Başyazı »

Yorum Yap |

Doğu Kazakistan’ın uzak dağlarında yer alan bir mezar höyüğünde 2800 yıllık kraliyet mücevherleri bulundu.
Arkeologlar uzak Tarbagatay dağlarındaki bir mezar höyüğünde, yaklaşık 3.000 altın ve değerli nesneler ortaya çıkardı. Eşsiz olarak nitelendirilen eserlerin, MÖ 8. yüzyılda Orta …

Read the full story »
Kütüphane

E-kitap olarak sunulan kitapların tamamı tanıtım amaçlıdır. Telif hakkı ihlali olduğunu düşündüğünüz eserleri e-posta adresimiz aracılığıyla bize bildirebilirsiniz.

Kültür&Sanat

Tarihin başlangıcından günümüze kadar Türklerin dünya medeniyetine kazandırdıkları

Belgeseller

Türk tarihi ile ilgili hazırlanmış birbirinden güzel belgeselleri bu başlık altında bulabilirsiniz.

Arkeoloji

Yerli ve yabancı araştırmacıların gerçekleştirdikleri arkeoloji çalışmaları, güncel arkeoloji haberleri...

Duyurular

Genel Türk Tarihi alanında yurt içinde ve yurt dışındaki son gelişmeleri bu köşeye ekleyeceğiz. Siz de burada duyurmak istediklerinizi bize iletebilirsiniz.

Anasayfa » Başyazı

Çin ve Maçin

cin-ve-macin


Kaşgarlı Mahmut “Divanü Lugat-it-Türk” adlı eserinde “Tawgaç” maddesini açıklarken aynen şöyle yazar:

“Tawgaç: ‘Maçin’in adıdır. Burası, Çinden dört ay uzaktadır. Çin, aslında üç bölüktür: Birincisi ‘Yukarı Çin’dir ki, doğudadır; buna ‘Tawgaç’ derler. İkincisi ‘Orta Çin’dir; burası ‘Xıtay’ adını alır. Üçüncüsü ‘Aşağı Çin’dir, ‘Barxan’ adı verilir; bu, Kaşgardadır. Lakin, şimdi ‘Maçin’, ‘Tawgaç’ diye tanınmıştır. ‘Xıtay’ ülkesine de ‘Çin’ denilmiştir.

Tawgaç: Türklerden bir bölüktür. Burada otururlar; bu sözden alınarak, bunlara ‘Tat Tawgaç’ denir, ‘Uygur’ demektir; ‘Tat’tır, ‘Çinli’dir. Bu ‘Tawgaç’tır.Tat Tawgaç: Bu sözdeki ‘Tat’ kelimesinden ‘farslılar’, ‘Tawgaç’ kelimesinden de ‘Türkler’ murad edilir”(1).

 

Kaşgarlı Mahmut’un “Aşağı Çin”’i Kaşgar’da göstermesi, Uygurlardan “Çinlidir” diye bahsetmesi kafaları karıştırabilir. Hatta bazıları bu bilgileri farklı amaçlar için kullanabilirler2. Bu durum konunun üzerine gitme ve meselenin aslını anlama ihtiyacını doğurmaktadır.“(2)

Tawgaç” kelimesiyle ilgili çok sayıda tartışma yapılmıştır. Burada bu konu üzerinde ayrıntılı durmayacağız. Sadece ünlü Sinolog W. Eberhard’ın “To-ba” (tabğaç)larla ilgili naklettiği bir bilgiyi vermekle yetineceğiz. Eberhard’ın tamamen Çin tarih kaynaklarına dayanarak naklettiği bilgiye göre, To-ba’lar H’yung-nu boyunun bir bölümüdür. H’yen-bi’lerden türemişlerdir. Çinli bir erkek ile bir Hun kadının evlenmesi sonucunda ortaya çıkmışlardır, fakat H’yung-nu’larda ana egemenliği mevcut olduğundan Çinli sayılmazlar. Bunlar ecdat mabedi makamında bir taşı oyarlardı. Şimal yurtlarından cenuba göç ederlerdi, taş ev içinde göğe, yere, hakanın soyuna kurban keserlerdi. Kurbandan sonra kayın ağaçları dikerlerdi. Bunlardan tanrısal ve kutsal orman meydana gelirdi(3). Bu bilgi, Kaşgarlı’nın “Tawgaç: Türklerden bir bölüktür” ifadesinin anlaşılmasında son derece önemlidir.

Tanrı Dağı ( تنكرى تاغ, Tenğri tağ , 天山)'ndan bir görünüm

“H’yung-nu” (Hun) adına gelince, bu ad Çince tarih kayıtlarında çeşitli şekillerde kaydedilmiştir. Zhou döneminde “Hun-yi” (混夷), “Xun-yı”, “Xian-yun” (猃狁); Chun-qiu döneminde “Rong” (戎), “Di” (狄); Zhan-guo, Qin, Han dönemlerinde “Hu” (胡) veya “ Xiong-nu” (匈奴); Qin, Han döneminden sonra genellikle “Xiong-nu” olarak kaydedilmiştir. Wang Guo-wei’e göre, yukarıda değişik biçimlerde kaydedilen kavimlerin hepsi Hunlarla aynı ırktandır(4). Beşbalıklı Uygur tercüman Sıngku Seli Tutung’un 10. yüzyılın ilk yarısında Çinceden Uygurcaya tercüme ettiği “Hüen-Tsang (Xuan-zang)’ın Biyografisi”nde “Xiong-nu” adını “türk (y)očul bodun” (Göçebe Türkler) diye çevirmesi de bunu teyit etmektedir(5). Di (狄) “Türk” adının Çince ahenk tercümesidir. Di (狄)ler “Kızıl Türk (赤狄)= Güney Türkleri”, “Ak Türk (白狄) = Batı Türkleri”, “Kök Türk (青狄) = Doğu Türkleri” olmak üzere üç büyük kola ayrılmışlardır(6). Kızıl Türkler bugünkü Moğol yaylalarının güneyi ve Tai-hang shan Dağları’nın civarında, Ak Türkler Moğol yaylalarının batı ve bugünkü Kuzey Shanxi tepelerinde yaşamışlardır7. Bugünkü Çin’in Shanxi, Sanxi, İç-Moğolistan, Hebei’deki Taihang Shan dağları ve Daqingshan dağları Türklerin yaşadıkları yerler olarak bilinmektedir(8). Çince tarih kaynaklarına göre, bunlar yün elbise giyip, kuş tüyü takarlar, yer altı evi veya mağarada yaşarlar, tahıl yemezler, köpeği kutsal sayarlar (9).

 

Tayvanlı Türkolog Liu Yi-tang’a göre, “Hu” ve “Xiong” Hunca “Qun”, “Khun”, “Kun”, “Hun” kelimelerinin Çincedeki değişik tercüme biçimleri olup, “insan”, “halk”, “ahali” anlamlarındadır(10).Hunlar başlangıçta Di (狄) kabile birliği içerisinde  yer alan bir kabile olup, M. Ö. 8. yüzyılda güçlenerek birlik içerisinde önemli siyasi güç hâline gelmişlerdir.

Türkler ve Uygurların Hunlardan geldiğine dair kayıtlar Çin kaynaklarında bolca bulunmaktadır. Mesela:

“Türkler, Hunların başka bir ırkındandır” (11)

“Uygurların ataları Hunların soyundandır”(12)

“Uygurların ataları Hun ırkındandır

“Uygurlar Hunların değişik soyundandır”(14),

“Uygurların ataları Hunlardır”(15).

Bu açıklamalardan sonra şimdi “Çin” terimini incelemek yerinde olacaktır. Çinliler kendi ülkelerine “Çin” değil, “Zhong-guo” derler. O halde “Çin” adı ne zaman ortaya çıkmıştır? Bu teriminin tarihi köklerinin iyi anlaşılması için, Çin tarihinin başlangıç yıllarına gitmemiz gerekecektir.

Çin tarihinin başlangıcıyla ilgili olarak Tayvanlı bilim adamı Zhong Yi-ren şöyle der: “Çin tarihini Han milleti başlatmış değildir. Han milleti, Çin’de ilk devleti kuran millet değildir. Eğer bu tarihî kayıtlar olmasaydı, Han milleti sonra belki bunu kabul etmeyeceklerdi, hatta Hua-xia milleti ile diğer milletler arasındaki karmaşanın Çin’de tarihle beraber başladığını kabul etmeyeceklerdi”. (16)Bu ifade çok önemlidir. Çin tarihi böyle bir bakış açısıyla ele alınmalıdır.

Çinliler Huang-di ve Yan-di’yi efsanevi ataları olarak görürler. Fakat Huang-di ve Yan-di’nin etnik kökenleri Çinli değildir. Aslında “Yan-di ve Huang-di kabileleri Huang-he (Sarı Irmak) Nehri’nin baş mecrasında yaşayan Qiang (Çyang) denen bir kabileden oluşmuştur. Qiang kabilesi o dönemdeki Çin topraklarında Yi, Di, Man kabilelerinden sonra, kuzeybatı Çin’in doğu tarafları ve güneybatı Çin’in kuzeydoğu taraflarında hayvancılıkla uğraşan göçebe bir kabile idi. Sonra Qiang (Çyang) kabilesi içerisinden çıkan Yan-di ve Huang-di adlı kişiler kendilerine bağlı bazı klanları alarak Huang-he (Sarı Irmak) Nehri’nin orta mecrasına, yani bugünkü Kansu eyaleti ile Shanxi eyaletinin birleştiği yerlere göç ederek yavaş yavaş yerleşik hayata geçti ve ‘Yan-di’, “Huang-di’ kabilesi denen isimle adlandırılmaya başladı”(17). Buradaki Qiang(Çyang)lar Çin’in batısında yaşayan kabileler birliğidir. Bunlar Çince tarih kayıtlarında sık sık “羌氐” (Qiang-di) adıyla da görülmektedir. Qiang (Çyang)ların bugünkü Tibetlilerin ataları oldukları söylenir. Bu konuda Mesudî’nin Tibetlilerle ilgili naklettiği bir bilgi oldukça önemlidir. Mesudî: “Tübbet toprakları Çin’den ayrı bir ülkedir. Ülke halkının çoğunluğu Himyeridir….Bunların bir kısmı yerleşik, bir kısmı göçebedir. Göçebe olanları Türktür ve oldukça kalabalıklardır. Diğer Türk göçebelerinden hiçbiri onların karşısında duramaz. Diğer Türkler arasında itibarlı yerleri vardır. Çünkü eskiden hükümdarlar onlar arasından çıkardı ve diğer Türklerin inançlarına göre hükümdarlık yine onlara dönecektir.”(18) demektedir. Qiang (Çyang)lar ile Zhou (Chou)lar arasında dünürlük ilişkisi vardır, o nedenle Zhou (Chou) lar kendilerinin Qiang (Çyang)lardan geldiklerini ifade ederler. (19)Zhou (Chou)ların Türk oldukları bilimsel olarak kabul edilen bir husustur(20).

Konuyla ilgili olarak, “Shanhai Jing” (Dağ ve Denizler Hakkında Açıklama) de: “Kuzey Türklerinin devleti vardır. Huang-di’nin Shi-Jun adında torunu olup, Shi-Jun Kuzey Türkleri arasında doğmuştur.”(21) demektedir. Ancak Çinli bilim adamı Chen Lian-kai buna aslı olmayan efsane diye bakmaktadır. Bu örnekte görüldüğü gibi, Çinli bilim adamları Çince tarih kaynaklarındaki Türklerle ilgili kayıtları kullanırken işlerine gelmeyenleri bir kenara atma eğilimindedirler.

Yukarıdaki kayıt ve bilgilerden Çinlilerin efsanevi ataları olarak gördükleri Hunag-di ver Yan-di’nin etnik köken itibariyle Çinli olmadıkları net olarak anlaşılmaktadır. Çin tarihinin başlangıç dönemlerinde kurulan ilk devletlerin de Çinli olmayan kavimler tarafından kurulduğunu yine Çince tarih kaynaklarından öğreniyoruz.

Çin tarihinde kurulan ilk devlet Xia (Şia) Hanedanlığı’dır (M. Ö. 21. – M. Ö. 16. yüzyıllar). Bu devletin kökeniyle ilgili “Tarih Kayıtları. Altı Ülkenin Yıllıkları”nda şöyle denir: “Yu (Yü) Batı Qianglar (Çyang)ı arasında baş göstermiştir”(22). Buradaki Yu (Yü) ise Xia Hanedanlığı’nın kurucusudur. Mengzi de Yu’nun Batı Qiang(Çyang)lardan olduğunu ifade etmektedir(23). “Tarih Kayıtları”nda “Hunların ataları Xiaların son sülalesinin soyundan olup, ona Chunwei denirdi” şeklinde bir kayıt bulunmaktadır24. Hunlar Xiaların soyundan geldiklerine göre, mantık itibariyle Xia devletini kuranların Hun olması gerekir. Çin tarihinde kurulan ikinci devlet Shang Hanedanlığı’dır(M.Ö. 16. – M. Ö. 11. yüzyıllar). Shanglar aslında Doğu Barbarları (東夷)’ından  olup  göçebe aileden  çıkmışlardır(25).  Bunlar,  zamanla  Çin  kültürü  içerisinde  asimile olmuşlardır(26).

Çin tarihinde Shang Hanedanlığı’ndan sonra kurulan devlet Zhou (Chou) Hanedanlığı’dır (M.Ö. 11. yüzyıl – M. Ö. 256. yıllar)   Zhou (Chou)lar batıdan gelmedir. Chen Lian-kai de “Zhou (Chou)lar kendilerini Jin’in güneyinden batıya göç eden Xiaların bir kolu olarak görmüşlerdir, Türkler (戎狄) arasında ortaya çıkmışlardır(27) diyor.   Bütün   bunlardan   anlaşıldığı   gibi,   Çin’in   erken dönemlerinde kurulan devletler Çinliler tarafından kurulmuş değildir.

Çin  tarihinde  kurulan  dördüncü  devlet        “Qin(Ch’in)/Çin”   (秦)  adını taşımaktadır.   “Qin/Çin”  devleti       “Qin/Çin”  Beyliği  temelinde  kurulan  birdevlettir. “Tarih Kayıtları. Qin/Çin Hakkında Notlar”daki bilgilere göre, Qin/Çinsülalesi aslında batıdaki Türkler (戎狄)e mensup bir kabile idi. M.Ö. 9. yüzyılda, Zhou Hanedanlığı’nın hükümdarı Zhou Xiao-wang onların “Qin/Çin” denen yere, yani   bugünkü   Kansu   eyaletindeki   Tianshui (Göksu)   İlçesi   civarındayerleşmelerine  izin  vermiştir.  M.Ö.    770  yılına  gelindiğinde,  Zhou  Ping-wangonların doğuya, yani bugünkü Shanxi eyaleti sınırları içerisine taşınıp devlet kurmalarına izin vermiştir. M. Ö. 626 yılında Qin/Çin devletinin hükümdarı Qin Mo-gong kendisini Zhou devletinin bir beyliği olarak tanımış ve kendi ülkesine “Qin/Çin” demiştir(28).

Enver Baytur’a göre, Qin/Çin Beyliği’nin hükümdar zümresi Çinli (Hua-xia, Han), tebaası tamamen Türkler(狄)den oluşmaktadır. MÖ. Ö. 753 yılında Qin Wen-gong   Beylik   hukuk   düzenin tamamen   Türklerin   adetlerine   göre düzenlemiştir. M. Ö. 621- 659 yıllarında Qin Mo-gong doğudaki Jin Beyliği’nin topraklarını  ele  geçirerek  güçlü  bir  beylik  haline  gelmiştir.  Qin/Çin  Beyliği Türklerin gücü, savaşçılığı ve bol maddi kaynaklarına dayanarak devamlı olarak topraklarını  genişletmiştir.  Qin/Çin  Beyliği  hükümdarları,  Çinlilerin  yönetim düzenini uygulamaya koymak ve Çin kültürünü benimsemek suretiyle Qin/Çin Beyliği’ni Çin devletine dönüştürmek için çok çaba sarf etmişlerse de, Türklerin köklü adetlerini yok edememişlerdir. Onun için diğer Çin beylikleri Qin/Çin Beyliği’ni Türk Beyliği olarak gördükleri için kendi aralarına almamışlardır. M.Ö.  4.  yüzyılda  reformcu  Shang  Yang  Qin/Çin  Beyliği’nde  büyük  bir  reform hareketi başlatmış ve bu reformlar sonucunda Qin/Çin Beyliği hızlı bir şekilde gelişmiş ve güçlenmiştir. M. Ö. 238 yılında Ying Zheng adındaki prens tahta çıkmış, etrafındaki diğer beylikleri yok ederek Qin/Çin Hanlığı’nı kurmuş ve bütün Çin’i birleştirmiştir. Ying Zheng kendisini de Qin Shi-huang (Qin/Çin hanedanlığı’nın İlk Hakanı) diye ilan etmiştir. Qin Shi-huang da çeşitli reform hareketlerini gerçekleştirmiştir. Bu reform hareketleri Qin/Çin’in esas ahalisi olan  Türklerin  hızla  Çinlileşmelerine  neden  olmuştur.  Bu  devlet  Qin  Shi-huang’ın zalimce politikalar yüzünden patlak veren isyanlar sonucunda 14 yıl hüküm sürdükten sonra ortadan kalkmıştır. Qin/Çin’den sonraki Han, Sui, Tang, Song, Yuan, Ming ve Qing Hanedanlıkları işte bu Qin/Çin Hanlığı’nın temelinde  kurulmuştur(29). Qin/Çin  devletinin  kurulmasından  Qin  Shi-huang dönemine kadar geçen beş yüzyıllık süreçte Türkler tamamen Çinlileşmiştir.

İktidarı kısa sürmüş olmasına rağmen, Qin/Çin Hanedanlığı’nın kudreti ve ünü dünyaya yayılmış, batıdaki kavimler Qin/Çin Hanedanlığı yıkıldıktan sonra  kurulan  diğer  devletlere  de “Qin/Çin”,  bu  ülkelerin  tebaasına  da“Qinli/Çinli   (秦人)  demeye  devam  etmişlerdir.  Hindistan  gibi  ülkelerde  Çin’e “Zhina” denmiş, sonra bu batılılara “China” şeklinde geçmiştir(31). Arapçada “Çin” için kullanılan “Sin” adı ise Orta Çağ Sanskritçesindeki “Cina” kelimesinden gelmedir ki, bu kelimenin kökeni de “Qin/Çin”dir(31).

Bugünkü Çinlilerin Qin/Çin Hanedanlığı’ndan önceki etnik ismi “Xia”(Şia) idi. “Xia” hem coğrafi ad hem etnik grubun adı idi(32). Xia Hanedanlığı’nın coğrafi olarak Shang ve Zhou(Chou) Hanedanlığı’nın ortasında yer alması nedeniyle“Zhong-guo” (中國 “Orta Ülke”) denmiştir(33). “Zhong-guo” adı sonradan “göğün oğlunun oturduğu şehir”, “dünyanın merkezi”, civardaki ülkelere nispetle de “merkezî ülke” gibi anlamlar kazanmıştır(34).   Dolayısıyla Sıngku Seli Tutung da “Zhong-guo” adını “ortun il uluš” diye çevirmektedir(35).

Çinliler, yani Han (漢)lar epey uzun bir süre Qin/Çin devletini barbar Türk (夷狄)lerin devleti diye aşağılamış ve dışlamışlardır. Qin/Çin devletini yıkan Han Hanedanlığı döneminden itibaren kendilerine “Han” (漢人) demişlerdir. Han (漢) bugünkü Çinlilerin etnik adı olarak hâlâ kullanılmaktadır.

Buna benzer bir örnek “Kitay/Kıtay/Hıtay” adında görülmektedir. Bilindiği gibi, Çin’de Liao Hanedanlığı (M. S. 907 – 1125) Kıtanlar tarafından kurulmuştu. Kıtanlar, Çince tarih kaynaklarında Hunların evlatları olarak gösterilmektedir(36). Bunlara  Türk  diyenler de  vardır. Dolayısıyla Liao  döneminde  kuzey  ve  batı kavimleri Çin’e “Kıtan” demişlerdir. Ming hanedanlığı döneminde ise Hanların Kıtanlara   “Qita”    (Kita),    “Qitayi”    (Kitayi)  dediklerini  görüyoruz.  Bu  terimmüslüman yazarları tarafından “Hitai” ya da “Hatai” şeklinde, Avrupalı yazarlar tarafından ise “Catai”, “Cata” veya “cathay” şeklinde kaydedilmiştir(37). Bugün de Ruslar Çin’e “Kitay” demekte, Orta Asya Türkleri Çin’e ve Çinlile’e “Kıtay” veya “Hıtay” demektedirler. Yani aslında bir kabile adı olan “Kıtan” kelimesi tıpkı “Qin/Çin” adı gibi bütün Çin’i ifade eden bir coğrafi isime dönüşmüştür.

“Tabgaç/Tawgaç/Tavgaç”   adı da böyledir. “Tawgaç/Tabgaç/Tavgaç” adıSiyanpi,  yani  Sibir  kabileleri  içerisindeki    “Tuo-ba”   (拓跋)  veya  “Tuo-ba  Shi”(拓跋石) diye bilinen kabile adından gelmedir. Tuo-ba kabile konferderasyonunda Hun,  Dingling,  Kırgız,  Jujuan,  Wuhuan  ve  doğu  Siyanpileri  gibi 31  kabile bulunuyordu(38).   Tuo-ba’lar (拓跋) Kuzey Wei Hanedanlığı (M. Ö. 386 – 534) nı kurarak Çin’i aşağı yukarı 150 sene hakimiyeti altında tutmuştur. Dolayısıyla batıdaki  kavimler  Çin’i “Tabgaç” (Taughast)  adıyla  anmışlardır.  Orkun Yazıtları’nda da görülen “Tabgaç” adı Orta Asya’da Çağatay dönemine kadar kullanılmaya devam etmiştir(39).

Görüldüğü gibi, Çin’de hangi etnik grup hakimiyeti ele geçirip güçlendiyse batıdaki kavimler Çin’i o etnik grubun adıyla anmış ve kaydetmişlerdir. Oysa Çinliler(Hanlar) ne “Qin/Çin” adını, ne “Kıtay” adını, ne de “Tabgaç/Tawgaç” adını benimsemişlerdir. Onlar kendi ülkeleri için eskiden beri “Zhong-guo” (中國),kendileri için de “Xia” (夏), “Han” (漢), “Han-ren” (漢人), “Han-zu”        (漢族), “Hua-xia” (華夏) terimlerini kullanmışlardır.

Yalnız ilginç olan şudur ki, “Tabgaç/Tawgaç” adı Tang/T’ang Hanedanlığı (唐朝) için de kullanılmıştır.   Mesela Sıngku Seli Tutung “Hüen-Tsang (Xuan-zang)’ın  Biyografisi”nde  Çince  唐朝      (Tang-chao:“Tang/T’ang  Hanedanlığı”)yı“t(a)vgač” diye tercüme etmektedir: “il-lig barca t(a)vgač ilingä kirdi” (Devletlerin hepsi Tang Hanedanlığı’na girdiler)(40). Eğer Tang Hanedanlığı’nın etnik, siyasi ve kültürel yapısını incelersek, bu durumu daha iyi görebiliriz.

Tang/T’ang Hanedanlığı, Sui Hanedanlığı Tai-yuan Vilayeti’nin valisi Li Yuan  ile  Doğu  Türk  Kağanlığı’nın  kağanı  İşbara’nın  işbirliği  sonucunda kurulmuştur. An Lu-shan, Li Shi-min gibi ünlü Türk kumandanlar, Tang/T’ang Hanedanlığı’nın  hizmetinde  bulunmuştur.  Sonra  bu  kumandanlar,  Tang Hanedanlığı’na  karşı  isyan ettiklerinde, Çinliler  Uygurların  yardımıyla  isyanı bastırmış ve hanedanlığını koruyabilmişlerdir. Tang/T’ang dönemi şairlerinden Du Fu’nun “Kuzey Seferi” adlı şiirinde bu durum şöyle yansıtılmıştır:

Yine esti kuzeybatıdan rüzgar,

Getirdi Uygur’u buraya kaygılar.

Hanı işbirliğine istekliymiş,

At binmede askeri çevik imiş.

Gelmiş beş bin askeri saf saf olup,
On bin kadar soylu atı koşturup.

Her ne kadar cesur ise de onlar, İyi olur az gelirse o kadar.

Uygur askeri sanki  sungur imiş,
Düşmana ok gibi uçarlarmış.

Han onlara umudunu bağladı,
Başka söze kulak bile asmadı(41).

O  dönemde  Tang/T’ang  Hanedanlığı’nın  değişik  bölgelerine  dağıtılarak yerleştirilen Türklerin sayısı da yüz binleri bulmuştur. Binlerce  Türk ailesi, başkent Chang-an’de yerleşmiştir. Türkler Tang/T’ang Hanedanlığı’nın pek çok siyasi ve askeri işlerinde yer almıştır. Dolayısıyla Tang/T’ang Hanedanlığı’nın hükümdar sülalesinin kan ilişkisi çok karışıktır(42).

Türklerin Tang/T’ang Hanedanlığı dönemindeki Çinliler üzerinde kültürel etkileri  ise  şaşırtıcı  boyutlardaydı.  Sinolog  Edward  Schafer’e  göre,  Türk kıyafetleri, Türk yemekleri ve Türk müziği Tang Hanedanlığı toplumunda bir tutku hâline gelmişti. Özellikle Shenyang ve Luoyang Türk modasının en yaygın olduğu  şehirler  arasındaydı.  Toplumda  Türk  kıyafetleri  taklit  ediliyordu. Erkekler ve kadınlar sefere çıktıkları zaman, özellikle ata bindikleri zaman “Türk Kalpağı”  giyerlerdi. 7.  yüzyılın  ilk  yarısında  soylu  hanımlar  başörtüsü  olanceketleri  seviyorlardı.  Şapkası  ve  peçesi  birlikte  bulunan  bu  tür  kıyafete  o dönemde “mu-li”(burçek ?) denirdi. Gerçekte bu bir çeşit ….benzer bir kıyafet olup, yüz ve vücudun büyük bir kısmını örterdi. Bu kibirli hanımların hem kimliğini saklamalarına yarar hem de onları kaba insanların meraklı nazarından korurdu. 8. yüzyılın ilk yarısında, kadınlar başlarına Türk kalpağı giyer, hatta güzel  makyajlı  yüzlerini  ortaya  çıkarıyorlardı.  Erkeklerin  ata  binerken kullandıkları   kıyafet   ve   çizmeleri   giyerek,   sokaklarda   kamçı   çalıp   at koşturuyorlardı. 8.  yüzyılda  saray  hanımları  arasında “Uygur  saçı”  modeliyaygınlaşmıştı. Türk yaşam tarzını takip etme uğruna bazı soylular pek de rahat olmayan çadır hayatına katlanıyor, hatta şehir içerisine bile çadır kuruyorlardı. Şair Bai Ju-yi, kendi avlusuna iki gök çadır kurmuştu. Misafirlerini çadırda ağırlar,  onlara  çadırın  yararlarını  anlatırdı.  Şehirdeki  çadırlarda  ikamet edenlerin içerisinde en ünlülerden biri Yüce İmparator Tang Tai-zong’un oğlu Li Cheng-qian idi. Veliahd Cheng-qian gündelik yaşam dail her alanda Türkleri taklit etmeye çalışırdı. O sadece Türkçe konuşurdu, Çince konuşmazdı. Üstelik saraya gerçek gök çadırı kurdurmuştu. Kendisi de gerçek  Türk  kağanı gibi giyinir, çadırın önündeki kurt başlı bayrağın altında oturur, haşlanmış kuzu etlerini  bıçağıyla  sıyırarak  yerdi.  Ona  hizmet  eden  köleler  de  Türk  elbisesi giyerlerdi. O dönemde Tang hanedanlığı toplumuna dışarıdan gelen yiyecekler arasında, en yaygın olanı değişik biçimdeki küçük “Türk börekleri” idi. Bunların içerisinde susamlı “zheng-bing”(aralarına yağ sürülerek yapılan bir tür katlama börek) ve “jian-bing” kişilerin beğenisini kazanmıştı. O dönemde Türk modası dil ve yazıya kadar intikal etmişti. Tang Hanedanlığı mensuplarından bazı kişiler Türkçe konuşuyorlardı, hatta o dönemde aydınlar arasında kullanılan Türkçe-Çince Sözlük bulunuyordu. Ayrıca Tang Hanedanlığı’na ait bazı şiirlerde, Türk şarkılarının  Tang  şiiri  üzerindeki  etkileri  de  görülüyordu.  Tang  Hanedanlığı dönemindeki bu Türk modasından rahatsız olan bazı kişiler de vardı. Mesela şair Yuan Zhen, 8. yüzyılın sonlarında şöyle yazmıştı:

Türk atlarının çıkardıkları toz dumanla,

Yün, koyun kokusu sardı Shenyang, Luoyang’ı.

Kadınlarımız Türk kadını gibi süslenip,

Şarkıcılarımız icra ediyor Türk müziği.

Tang Hanedanlığı fermanla bu tür davranışları yasaklamaya çalıştıysa da bir faydası olmamıştır(43).

“Çin” teriminin ifade ettiği coğrafi alanlara gelince, bu oldukça karışık bir meseledir. Çin kaynaklarında da değişik anlamlarda kullanılan buna benzerkelimeler vardır. Mesela, Xi-yu “西域” kelimesi “Batı bölgesi” anlamında olup, Çinliler eskiden batıdaki bütün bölge ve ülkeleri bu kelimeyle ifade etmişlerdir. Hu “胡”, Hu-ren “胡人” kelimeleri de Çin’in kuzeyinde ve batısında yaşayan tüm yabancı kabile ve milletleri ifade etmektedir. Tıpkı bunun gibi, “Çin” terimi de Qin/Çin devletinden sonra batıda yaşayanların, doğudakiler için kullandıkları bir isim hâline gelmiştir. Dolayısıyla Kaşgarlı Mahmud’un eserinde geçen “Çin” ve “Çinli”  terimlerini  bu  açıdan  değerlendirmemiz  gerekmektedir.  Kaşgarlı Mahmut Divanü Lugatit-Türk’te “Çin ve Maçin halkının ayrıca dilleri vardır. Bununla beraber şehirliler Türkçe’yi iyi bilirler. Mektuplarını, bize, Türk yazısı ile yazarlar”(44) diyor. “Barxan” maddesini açıklarken “Barxan, aşağı Çin’in adıdır. O, Kaşgar yakınında bulunan bir dağın tepesindeki kaledir, aşağısında altın madenleri  bulunur”(45)der.  Bir  başka  yerde  ise“Çin  ülkesi  Tibetin  doğu tarafındadır.  Batı  tarafında  Kişmir,  kuzeyinde  Uygur  illeri,  güneyinde  Hind denizi  bulunur.”(46) demektedir.  İbni  Haldun  da “Mukkadime”  adlı  eserinde“Hindistan Tibet’in güneyinde, Çin ise Tibetin doğusunda olup, Çin ülkesi bu kısmın sonuna kadar uzanır” diyor(47). İbni Batuta “Çin” ile “Hita”yı farklı bölge olarak  göstermiştir. “Kan,  Çin  ve  Hita’nın  hükümdarıdır”(48).  Ona  göre  Hita,başkent Han balık’tan üç aylık mesafededir ki, Karakurum ve Bişbalık Hita şehirlerindendir.

Yusuf Has Hacib “Kutadgu Bilig” adlı eserinde Kutadgu Bilig için “Çin ve Maçin hakimlerinin hepsi bunun güzelliğini öğmüşlerdir.   Türk, Çin ve bütün maşrik illerinde, dünyada bunun gibi başka bir kitap yoktur”. “Çinliler ona Edebü’l-müluk derler, Maçinliler onu Enisü’l-memalik diye adlandırırlar”(49) der. Buradaki Çinli ve Maçinlilerin Hanlar olduğu düşünülemez. Çünkü o dönemde “Kutadgu Bilig”in Çinceye çevrildiğine dair bilgi yoktur.

 

Çin’in “Yukarı Çin”, “Orta Çin” ve “Aşağı Çin” diye üçe ayrılması, Siyanpi hükümdarı  Tanışkuy (Tan  Shı-huai)un  ele  geçirdiği  toprakları  üçe  bölerekyönetmesi ile ilgili olduğu bilinmektedir. Tanışkuy, M.S. 170’li yıllarda yüz bin kişilik ordusuyla doğuda Sarı Deniz, batıda Balkaş Gölü ve İli vadisi, kuzeyde Sibirya dağları ve Baykal Gölü, güneyde Çin Seddi’ne kadar olan toprakları ele geçirmiş ve bölgeleri üçe bölerek askeri valiler aracılığıyla yönetmiştir(50).

 

Kırzıoğlu  M.  Fahrettin,       “Dede-Korkut  Oğuznameleri”  adlı  kitabında“Cenasdan”  diye  bir  ülkeden  bahsetmekte,    “Cenasdan”  için   “Çinistan=DoğuTürkistan ve Orhun boyları”diye açıklama yapmaktadır(51). Yazarın aynı eserde naklettiği bir bilgi çok ilginçtir: “Çen milleti, Çin’in çok batısında, Aftalitler’in doğusunda  ve  Kaşgar’ın  yanında  idi”(52).  Yazar “Çin/Çen”  adının  ilk  ve  ortaçağlarda  Saka   (İskit),  Hun  ve  onların  varisleri  Kök-Türk  ve  Uygur,  hatta Karahanlılar için kullanıldığını delilleriyle  göstermiştir(53). Onun naklettiği bir bilgiye  göre, 11.  yüzyıllarda  yazılan “Tarikhu  Bab  ve’l-Ebyab”ın  Farsça tercümesinden XVIII. yüzyılda Türkçeye çevrilen “Derbendname”de Dağıstan’daH.41 (660) yılında Arap Başbuğu Bahili Selman ile savaşan “Khazari Taifesi” hükümdarına, “Khakan-ı  Çin”;  ve  h. 103 (722)  yılında  yine  Demirkapı-Demirbend(Dağıstan)  çevresinde  ünlü  Arap  Serdarı  Mesleme  ile  vuruşan Khazarlı Şehzade’ye de, “Çin Khakanı oğlu Bars-Bek” denmiştir(54) .

Uygur efsane ve halk hikayelerinde geçen “Çin” ülkesiyle ilgili detaylar da bu ülkenin Doğu Türkistan ve Orta Asya bölgesi olduğunu gösteriyor. Mesela “Tılsımlık Kel’e” (Tılsımlı Kale) adlı Uygur efsanesinde “Ferhat, Çin şahının Şirin adlı  kızını  beğenmiş”  denmektedir(55). “Perhat  Östingi” (Ferhat  Kanalı)  adlıefsanede ise “ Çin şehzadesi Ferhat kendine uzak olmayan bir komşuülkenin güzel  prensesi  Şirin’e  aşık  olmuş”  denmektedir(56).  Bazı  efsanelerde “Çin”  ve“Maçin”  kişi ismi olarak geçmektedir. Mesela, Uygur efsanelerinden “Çin ve Maçin” adlı efsanede şöyle denir: “Çin bini Yafes çok akıllı, zeki ve uyanık ve tedbirli imiş. Babası bir şehir kurup oğlunun adıyla “Çin” diye adlandırmış. …Çin’in hanımı yüzü nurlu, temiz yüzlü bir oğul doğurmuş. Ona “Maçin” diye ad vermiş”(57).

“Maçin”  adına  gelince,  Uygur  efsanelerinde  Hoten  bölgesine        “Maçin dendiğini görüyoruz. Mesela, “Hezriti Seideli Arslanhan” adlı efsanede “Hazreti Said  Ali  Arslanhan  Kaşgar’da  padişah  olduğu  günlerde,  Maçindeki  Uygur Budistlerinden  Çoktıreşit  elli  bin  askerle  gelip  Kaşgar  şehrini  kuşatmış” denmekte ve “Maçin” için “Bugünkü Hoten” diye açıklama yapılmaktadır58. “Töt İmam”  adlı  efsanede  şöyle  denir: “Dört  imamın  adı  Nasrettin,  Muhiddin,Zuhuriddin,  Kavamıddın  olup,  söylentilere  göre,  bunlar  Madayin’i  hanlığın başkenti yaparak civardaki bölgeleri yönetiyorlarmış. Maçin (Hoten)’e giden yedi imamın Kaşgar ile Maçin’i alarak zaferle dönmekte olduğu haberi Madayin’e ulaştığında dört imam vezir vüzeralarıyla önüne çıkıp karşılamışlar”59. Bunlar efsanelerdir,  ama  halkın “Çin”  ve “Maçin”  ülkesiyle  ilgili  tasavvurununanlaşılması açısından oldukça önemlidir. Ayrıca, Firdevsi’nin “Şehname”sinde İranlılarla birlikte savaşan Türk ve Çin ordusundan, hatta Türk ordusunda bulunan bir Çin hakanının tutsak edildiğinden bahsedilir60.

Kaşgarlı Mahmut “Maçin” ile ilgili olarak “Lakin, şimdi ‘Maçin’, ‘Tawgaç’ diye tanınmıştır” diyor. Oysa “Tawgaç” ülkesi ile Maçin, yani Hoten çok farklı bölgelerdedir.   Alaaddin Ata Melik Cüveyni’nin “Tarih-i Cihanguşa” adlı eserinde “Bununla  beraber  birkaç  defa  Cengiz  Han’ın  hanedanının  ve  oğullarının hükümranlık  alanında  bulunan  Maçin  ve  Çin’in  en  uzak  noktalarından Maveraünnehir  ve  Türkistan’a  kadar  yerlerde  geçmişte  meydana  gelen  bazı olayları okudum, bazılarını ise doğru sözlü inanılır kişilerden dinledim.” derken “Maçin” için “Menzi de denilen Çin’in güney bölgesine verilen ad” diye açıklama yapmıştır61. Buradaki “Menzi” ise bir başka yerde “Hıtay’ın en uzak noktası” olarak  açıklanmıştır62.  Kutadgu  Bilig’teki “bu  meşrik  meliki  maqinlar  begi”mısrasında  geçen    “maçin”  adı  için  Çinli  Türkolog  Geng  Shimin “Burada Karahanlıları gösteriyor gibidir. Song Hanedanlığını gösterdiği de söyleniyor” diye açıklama yapmıştır63. Bundan “Maçin” ile ifade edilen coğrafi alanın da belli olmadığı anlaşılıyor.

10. yüzyılda yazılmış “Hududul’alem”de “Kaşger Çin’e aittir, Yağma, Tibet, Kırgızların  sınırındadır.”  diye  kaydedilmektedir64.  Ancak  aynı  eserde“Çin”den bahsederken verilen diğer bir kayıt çok ilginçtir: “Bu devletin hanı Fağfur Çin olup, söylendiğine göre, Feridun’un(paridhun) evladı imiş”65. Buradaki “Fağfur”a gelince, Kırzıoğlu M. Fahrettinoğlu bununla ilgili önemli bilgiyi vermiştir. Ona göre,   eskiden Çin’e hakim olan Çu=Chou sülalesinin (M.Ö. 1116-250) mensup olduğu  Türkler  gibi,  Hun  hükümdarları  da,  kendilerini “Göktanrı=Semanın Oğlu” diye anarlardı. Göktürkler’de de bu an’ane yaşamıştır. İran dilinde bu unvan “Baga-Para, Bag-Pur” (=Gök/Sema-Oğlu) diye tercüme edilmiş ve İslam edebiyatına “Çin-Fağ-Fur”u olarak geçmiştir66.   Mesudî de “Murûc Ez-Zeheb” adlı eserinde Çinlilerin imparatorlarına “bağbur” dediklerini, bunun “göğün oğlu” anlamına  geldiğini,  Çin  imparatorlarına  hitap  için  en  çok “Tamğaç-Han”dendiğini, “Bağbur” kelimesiyle hitap edilmediğini anlatır67. Feridun’a gelince, Şehname’ye göre, onun Selm, Tur ve İrec adında üç oğlu olup, Tur’a Turan ülkesini vermiştir. Şehname’de Turan ülkesi Çin ü Maçin olarak açıklanmıştır.

02837  İkinci ogli kim Tūr’ıdı adı,

Oña dahı olur hasıl muradı

02838  Virür Tūrān’ı k’oldur Çin ü Māçīn,
Çıkarur göge ta’zım- ile adın

02839  Semerkand’dan añaru Türk ü Tātār,
Aña Tūrān dirler bilgili iy yar

02840  Virür başdan başa Tūrān’ı Tūr’a
Ki beglik ide vara hükm süre68

 

Dolayısıyla Tur     “ Turan Şah” veya “Şah-i Çin” olarak adlandırılmıştır.“Şehname”nin bir başka çeviri nüshasında “Maçin” adı “Türkistan’ın doğusunda ve Tarım’ın güneybatısındaki çöllerde ve bunların güneyindeki dağlarda yaşayan bir Türk kabilesine verilen ad.    Bu bölge de, aynı isimle ve çoğunlukla Çin kelimesiyle birlikte anılır” diye açıklanmaktadır69.

Bu    durum    Çinli    tarihçiler   tarafından    şöyle    yorumlanmıştır: Hududul’alem’in   müellifinin “Böyle   demesinde   kendi   hükümdarını   Çinhükümdarı  ile  aynı  menşeden  gösterip  büyük  küçüklüğünü  karşılaştırarak kendi itibarini yükseltme niyeti var mıdır acaba?”70. Görüldüğü gibi, Çinli bilim adamları da bu durumu açıklamada farklı yorumlar yapmışlardır. Çinli tarihçi Wang  Ji-lai,  bununla  ilgili  olarak  şöyle  diyor: “Burada  bahsedilen  Çinpadişahının Çin’in iç bölgesindeki Han milletine mensup hanedanlardan olması mümkün  değil.  O  dönemlerde  Çin’in  kuzeybatı  hudut  bölgelerinde  azınlık milletlerin önderleri bulunuyordu. O dönemlerde azınlık milletlerin önderleri kendilerini Çin’in hanı olarak adlandırıyorlardı, batıdaki Müslüman dünyası da onları Çin’in hanı diye kabul ederlerdi”71.

Sonuç olarak şunu diyebiliriz ki, “Çin” ve “Maçin” adları çeşitli tarihi dönemlerde  farklı  bölgeleri  ifade  etmek  için  kullanılmıştır.“Çin”  aslında Türklerin yaşadıkları Kan-su eyaletin Tian-shui (Göksu) diye bilinen bölgesidir. Türklerin kurdukları devlet “Çin” diye adlandırılmıştır. Hanlar ise sahiplerinin Türkler olmasından dolayı bu devleti uzun bir süre aşağılamış ve “Çin” adını kabul etmemişlerdir. “Çin” devletini ortadan kaldıran Han hanedanlığından beri Çinliler kendilerine Han, ülkelerine de “Zhong-guo”, “Zhong-yuan”, “Hua-xia” demişlerdir. “Han” ve  “Zhong-guo” adı bugüne  kadar devam etmektedir. “Çin”  adı  ise  batı  dillerine “China”,  Arapçaya  “Sin”  olarak  geçmiş,  Asya’nın doğusu ülke ayırt edilmeden bu terimlerle ifade edilmiştir. Dolayısıyla Kaşgarlı Mahmut’un eserinde bahsedilen “Aşağı Çin” ne coğrafi, ne de siyasi anlamda bugünkü Çin ile hiçbir ilgisi yoktur.

Prof.Dr. Alimcan İNAYET

Divanü Lûğat-it-Türk’te Geçen “Çin” Ve “Maçin” Adı Üzerine

Turkish Studies, Volume 2/4 Fall 2007

Dipnotlar:

1 Divanü Lûġat-it-Türk Tercümesi, Cilt. I, Çeviren Besim Atalay, Türk Dil Kurumu Yayınları: 521, Ankara, 1998, s. 453-454

2 2003 yılında Pekin’de Merkerzi Milletler Üniversitesi Yayınevi tarafından basılan “Zhong-hua Min-zu Duo-yuan Yi-ti Ge-ju/ The Pattern of Diversity in Unity of the Chinese Nation ( Çin Milletinin Çok Boyutlu Birliği)” adlı kitapta Karahanlı hükümdarlarının “Tabğaç Han”, “Tamğaç Han” unvanına ve Kaşgarlı Mahmud’un yukarıdaki ifadelerine dayanılarak Karahanlıların Çin’in bir parçası olduğu iddia edilmiştir. Ayrıntılı bilgi için söz konusu eserin 232. sayfasına bakınız.

3 W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, Çeviren: Nimet Uluğtuğ, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1996, ss. 79-80

4 Ya-Sen Wu-Shou-Er (Yasin Huşur), Gu-dai Han-wen Wen-xian Zhong “Xiong-nu” Deng Ming-cheng De Huigu-yu Yi-ming” (Eski Çince Vesikalardaki “Hun” Gibi Adların Uygurcadaki Tercümesi”, Min-zu Yu-wen, Sayı. 1, 2006, s. 12

5 Ya-Sen Wu-Shou-Er, age., ss. 17-18

6 Enver Baytur, Heyrinisa Sıdık, Şincangdiki Milletlerning Tarihi (Doğu Türkistandaki Milletlerin tarihi), Milletler Neşriyatı, Pekin, 1999, s. 50

7 Enver Baytur, Heyrinisa Sıdık, s. 51

8 Enver Baytur, Heyrinisa Sıdık, s. 49

9 Enver Baytur, Heyrinisa Sıdık, age., s. 22-23

10 Liu Yi-tang, Guo-li Zheng-zhi Da-xue Cong-shu (Ulusal Siyaset Üniversitesi Mecmuası), Tu-hui Yan-jiu (Türk ve Uygurlar Üzerine Araştırmalar), Jing Shi Shu-ju Yin-xing, No. 406428, s. 484

11 Lin En-xian, Tu-jue Yan-jiu (Türkler Üzerine Araştırmalar), Taiwan Shang-wu Yin-shu Guan Fa-xing, No. 531182, s. 37. “突厥者﹐蓋匈奴之別種” (周書卷五O 突厥傳)

12 Liu Yi-tang, age, 743. “迴紇﹐其先﹐匈奴之裔也” (舊唐書卷一九五)

13 Liu Yi-tang, age., 743. “回鶻﹐其先﹐匈奴之種也” (舊五代史卷一三八)

14 Liu Yi-tang, age., 743. “回鶻﹐本匈奴之別裔” ( 宋史卷四九O)

15 Liu Yi-tang, age., 743. “回紇﹐其先﹐匈奴也” (文獻通考卷三四七)

16 Zhong Yiren, Zhong-guo De Weilai/The Future of China (Çin’in Geleceği), ISBN 957-08-2903-6, 2005, Taipei, ss.15-16Turkish StudiesInternational Periodical For the Languages, Literature

17 Enver Baytur, Heyrinisa Sıdık, age., s. 25

18 Mesudî, MURÛC EZ-ZEHEB (Altın Bozkırlar), Selenge Yayınları, İstanbul – 2004, s. 58

19Zhong-hua Min-zu Duo-yuan Yi-ti Ge-ju/ The Pattern of Diversity in Unity of the Chinese Nation ( Çin Milletinin Çok Boyutlu Birliği), Editör: Fei Xiao-tong, Zhong-yang Min-zu Da-xue Chu-ban She ( Merkerzi Milletler Üniversitesi yayınevi), 2003, 2. Baskısı, Pekin s. 27

20 Prof. Dr. Umay Günay, Türklerin Tarihi, Akçağ Yayınları, Ankara, 2006, s. 50

21山海經 . 大荒西經﹕”有北狄之國。黃帝之孫曰始均﹐始均生北狄”. Zhong-hua Min-zu Duo-yuan Yi-ti Ge-ju/ The Pattern of Diversity in Unity of the Chinese Nation ( Çin Milletinin Çok Boyutlu Birliği), s. 85.

22 Zhong-hua Min-zu Duo-yuan Yi-ti Ge-ju/ The Pattern of Diversity in Unity of the Chinese Nation ( Çin Milletinin Çok Boyutlu Birliği), s. 212. “史記 . 六國年表”: “禹兴于西羌”

23 Zhong-hua Min-zu Duo-yuan Yi-ti Ge-ju / The Pattern of Diversity in Unity of the Chinese Nation ( Çin Milletinin Çok Boyutlu Birliği), s. 212

24Tarih Kayıtları, Tian-gong Shu-ju, No. 540326, s. 2879. 史記卷一百十 . 匈奴列傳第五十: “ 匈奴﹐ 其先祖夏後氏之苗裔也﹐

Bir Yorum »

  • ogouz han dedi ki:

    çok güzel yorumlama. bende araştırdığımda bu HAN kelimesi ile sürekli karşılaşmaktayım. araştırmalarımda HAN hanedanlığı MÖ 205-170 arası çinliler ile biz Türklerin tarihi aynı. çakışma var burada. aynı devletten farklı biçimlerde bahsedilmektedir.

Yorum yazın !

Add your comment below. You can also subscribe to these comments via RSS

“Türk Milletinin dili, Türkçedir. Türk Dili dünyanın en güzel, en zengin ve en kolay dilidir.”

You can use these tags:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong> 

This is a Gravatar-enabled weblog. To get your own globally-recognized-avatar, please register at Gravatar