Başyazı »

24 Haziran 2014 – 17:48 | Yorum Yap | 

Orta Asya Türk tarihinde adları geçen kabilelerin, Çin transkripsiyon ile esas adları arasında bir bağ bulma, ancak bazı tesadüflere ve …

Devamını okuyun »
Kütüphane

E-kitap olarak sunulan kitapların tamamı tanıtım amaçlıdır. Telif hakkı olduğunu düşündüğünüz eserleri bize bildirebilirsiniz.

Kültür&Sanat

Tarihin başlangıcından günümüze kadar Türklerin dünya medeniyetine kazandırdıkları

Belgeseller

Kadim Türklerle ilgili pek çok bilinmeyene ışık tutan birbirinden güzel belgeseller

Arkeoloji

Yerli ve yabancı araştırmacıların gerçekleştirdikleri arkeoloji çalışmaları

Duyurular

Türk tarih araştırmalarında son gelişmeler, konferanslar, sempozyumlar

Anasayfa » Başyazı

Eski Türk Runik Yazısının Ortaya Çıkışı

Ekleyen: : 17 Temmuz 2011 – 21:53 Yorum Yap |

Resim: Gallehus Horn ( Runic Amulets and Magic Objects kitabından)

Geçen yüzyılın sonunda araştırmacıların dikkatini çeken eski Türk runik yazısının menşei problemi, bugüne kadar çözülmüş değildir. Filologlar,tarihçiler ve etnograflar eski Türk runik yazısının ortaya çıkışı hususunda çeşitli tahminler(1)ileri sürmektedirler. Bunlara göre: Runik yazı boy tamgalarından,piktografik veya ideografik düşüncelerden, köken olarak Anglo-sakson veyahut İskandinav runiğinden, Finike alfabesinden, Arami yazısının bir varyantından;Parfiyan, Pehlevi (Orta Farsça), Sogd, Sogd-Harezm, Sogd-Pehlevi-Baktriya yazısından”(2) Hint menşeili Haroşti’den sonunda, bütün bunların birleştiği Arami-tamga veya Arami-ideografik yazıdan doğmuştur.

Son yıllarda eski Türk runik yazısının ortaya çıkması meselesine duyulan ilginin artması, Issık Kurgan’da (Almatı’dan 50 km doğuda, K.A.Akişev tarafından açılmıştır) M.Ö. vı-v. yüzyıllara ait bir gümüş tabak üzerindeki yazıların bulunmasıdır. Bu kısa metin (tabağın üzerinde iki yatay satır, 16 tanesi birbirinden farklı 25 veya 26 harf) hala çözülmüş sayılmaz. Yazının yönü sağdan sola olup, birinci satır uzun (16 harf); ikinci satırın bazı yerleri tahrif olmuş, fakat açık olan birincisinin üçte biri seviyesindedir. Yazıda birkaç defa tekrar edilen harfler vardır.

Daha önce gazete ve mecmualarda neşredilen resimlerin net olmadığınıyakınlarda yayınlanan Issık yazısının fotoğrafı göstermektedir(3). En iyi tasvirA.S.Amanjolov’un 1971 yılında yayınlanan makalesinde yapılmıştır(4). O çoğu grafiği eski Türk runikleriyle benzeştirmiş, bazılarını Finike, Arami ve Messap(Grek asıllı) alfabesiyle kıyaslamış ve bu yazıyı eski Türk yazısı olarak okumayı teklif etmiştir (Daha önce O.Süleymanov tarafından bu konuda çaba harcanmış,o da bu yazının eski Türk runik yazısı olduğunu ileri sürmüştür). Fakat, şunu da belirtmek lazım ki, A.S.Amanjolov’un yayınında resim ters çevrilmiş olduğundan, satırların yeri değişmiş durumdadır; bu ise okunan yazının çevirisinin doğruluğunda şüphe uyandırıyor.

lssık yazısı hakkında hüküm vermek gerekirse, Kuzey Sami yazısı ve onun uzantılarıyla, Finike ve Arami asıllı yazılarla alakalı değildir; bu fikre Issık yazısının orijinalini gören, semitolog ve yazı tarihi uzmanı I.M.Dyakonov katılmaktadır(5). Bu yazının üç harfinde eski Türk runik yazısının benzerliğini görmek A.S.Amanjolov  ve O.Süleymanov gibi mümkündür, fakat yazıların birbirine bağlı olduğunu düşünmek, doğru olmayabilir, çünkü bu tesadüf te olabilir. lssık yazısının 12, 13 harfinin eski Türk runik eserleriyle benzerliği yoktur. S.G.Klyaştomıy Issık yazısının eski Türk runik yazısından farklı olduğunu söylemektedir(6). lssık yazısındaki bazı harflerin durumu dikkat çekmektedir, mesela düşey hattın alt kısmından ayrılan kısa kavisli çizgiler, eski Türk runik şekillerine ait olmayan belirtilerdir. Yazının diğer bölümlerindeki bazı harfler Küçük Asya ve Grek asıllı bazı harflerle (A.S.Amanjolov’un belirttiği gibi Messan), Hindistan‘ın Kharoşti ve pekçok yazıyla karşılaştırılabilir, fakat yazıyı deşifre etmek için böyle mukayeseleri esas almak ve bunların genetik irtibatı vardır demek, doğru olmaz.

Yazıların harflerini etimolojik metodlar belirtmek ıçın, deşifre etmedeki deneyimin gösterdiği gibi, bu yöntemler başarıyla kullanılabilir. Eğer karşılaştırılan yazı sistemleri sadece detaylarda ayrılıyorsa ve benzerlikler bazı çizgilerle sınırlanıyorsa başarıya ulaşılamaz. Dyakonov’un dediğine göre,”sistem dışındaki bazı harflerin geometrik karakterdeki basit veya şematik şekillerin benzemesi, çeşitli dillerdeki bazı kelimelerin benzeşmesi gibi, hiçbir şeyi ispatlamaz”(7). Issık yazısı ile eski Türk runiğinin kesiştiği sistemli bir benzerliği bulmak mümkün değildir.

Fakat buna şöyle itiraz edilebilir, ki zaman içerisinde, başka benzerlikler ve bu iki yazının bin yıllık ayrılıktan sonra asıl menşei bulunabilir. Ancak böyle bir hipotezden şimdi vazgeçmemiz gerekiyor. Çünkü günümüzde Issık yazısına yakın veya akraba olan yazıların devamı bellidir. Bunlar: Gazne platosu üzerindeki Deşt-i Navur’daki yazı (Kabil’in güney-batısından 100 km uzaklıkta Orta Afganistan’da) ve 1. yüzyılda erken Kuşan dönemine ait yazı (bu yazının iki versiyonu Yunan asıllı Baktriya ve Hindistan Kharoşti yazısıyla yazılmıştır)(8); Surh-Kotal’da kireç taşı üzerindeki yazı (Kuzey Afganistan, 2.yüzyıl)(9); Halçayan’ da seramik üzerindeki yazının parçası (Güney Özbekistan,1-3. yüzyıl)(l0); Fayaz-Tepe’deki kilden yapılmış kaptaki yazılar (Tirmiz bölgesi,1-3. yüzyıl); Kafiringan-Tepe’deki (Düşenbe’den 10 km uzaklıkta, 3. yüzyıl)duvar yazısının parçaları (11).

İşte böylece Almatı bölgesinden (Issık Kurgan) Orta Afganistan’ a kadar uzanan bu geniş topraklarda bulunan ve dört bin yıllık bir zamanı kapsayan aynı yazılı bir dizi eser önümüzdedir. İşaret edilmesi gereken bu yazıların (adı geçen yazılarda genel olarak 50 tane farklı harf vardır) şekilleriyle, Issık yazısında yeralan harfler ve son zamanlara ait yazılarda, eski Türk runik yazısıyla sistemli bir benzerlik kurulamamıştır.

Tabiatıyla şimdilik Issık yazısı ve bu yazıya ilave olan yazılar çözülememiştir (En önemli netice Deşt-i Navur’daki yazının üç versiyonundan beklenebilir), bu eserlerin dili hususundaki her türlü netice tahmini olacaktır .Eğer Deşt-i Navur’daki iki yazının versiyonu Baktriya ve Prakrit (Kuşan) dilini ve yazısını yansıtıyorsa, o zaman üçüncü yazının bu devlette büyük ölçüde kullanıldığını ve bu karışık etnik halk içerisinden birine ait olduğunu söylememiz mümkündür. Bu tahminler Surh-Kotal’da kime ait olduğu belirlenemeyen süslü mektupla yanyana bulunan Baktriya yazıları, yine Fayaz- Tepe’ de belirlenemeyen Baktriya ve Prakrit yazılarıyla aynı yerde bulunmasına dayanmaktadır. Baktriya dili ve yazısı Kuşan hükümdarlığının kuzey bölgesine aitti. Kharoşti yazısıyla, Prakrit dili, o zamanlar Kuşan devletine bağlı Kuzey Hindistan halkının olması mümkündür. Okunamayan bu yazı yeni gelenlerin dilini de ihtiva ediyor ve bu göçmenlerin arasında Kuşan yönetici sülalesi de bulunuyordu, yazılı kaynaklara ve Kuşan sanatının eserlerine bakılırsa bu yeni gelenler Sakalar olmalıdır(12). Buna benzer bir görüşü K.Akişev M.Ö. Bininci yılın ortasında Yedi-su bölgesindeki Sakaların yüksek medeniyetinin delili olarak görmektedir(13).

Şimdi esas konuya dönelim. Metod noktası açısından, Güney Doğu Avrupa (Sekel runiği, Batı Türk runiği, Peçenek, Hazar runik mektupları) bölgesinde bulunan runik yazıları görmezden gelerek, konuyu sadece Orta Asya runik sisteminin ortaya çıkışıyla sınırlamak maksada uygundur. Runik yazısının birkaç varyantını temsil eden bu grubun yazılarında Orhon- Yenisey runiğinin şüphesiz benzerleri bulunmuştur. Nagy-Szent Mikloş’ta bulunan bu eşyaların yazılarının önemli bir kısmı J. Nemeth tarafından deşifre edilmiştir(14). Fakat Doğu Avrupa runik yazılarının (galiba 8-9. yüzyılı geçmiyor) şimdiki araştırmalara göre bazı şekillerinin Orhon- Yenisey yazılarıyla grafik farklılığı (mesela sesliler için) Orta Asya ve Doğu Avrupa runik yazılarını tek kaynağa bağlamakta zorluk çıkarıyor(15). Bu yönde bazı başarılı çalışmalar yapılmıştır(Mesela F.Altheim eski Türk runik yazısının Sogd ve Harezm menşeili olduğunu ve Hunlar zamanında bu bölgelere yayıldığı hipotezini ileri sürüyor)(16). Durum bunlardan dolayı zorlaşmakta, aynı tarihi kültürün topraklarında,herhalde eski Türk runiğinin çeşitli şekilleri yaşayabilirdi(17). Semireçi (Yedi-su)bölgesi için Talas vadisindeki Açiktaş’taki runik yazılı ağaç çubuklar form olarak Doğu Avrupa eserlerine benzemekte(l8), fakat aynı Talas vadisindeki kaya yazıları ve runik kitabe Orhon- Yenisey runiğiyle yazılmıştır (Ancak çubukların Semireçi’ye Doğu Avrupa’dan getirilmiş olmaları olasılığı da göz ardı edilemez). Doğu Avrupa tarihi eserlerine benzer runik yazının bir şekli Mug Dağındaki kalede bulunan Sogd dökümanları ve deri üzerine yazılmış yazının harflerinin bazı şekillerinin yakınlığında görülebilir. Büyük ihtimalle Orta Asya bölgesinde yazılmış olan bu yazı 722 yıllarına aittir ve Orhon- Yenisey alfabesi ile okuma çabaları daha sonuçlanmamıştır(19).

Orta Asya’nın eski runiğinin erken Orhon-Yenisey yazılarının olması mümkündür. Yenisey yazılarının eski runik alfabesinin veya bunun bağımsız bir kolunu temsil ettiği görüşü vardır(20). I.V.Kormuşin paleografik belirtilerin 9. asra ait olduğunu söylemektedir(21). L.P.Kızlasov ise arkeolojik tarihi kayıtlara dayanarak Yenisey yazılarının çoğunun 9.-10. yüzyıla ait olduğunu belirtiyor(22). S.G.Klyaştomıy birkaç Yenisey yazıtını daha önceye, 8. yüzyılın ilk yarısın akoymaktadır (iki yazıtı 711-712 yılına koymaktadır)(23). Yenisey yazıları Orhon yazılarından bazı harflerdeki form değişiklikleriyle ve dört yeni harfin e (veya é,ç) varlığıyla ayırt edilmektedir(24). Paleografik açıdan Lena-Baykal grubuna, Yenisey runik yazılarından büyük olmayan Altay yazı grubu,Yenisey’den daha eski denemez(25).

Talas runik kitabeleri hakkında bilgi veren S.E.Malov, bunların 7.yüzyıldan geç döneme değil, 5., 6. asırlara ait olduğu fikrindedir. O, esasında,Fin arkeologlarının açtığı 3 nolu tepenin yanındaki kurganın 5. asra ait olduğu sonucuna varmıştır(26). S.E.Malov artık 8. yüzyılda Semireçi’de, Karluk hakimiyeti sırasında Türklerin İslamiyeti kabul ettiğini ve Arap yazısını kullandıklarını tahmin etmektedir(27). Talas yazılarının 5-6. veya 6-7. yüzyıllar gibi erken bir devreye ait olması, eski Türk runik yazısının Semireçi merkezinde ortaya çıktığı hipotezine temel olmuştur(28). Fakat son yıllarda paleografık açıdan Talas yazıtlarının Orhon yazıtlarından daha eski olmadığı ispatlanmıştır.I.A.Batmanov Talas yazılarının Yenisey yazılarına olan büyük benzerliğini belirtmiştir(29). I.V.Kormuşin Talas yazıtlarındaki ml, ş1 gibi şekillerin(Orhon’dakilerle karşılaştırarak) özelliklerinden bahsetmiş ve onun görüşüne göre, bu eserler 9. yüzyılın ortalarına aittir(30). S.G.Klyaştornıy 8. yüzyılın 40-60.yılları gibi daha erken bir tarihi teklif etmiştir, o Talas yazılarını Türgişlerin Semireçi’deki egemenliklerinin son devrinde Talas’a hakim olan Kara-Çor hanedanlığıyla bağlantılı bulunmaktadır(31). Belirtilmesi gereken bir husus Heikel’in Fin grubuyla yaptığı kazıların (3 numaralı tepe yanındaki kurgan) kitabelerle ilgisi yoktur, kazıda bulunan malzemeler ise tahminen 5-8. asra aittir.Şimdilik Talas şehrinin kuzeyinde, Kırgız Ala dağlarının güneyinde Terek-say ve Kulan-say kayaları ile mağarasındaki runik yazılar 9-10. yüzyıldan kalmadır denebilir. Bu yazılar 906, 944 ve 1026 yıllarına ait Soğd yazılarının yanında (sonuncusunun yazısı Uygur Türkçesi) bulunmuştur. Hatta bir ihtimale göre runik yazı kayaya Soğd yazılarından sonra kazınmıştır(32).

Eski Türk Runik Yazısının Ortaya Çıkışı

V. A. LlVŞİTS

Çevirenler : S. GÖMEÇ – T. ÖLÇEKÇİ

GDE Hata: Dosya alımı esnasında hata - eğer gerekliyse hata kontrolünü kapatın (404:Not Found)

 

 

 

Yorum Yazın!

Add your comment below, or trackback from your own site. You can also Comments Feed via RSS.

“Türk Milletinin dili, Türkçedir. Türk Dili dünyanın en güzel, en zengin ve en kolay dilidir.”

Şu etiketleri kullanabilirsiniz:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong> 

> Gravatar.