliler) kendi tarafına çekerek istiklalini açıkladı (651). Ancak Ulug Işbara 657 yılında, Cungarya’da Ebi-nor’un yakınlarında Çinliler tarafından pusuya düşürüldü. Yanındaki az bir kuvvet ile Çinlileri epey uğraştırdı. Binlerce adamını yitirdi. Ulug Işbara kaçmayı başardıysa da, Taşkent bölgesinin yerli ahalisi tarafından yakalanarak, Çin’e teslim edildi. O da tıpkı İllig Kagan gibi esarete dayanamayarak öldü ve onu da İllig Kagan’ın türbesine gömdüler.

Bir  dizi  mücadelenin  ardından  önce,    671  yılında  artık  Kök  Türk aksakalları arasına girmiş olan Tugçu Börü      (Aşina Tu-chi) halkı etrafına toplamaya başladı ve 676’da kendini kagan ilan etti. Nihayet 679’da Bengçi Arslan (A-shih-te Feng-chih) ve Ubangu Arslan (A-shih-te Wen-fu) adlı iki lider, halkı ile beraber Çin’e kafa tuttular. Börülü (Aşina) soyundan ve Çin kaynaklarında adı A-shih-na Ni-shu-fu (İni Çor Börü) şeklinde yazılan Kök Türk beyini kagan seçtiler. Diğer Kök Türk ileri gelenleri de bu ayaklanmayı destekledi. Ancak Çin geleneksel politikasını uygulayarak Türklerin arasını açmayı başardı. Yakalanan 54 Türk beyinin kafaları Çin başkentinde, pazar yerinde kesildi.

Bu arada Ötüken’in merkezi Oguz Türklerinin eline geçmiş idi. Fakat Börülü beylerinden Kutlug Şad, onun kardeşi Kapgan ile Tunyukuk da Çin’in kuzeyinde yeni bir hareket başlatıyorlardı. Çünkü “Türk Tanrısı, Türk milleti yok olmasın diye İl-teriş Kagan ve İl Bilge Katun’u halk içerisinden çekip yükseltmişti”.

 

Onların bu teşebbüsü öyle bir akis buldu ki, çevrelerindeki insanların sayısı gün geçtikçe arttı. 682 ile 687 tarihleri arasında Çin’e onbir sefer açtılar ve bunların neticesinde önemli başarılar kazandılar. Arkasından siyasi ve idari yeni bir düzenleme yapan Kutlug, Orkun’daki Türk başkentine doğru yürüyüşe geçti. Bu sırada Oguzların da başına Baz Kagan vardı. Bu Oguz beyi; Çin’e ve Kıtan’a elçilerini yollayarak, Börülüleri ortadan kaldırmanın yollarını anlattı. O: “Börülü Türkleri yürüyor, onların kaganı yiğit, aygucısı   bilgedir. O ikisi var olduğu müddetçe Çin’i ve Oguz’u da öldürecekler. Çin güneyden, Kıtan doğudan, ben kuzeyden saldırayım”, diyordu.

Bunun üzerine Kök Türk tigini Kutlug’un ayguçısı, yani danışmanı olan Tunyukuk, gece gündüz oturmadan ve dinlenmeden kendilerine karşı bir ittifak meydana getiren Oguzlar, Çinliler ve Kıtanları nasıl yeneceğini düşündü. Çünkü durumları çok kötüydü. Dahilden ve hariçten kuşatılmış gibiydiler. Dışarıdan Çinliler ve Kıtanlar, içeriden de Oguzlar, Börülüleri tehdit ediyordu. Bütün bu olumsuz şartlarda Tunyukuk, Kutlug’un da onayını alarak düşmanlarına karşı harekete geçti. Hem kendi teşebbüslerini meşrulaştırmak, hemde bütün Türk boylarının  itaatını  sağlamak  için  kutlu  yurda  yeniden  sahip  olunması gerekiyordu. Bu yüzden de Baz Kagan’ın idaresi altındaki Oguzların boyun eğdirilmesi şarttı.

Oguzların bu gözü pek başbuglarının Tengri adında bir oğlunun olduğunu da bilmekteyiz. Ancak onun Kök Türk savaşlarına katılıp-katılmadığı hakkında bir belgemiz bulunmuyor. Adına taş yazılan bu çocuğun belki de, Kök Türklerle son vuruşmadan biraz önce öldüğünü söyleyebiliriz. Çünkü, eğer Kök Türk savaşlarına  katılmış  olsaydı,  Orkun  Yazıtlarında  onun  da  adının  geçmesi gerekirdi. Halbuki bu belgelerde böyle bir şeye rastlamıyoruz.

687 senesinde harekete geçen Kutlug, Kapgan ve Tunyukuk’a şans da yardım etmiştir. Aslında pek şans demek doğru olur mu, bu tartışılır ama her zaman olduğu gibi Çinliler ve Kıtanlar müttefiklerini yani Oguzları yalnız bıraktılar.  Togla  Nehri  kıyısında  Baz  Kagan’ın  idaresindeki  Oguzlarla, Kutlug’un  yönetimindeki  Börülüler  arasında  belki  de  Türklerin  Çaldıran Savaşından  önce,  birbirleriyle  yaptıkları  en  müthiş  vuruşmalardan  biri gerçekleşti. Sonuçta, bu harpten Oguzlar yenik çıktı ve Baz Kagan da öldürüldü.Bunun üzerine Kutlug, İl-teriş unvanını aldı. Oguzların teslim olmasından sonra Ötüken Yış, Kök Türk Börülüler (Aşina) ailesinin eline yeniden geçti.

Etraftaki bütün boylar, Oguzlar başta olmak üzere doğudan, batıdan, kuzeyden ve güneyden gelerek boyun eğdi ve Kök Türklere bağlılıklarını bildirdiler. Ama Baz Kagan’ın torunlarının devletlerine karşı isyanları sona ermedi. Onlar tarihleri boyunca hep dik başlı oldular. 8. asrın ikinci yarısından sonra dalga dalga göçler halinde bugünkü Türkistan topraklarına geldiler ve nihayet tarihin en muhteşem devletlerinden birisi olan Osmanlıları      13.  yüzyılda, Türkiye topraklarında tesis ettiler.

Saadettin Gömeç “Türk Tarihinin Kahramanları: 13- Baz Kagan”, Orkun, Sayı 64, İstanbul 2003

Bir Yorum »

  • YİGİT TORUN dedi ki:

    selamınaleyküm adım Yigit Ankaradan yazıyorum dilimizin cok zengin ve cok güzel bi dil olduğu kesin ancak gereken önemi veriyomuyuz dilimizde cok fazla yabancı (İngilizce,Arapca) kelimeler var ve maalesef İngilizce bi zorunluluk haline geldi
    saygılar esselamınaleyküm

    Yigit TORUN/ANKARA

Yorum yazın !

Add your comment below. You can also subscribe to these comments via RSS

“Türk Milletinin dili, Türkçedir. Türk Dili dünyanın en güzel, en zengin ve en kolay dilidir.”

You can use these tags:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong> 

This is a Gravatar-enabled weblog. To get your own globally-recognized-avatar, please register at Gravatar