Başyazı »

Yorum Yap |

Moğol ordusu, Polonya ve Macar ordularını yenerek, 1241 yılında Macaristan’ı işgal etti, bu nedenle Macar kralı kaçmak zorunda kaldı. 1242’de, büyük bir askeri direniş olmamasına rağmen, Moğollar apar topar ülkeden ayrıldı. 

Ağaç halkaları, araştırmacıların …

Read the full story »
Kütüphane

E-kitap olarak sunulan kitapların tamamı tanıtım amaçlıdır. Telif hakkı ihlali olduğunu düşündüğünüz eserleri e-posta adresimiz aracılığıyla bize bildirebilirsiniz.

Kültür&Sanat

Tarihin başlangıcından günümüze kadar Türklerin dünya medeniyetine kazandırdıkları

Belgeseller

Türk tarihi ile ilgili hazırlanmış birbirinden güzel belgeselleri bu başlık altında bulabilirsiniz.

Arkeoloji

Yerli ve yabancı araştırmacıların gerçekleştirdikleri arkeoloji çalışmaları, güncel arkeoloji haberleri...

Duyurular

Genel Türk Tarihi alanında yurt içinde ve yurt dışındaki son gelişmeleri bu köşeye ekleyeceğiz. Siz de burada duyurmak istediklerinizi bize iletebilirsiniz.

Anasayfa » Başyazı

Eski Türklerde Sosyal Yapı ve Teşkilatlanma

turklerde-sosyla-yapi-ve-teskilatlanma

A.Sınıf Farkı

Eski Türk toplumunda “soylu”‘ veya “Han-oğlu” olmak, bir kişiye bir çok imtiyaz sağlıyordu. Meselâ Manas destanında Almambet’in Manas’ın “Kırk yiğidinden biri olan Serek’i yaralaması normal karşılanıyordu. Manas bile “O Han oğludur, bunu yapabilir,” diyor.

Manas Destanı’nda “İI’in en yaşlısı olan Koşoy(Koşay) Han’ın Manas’ın veziri Bakay’dan sonra geldiği belirtiliyor. Manas ve halkı, kabile reislerinin en yaşlısı olan Koşoy (Koşay)’a saygı gösteriyorlar ve onun sözünü tutuyorlardı.

Eski Türk cemiyetlerinde soy, derece, rütbe ve mevkinin büyük bir rol oynadığı anlaşılıyor. Bilhassa devlet işlerinde mühim bir yere sahipti. Temir-Han kız alıp verme işinde Yakup Han’ın veziri ile görüşme ve anlaşmaya yanaşmıyor. “Benimle konuşup anlaşacak kişiler,  şu ve  şu özellilere sahip olmalıdır” diyor. “Sen bir kul ve köle olarak doğdun” diyor. Han soyundan gelmedikçe, bu şartların değişmediği, vezir veya bir bey için bile bu kuralların uygulandığı görülüyor.

“Bilgili kağan imiş, cesur kağan imiş. Buyruku yine bilgili imiş tabiî, cesur imiş tabiî. Beyleri de milleti de doğru imiş. Onun için ili öylece tutmuş tabiî.  İli tutup töreyi düzenlemiş.”  Orhun anıtlarındaki bu sözlerden, Türk devletinin vatandaşlarının halk ve bey olarak ikiye ayrıldığı, ancak devletin güçlü zamanlarında (normal  şartlarda olsa gerek) bu iki zümre arasındaki münasebetin gayet iyi olduğu, Ortaçağ Avrupa Aristokrasisi ile halkın ilişkisine benzemediği anlaşılmaktadır. Aralarında bir uyum olduğuna ve bir bütün olarak toplumu meydana getirdiklrine  şüphe yoktur. Aksi olsaydı, Türkler’de kölelik de mevcut olurdu. Kutadgu-Bilig”de Uygur toplumu bilgi ve iktisadî bakımdan bir sosyal tabakalaşmaya tâbi tutulmuş, daha doğrusu ayrıldığı gruplar (Alevîler, bilginler, otacılılar, yıldızcılar,  şairler) ifade edilmiştir. Ancak, devlet içinde bazı ayrıcalıkları olan beyler bir yana bırakılırsa, halk hukuk bakımından eşitti. Kutadgu Bilig’deki hükümdara ait şu sözler de sınıf farkı gözetilmediğinin delilidir: “Ben işleri doğruluk (könilik) ile hallederim; insanları bey ya da kul olarak ayırmam.”Demek ki, Türkler’de hiç bir zaman soyluluk olmadığını söyleyebiliriz. Bozkırlılar zengin ile fakir, bey ile alelade insan arasında bir fark gözetmemişlerdir. Ancak asil olmayan birinin topluluğa kumanda ettiğini görmek bile tasavvur edilemezdi. Bey soyundan olmadığı hâlde, muharebelerde sivrilen bir kişi “kahraman” (bagatur) olurdu. Büyük bir  şöhrete sahip olursa, bey tabakasına yükselirdi. M.P. Gryaznov’a göre M.Ö. VI.-VII. asırlardan M.S. I. asra kadar Orta Asya ve Doğu Avrupa’da Atlı göçebe uruglar arasında otlak ve hayvan ele geçirmek için sürekli olarak savaşlar olmuştur. Bu savaşlarda halk kahramanlar ve Alp’lar yaratmıştır. Bunlar en güçlü ve en cesur olanlardı. Bu Alplar boy ve budunun başbuğları idi. Bu başbuğların başarıları boylar arasında kahramanlık menkıbelerinin doğmasına sebep olmuştur. Buradan anlaşılan odur ki, Bozkır Türk devletinde halk kendini beylerden ayrı görmüyordu. Dolayısıyla kahramanlaştırdığı kişileri beyler arasından seçiyor veya alplerini bey statüsüne sokuyordu. Halk ile beyler toplumda bir bütün teşkil ediyorlardı.

Kutadgu-Bilig’de belirtilen sosyal tabakalar hukukî açıdan değil, meşguliyet ve içtimaî kıymet açısındandır. Sınırlı sayıdaki imtiyazlı beyler ve kullar hariç, Türk devletinde ahali eşit haklara sahipti. Çünkü, bozkır sosyal hayatında askerliğin seçkin bir meslek hâlinde gelişmesi, yaşama şartları dolayısıyla mümkün olamamış, feodalitenin temel unsuru olan toprak işçiliği de birinci plânda iktisadî faktör  durumuna yükselememişti. Tarihî Türk toplulukları dinî mahiyette cemiyet değildiler Eski Türk “Gök-Tanrı” dinî hâkimiyet ve siyâsî iktidar telâkkileri dışında, eski Türk devletlerinde din adamlarının içtimaî ve siyâsî açıdan önemli bir rolü gözükmemektedir.

Ziya Gökalp, “Ak kemiklerin devletin tabiî komutanları ve başkanları olduğunu belirtmiştir. Avrupa Hunlarında hükümdar, hanedan ve beyler “Ak kemikliler”, diğerleri “Kara kemikliler” idi. Hâkimiyeti elinde bulunduranlar kendi boylarını, tâbi diğer boylardan ayırmak için, birincisine ak, ikincisine kara derlerdi. Meselâ, koyunlular Bayındır boyuna mensup olanlara Ak Koyunlular, bağlı olmayanlara Kara-Koyunlular derlerdi. Hâkimiyetten düşen boy “kara” sıfatını alırdı. Meselâ Bulak boyu Kıpçak hakimiyetine girince Kara Bulak denmiştir. Doğu Türkleri ise “ak” yerine “gök” tabirini kullanmışlardır. Demek ki hâkimiyeti elinde bulundurmak üstünlüktü.

Hun Devleti’nde ve sonraki Türkler”de ırsî sınıf yoktur. Her fert, zekâsı, hizmeti ve bilhassa harplerdeki faydalılığı ile en yüksek kumandan derecesine kadar yükselebilirdi. Bu durum Kutadgu-Bilig’de de  görülmektedir, fakat bu esasın istisnaları da vardır. İslâmiyet öncesi Türk devletlerinde küçük bir zümre olan Şadapıtlar hariç, beylik ırsî değildir.Türkler’de Oğuz Han soyunun ayrıcalığı kesindir, fakat bu dar aristokrasi, klasik anlamdakinden değişiklik arz etmekteydi. Hanedana mensup bir hakan “kutu toplamadı” diye tahttan uzaklaştınlabiliyordu. Bu, tahtta oturmak için Oğuz Han soyundan gelmenin yeterli olmadığını ortaya koyuyor. Ayrıca Orhun abidelerindeki “Halktan birisiydi; ona beyliği biz verdik.” sözü de Oğuz Han soyunun klasik bir aristokrasi olmadığını ortaya koyuyor. Türk devletlerindeki liyakat anlayışı siyasî bakımdan sınıflaşmayı törpülüyordu.  İktisadî bakımdan doğacak sınıflaşmayı da göçebe hayatı, din ve boy anlayışları engelliyordu. Esasen eski Türkler daha ziyade hayvancılıkla uğraştıklarından, onlar arasında birbirinden kesin olarak ayrılan sosyal sınıfların olması imkânsızdı.

İslâmiyet’ten önceki Türkler’de halkın ekseriyeti hürdü. Bu insanlar arasında hukukî bakımdan imtiyazlılar olmadığı gibi, hukukî tehditler de yoktu. Üçüncü sınıfı teşkil eden esirler savaş tutsakları ile onların çocukları ve torunlarıydı. Aristokratik bir yapı gösteren eski Türk toplumunda yüksek soyluluğa yükseliş bir tür  şeref yarışının sonucunda olurdu. Buna “toy” veya “şölen” deniliyordu. Üstünlük için bir boy beyi dostluk kurmak istediği başka beyin boyuna ziyafet verir mal yağmalatırdı. Beylerden daha üstün ziyafet veren ve çok mal yağmalatan daha üstün “şeref kazanır ve sosyal statüsü yükselirdi.  Şeref kazanma yarışı beyler arasındaki hiyerarşi ve derece farkını belirler, en  şerefli sayılan, -yani malını en çok dağıtan- bey ötekilerden üstün kabul edilir ve saygı görürdü. Beyler arasındaki alt-üst ilişkisi ve sosyal piramit buna göre oluşuyordu. Bu toy ve  şölenler iktidarın intikalini de sağlar. Toy veren davet edileni aziz ve borçlu durumuna koyarak israf debdebe ile meydan okurdu. Davetli boy ve “il” mensubu buna aynı seviyede karşılık vermezse totemi, armaları, kısaca tüm iktidarı elinden alınır, bütün boy ve “il” ile birlikte üstün toy veren tarafın hakimiyeti altına girer, bağımsızlığını kaybederdi.

1-Alpler (Askerler)

Dede Korkut hikayelerinde Alpler için: “Kırış günü önden tepen, Ulaş oğlu Salur Kazan”, ‘”Gavga günü önden tepen alpumuz kim?”” gibi ifadeier kullanılmıştır. Demek ki, toplum yaşantısında değer kazanan yenilmez insan tipi Türk düşüncesinde Alp kavramı ile sıfatlandırılırdı.

Alpler Türk toplumunun bir nevi varlığının ifadesiydi. Çünkü Bozkır hayatı mücadeleyi gerektiriyordu ve zayıf olan yok oluyordu. Düşmanlarına karşı kendilerini, ailelerini ve hayvanlanı koruyabilmek için iyi birer savaşçı olmak zorundaydılar. İçin kaynaklarının ifade ettiği gibi Türkler, “savaşta ölmeyi onur, hastalıktan ölmeyi utanılacak bir  şey” sayıyorlardı. Destanlardan da anlaşılacağı üzere kişilerin birer Alp olarak yetiştirilmesi değişmez bir hayat felsefesidir. Gerekli kişiliği kazanamayan erkekler toplumda itibar görmezler ve onlar için yerine göre üzüntü duyulurdu. Meselâ, Kem vadisindeki Türk neslinden Bars isimli  bir alpe ait mezar taşında alplik zirvesinin,  İslâmda olduğu gibi vatanı yiğitçe savunurken, gerektiğinde ölmek olarak tanıtıldığı belirtilmiştir. Alp ve alplık Türk devlet ve topluluklarında mühim bir yer tutmuş, ordu ve askerlik ile devletin kuruluşu, devamı ve yükselişine temel teşkil etmiştir. Türk devletlerinin dayandığı güç alplik ve  şecaat olmuştur.

Çünkü alp, olgunlaşmış ruhuyla bir savaş makinesi olmaktan tamamen uzaktır.

Salur Kazan bir toyda oğlu için ağladığını şöyle anlatır:

“Ağladığum sebep oldur ki, Atam öldü ben kaldım,

Yerini yurdunu ben tuttum;

Yarınki gün ben dahi düşer ölürüm sen kalasın;

On altı yaşma girdin,

Yay çekmedin, ok atmadın,

Baş kesmedin, kan dökmedin

Kalun Oğuz içinde çuldu almadın!”

Yarınki gün zaman dönüp ben ölüp sen kalınca, tacımı, tahtımı sana vermezler, deye sonumu anıp ağlarım, ağladığımın sebebi budur.” dedi.

Dede Korkut Oğuznâmeleri alpierin kişiliklerine düşkünlüklerini anlatan olaylarla doludur. Aynca kişisel bir tutku olarak kişilerin etkisi altında kaldıkları anlaşılmaktadır,  şeref ve haysiyetlerini korumada çok hassas oldukları görülmektedir Dirse Han çocuğu olmadığından kara otağa oturtulunca duygulanır. Dirse Hanın oğlu Boğaç için Dede Korkut  şunları belirtmiştir: “Dirse Han oğluna beylik vergil, taht vergil erdemlidir. Boyu uzun bidevi at vergil bu oğlana binid olsun, hünerlidir. Ağayıldan tümen koyun vergil bu oğlana  şişlik olsun, hünerlidir. Altun banlı ev vergil bu oğlana gölge olsun erdemlidir. Bayındır Hanın ağ meydanında bu oğlan cenk etmiştir, bir buğa öldürmüş. Senin oğlun adı Boğaç olsun, adını verdim yaşını Allah versin.”

Kazan Han’ın, evinin yağmalanması üzerine yağının peşinden gitmiş ve bu sırada Karacuk çobanı kendine yardım etmesin diye bir ağaca bağlamıştır. Bunun nedeni ise çobanın yardımı nedeniyle Kazan Han’ın Oğuz ilinde küçük düşmesini engellemektir. Bir kahraman evini, namusunu  tek başına koruyabilmeli, intikamını alabilmeliydi. Bunu yapamıyorsa toplumda bir itibarı olmazdı. Destanlarda belirtilen Alpın yaşantısından, Oğuz toplumunun belli ölçü ve kıymetlere istinaden bir hayat anlayışının hakim olduğu anlaşılmaktadır. Bu ölçüler ise:

1- Ok atma ve yay çekme hüneri,2- Yağı ile savaşta üstün gelmek, baş kesmek, kan dökmek,3- Kalun Oğuz içinde Çundı olmak,4- İle (ülkeye) sahip olmak,5- Aç doyurmak, çıplak donatmak (zengin ve eli açık olmak),6- Soylu olmak ve soyunu küçük düşürmemek.

Bu değer ölçüleri Oğuz topluluğunun varlığını devam ettirecek ve yağıya karşı savunmasını güçlü kılacak özelliklerdir. Dede Korkut’taki Oğuz Alpı mutlaka zengindir, yaylağı, sürüsü ve obası vardır. Alplerin kişilikleri genel olarak incelendiğinde değişmez özelliklere sahip oldukları görülmektedir. Destanlar  şu özelliklerle şekillenmektedir:

1-  Alp kişiler teker teker kişisel üstünlüklere sahiptirler.2- Alpler,babalarının zenginlikleri ile değilde kendi kişisel hüner ve erdemleri ile değer kazanmışlardır.3- Alplerin yaşantıları genellikle başarılarla kurulur, müşkül anlarda yardım kabul edilmez.4- Yaşantılarında mal. zenginlik ve servetten ziyade toplum düşüncesinde yaşayan değerlere bağlanırlar.

Ancak bu alpier kimlerdir? sorusu karşımıza çıkıyor. Her savaşçının “Alp”‘ olarak nitelenmesi soz konusu değildir. Onlar yukarıda saydığımız özellikleri bünyesinde taşıyan kimselerdir.

Yenisey kitabelerinde (Altın-köl) de, “On ay geçti; annem(den) oğlan doğdum. Er olarak büyüdüm. Elimde dört (defa) dolaştım. Er demim için Inencü Alp…”, “Uz Bilge Çangsı Uz T……….. için, kahramanlığı için, erdemi için ittifak akdetti(?); dört tarafla ittifak akdetti.”, “ben Tarkan  Şangun’ım… doymadı kavmime ben II Çur eline kazandım… er erdemim için yükseldim, (yahut yok oldum)”(26) ibareleri bulunmaktadır. Görüldüğü gibi bir Türk erinde herşeyden önce iki özellik bulunmalıydı. Bunlar erdem ve hünerdir. Gök-Türk kitabeleri de kaganların üstün meziyetlerini sıralarken, “Bilgili Kağan imiş, cesur kağan imiş,” sözleriyle alp kimselerin bilgili ve cesur olması gerektiğini, cahilce cesaretin kıymetli olmadığını, hattâ toplum için tehlikeli olabileceğini belirtmiştir.

Her kahraman veya cesur kişnin bir maiyyeti vardır ki,  Avrupa hukuk tarihinde buna “Comitatus” denirdi. Çingiz Han’ın “ Dört köpek”i bu nevidendir. Yalnız, Çingiz Han başlangıçta  sadece bir eşkıya olduğundan  maiyeti farklıdır. Kırk yiğit  sahipleri ise soylu il beyleriydi. Kırk yiğit arasında bir hiyerarşi ve rütbe sırası vardı. Mesela, Manas Destanında geçen  ve bir Han oğlu olan Almambet’le Çuvakvezir Bay oğlu Bakay, müşavir Acı-Bay bunların dışında bulunuyordu.Gök-Türk kitabelerinde de devlet kuran  İl-Teriş Kağanın on yedi kişilik maiyyeti vardır ve bunlara Eren deyimi kullanılırdı. Sonraki Türk metinlerinde geçen Alp-Erenler bunun devamıdır. Manas destanında da zaman zaman Çoro/Çora yerine Eren tâbirine rastlanıyor. Erenler yurt içinden seçilirdi. Seçimde soyluluk değil. kişilerin kabiliyet rol oynuyordu. Han’ın yanında bulunan böyle büyük ve akıllı yiğitler Allah vergisi bir nimet ve yardımcı kabul edilirdi. Bu sebeple bu yuiğitler soylu olmamalarına rağmen. toplum kendilerine büyük kıymet verirdi.” Erenlerin, İslâmiyetin kabulünden sonra da toplumdaki saygınlığı devam etmiştir. Türklerin Anadolu’ya gelişinden sonra Anadolu erenlerinden övgüyle bahsedilmiştir. Anadolu’nun Türk vatanı olmasında, Bizans’la mücadelelerde ve sonraki dönemlerde isimleri çokça geçmiş, saygıyla anılmışlardır.

Devletin başkentinde hükümdarın emrinde bulunan küçük birlikleri dikkate almazsak,  İslâmiyet’ten önceki Türk devletlerinde bir askerî sınıf yoktu. Devleri oluşturan topluluğun her ferdi bir asker gibi, iyi bir savaşçı olacak şekilde yetiştirilirdi. Bu yüzden bir askerî sınıf olmamasına rağmen, alplerin devletin temellerini oluşturduğu muhakkaktır. Devlet ve toplum hayatında ikinci  unsur ise bilginlerdir.

2-Bilginler

Bütünlük gösteren Oğuz Kağan destanında, Uygur Türeyiş destanında. Manas destanında. Dede Korkut destanlarında görülüyor ki. Türk toplumu bilgi ışığında şekillenmiştir. Bilge Kağan ve Bilge Tonyukuk basarı ve güçlerini Tanrı’nın kendilerine bahşettiği bilgiye bağlarlar. Bilge Tonyukuk’un  İl-Teriş Kağan için söylediği: “… Tanrı bilgi verdiği için bizzat kağan kıldım.” sözü Türk toplum düzeninde bilge kişilerin ne kadar önemli bir rol üstlendiğini göstermektedir. Uygurca yazılmış Oğuz Kağan destanında ismi geçen Uluğ Türk, bilge tipinin destandaki ilk şahsiyetidir. Destanda Uluğ Ordu Beyin, ağaçtan sal yaparak İtil suyunu geçmesini temin eden ve savaşlarda elde edilen ganimetleri taşımak için kağnıyı yapan Barmaklık Coşun Billig, Ergenekon destanında demir dağı eriten usta demirci bilgeliğin temsilcileridir. Dede Korkut’un kişiliği Farsça Oğuz destanında da aynen görülmektedir. Reşîdeddin’in Oğuznâmesi’nde Oğuz Kagan’ın ve ondan sonra gelen kaganların yanında her zaman bilge kişilere rastlanır. Meselâ, Oğuz Kağan çıktığı bir akında yaşlıları seferden men ederken gizli olarak orduya katılan ve oğlu tarafından saklanan Yuşi Hoca, oğlu Kara Sülük’e verdiği öğütlerle, yol gösterici tavsiyelerle  Oğuz Kağanın başarılarına dolaylı olarak etki etmiştir. Irkıl Hoca Kün Han’a bilgi ve tecrübeleri ile  yol göstermiştir. Aynca Oğuz Devletinde düzenin bozulmaması için Oğuz’un torunları arasında yirmi dört boy teşkilâtını kurmuştur.Yakup Han’ın ve sonradan Manas’ın veziri olan Bay oğlu Bakay için Manas  şöyle der: “Tanrı tarafından bize verilmiş bir dosttur.Bu sözle bilginlere verilen değeri vurgulamaktadır. Bu özellik sadece destanı kişilerde değil, Gök-Türk yazıtlarında özellikle Bilge Tonyukuk’un kişiliğinde de görülmüştür. Kaganların yanında her zaman bir bilge kişi danışman olarak bulunmuştur. Bu danışmanlar belli özellikleri ile birbirlerine benzemektedir. Kendilerinde ilahi bir sezgi vardır ve uzun ömürlüdürler. Devlet düzeninin gelişmesinde önemli bir rol üstlenmişlerdir.

Yenisey kitabelerinde (Kemçik-Kaya), “iyi on bilge  Şangın” sözüne rastlıyoruz. Kutadgu-Bilig’de bilginlerin kıymeti  şu sözlerle vurgulanıyor: “…İki türlü asîl insan vardır. Biri bey, biride âlimdir ve bunlar insanların başıdır. Bunlardan biri eline kılıç alıp halkı itaat altında tutarken, öteki de eline kalem alarak halka doğru yolu bulup gösterir.”, “…Onların ilmî halkın yolunu aydınlatır.” ‘Faydalı ve zararlı şeyleri birbirinden ayırteder ki doğru ve temiz yol tutan bunlardır. Mümkünse ilimlerini öğren bilgilerini bil; onlara iylik yap ve yardımda bulun; onlara dil uzatma.”, “Onlara karşı sert ve kaba dil kullanma; tuz, ekmek yedir, saygı göster ve hürmet et.”

B.Meslek Grupları

Halkı ifade için Orhun kitabelerinde bodun (budun)  tabiri kullanılmıştır.Devlet içinde mühim rolü olan bodun, hür ve faal devlet idaresinde rol ve nüfuz sahibidir. Devletin kuruluşunda da mühim pay sahibidir. Orhun kitabelerinde ki, “Türk halk kitlesi şöyle demiş: İlli millet idim, ilim  şimdi hani, kime ili kazanıyorum der imiş.”, ” … Türk milleti il yaptığı ilini elden çıkarmış,” ifadeleri, halkın devletin sahibi olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Bu hususiyet üzerinde yukarıda “devletin unsurlan”nda durmuştuk. Burada cevaplamamız gereken soru, halk kimdir? veya hangi zümrelerden oluşuyordu?

Türkmen  şeceresine göre, Oğuz Han’ın asıl hatunlarından olan torunları yirmi dört tanedir. Kün-Han bunlan ikişer ikişer çadırlara yerleştirdi. Oniki bölük oldular. Bunlardan türeyenlere “Yüzlük”‘ dediler. Her soyun “Yuz”ü atasına göre iyi olur. her halkın “Yüzlerine”‘ göre “Yüzlükleri vardır.Oğuz Han’ın diğer karılarından (kuma) doğan çocukları da yirmi dört tanedir. Bunların hepsi evin dışında otururlardı. On ikisi at tutar, on ikisi de kapıda otururdu. Bu yirmi dört kişiden doğanlara “Aymak” derlerdi ki, aslı “Omak”dır. Bunlar “Kara Ulus”‘tur. Moğolca olan Omak’ın Türkçesi “Urug”tur. Oğuz destanının bir benzeri olan Kara-Han oğlu .Alman Bet destanında Kırgız’ların Orta-Yüz’ünün reisi olan Kökçe ile Sağ-Yüzü’nün reisi Manas’ın arası açıktır. Destana göre Tanrı ve Tanrının melekleri Manas’a yardım eder, Kökçe’ye pek yüz vermezlerdi. Manas’ın unvanının San-Nogay olması, sağ-yüzün veya Manas’ın  şahsının sol yüze nazaran daha asil olduğunu gösteriyor. Sol-Yüzün başkam Kara-Nogay unvanını taşıyordu. “‘

Türgiş devletini kuran, Gök-Türk devletinin batı bölgesinin halkı olan on kabiledir. Bunlar doğuda İli nehri bölgesinde bulunan beş kabile asil sayıldığından, kurdukları devlet “Sarı Türgiş Devleti” olarak adlandırılmıştır. Batıdaki zengin ve bereketli Çu ve Talaş nehirleri bölgesinde yaşayan beş kabile nüfusça da kalabalık olmasına rağmen alt tabaka sayılmıştı. Bu yüzden “Saı Türgiş Devleti” yıkılınca, yerine batıdaki kabilelerin kurduğu devlete “Kara Türgiş Devleti” denmiştir. Zengin ve güçlü olmalan bile, onlara “Kara” lakabından kurtaramamıştı.

Kutadgu-Bilig yazan, halkı “aydınlar” ve “asıl halk” olarak iki kısma ayırmıştır. Aydınlan biz “Bilginler” ismiyle yukanda ifade ettik. Ona göre, asıl halk ise, iktisadî çabalarına göre 6 guruba ayrılmıştı:

a- Tarıgçılar; tarımla uğraşanlar,b- Satıgçılar; tüccarlar,c- İğdişçiler; çobanlar,d- Uzlar; küçük sanat ehli,e- Karabodun; belli bir işi olmayan şehir halkı,f- Çivaglar; yoksul kimseler.

a- Tarıgçılar (Çifrçiler )

Ziraatçi zümre her devirde ve millette mühim bir sosyal sınıftır. Hükümetin köylü ve çiftçi ile münasebeti dirayetinin ölçüsü kabul edilmiştir.” KutadguBilig’de bu zümre için şöyle denmiştir: “Sen bunlar ile de temas et, münâsebet kur ve böylece boğazın hususunda endişesiz yaşa. Her canlı bunlardan istifade eder; yemek-içmek zevkini herkese bunlar verir. Bütün canlılar, acıkan ve doyanlar. bütün yaşayanlar bunlara muhtaçtırlar. Boğazın ihtiyâcını te’min etmek için, şüphesiz, sana da bunlar lâzım olacaktır.”

b-SatıcıIar (Tüccarlar)

Ticaretle uğraşan satıgçılar Kutadgu-Bilig’de tankçılar gibi mühim bir zümre telâkki edilmiş ve hükümetin tüccara karşı da müsait bir siyâset takip etmesi gerektiği belirtilmiştir: “… bunlar durmadan ticâret yapar ve kâr peşinde koşarlar. Akıl ve gönüllerini hep Tanrıya yönelterek, hayatlarını kazanmak için, dünyayı dolaşırlar.”, “Onlara karşı çok iyi muamelede bulunmağa gayret et; senin adın da iyilikle uzaklara gider, buna şüphe etme.”

c-İğdişçiler (Çobanlar)

Çoban Kız (Sharipov A.)

Kutadgu-Bilig’de, “bu zümreye dahil kimseler, çok faydalı insanlardır;”, “Ne isterlerse ver, ne lâzım olursa al; hile bilmeyen bu zümrenin dâima doğru hareket ettiğini gördüm. Bunlarda görgü ve bilgi arama, tavır ve hareketleri de serbest olur;”,

“Onlara tatlı soz söyle, fakat onlara arkadaş gibi hareket etme. bunlar câhil ve haşin insanlardır. “. “işte hayvan yetiştirenler böyle olurlar.” sözleri ile tanıtılan göçer Türklerin en çok beslediği hayvan olan atın iğdiş edilmesi sebebiyle, KutadguBilig’de iğdişçiler ismiyle anılmışlardır Bu aslında Doğu Türkistan lehçesinde verilen bir isimdir.

d-Uzlar (Küçük Sanat Ehli)

Ordusu ile çölde yürüyen Oğuz Kağan yolu üzerinde altın duvarlı, gümüş pencereli ve demir damlı bir konak görmüştür. Nitekim bu konak Türk yaşantısında şehirleşmenin ve sanatkâr kişilerin varlığını açıkça ifade etmektedir ki İtil suyunu geçmek için ağaçtan sal yapan, orduyu karşı tarafa geçiren Uluğ Ordu Bey ve kağnıyı yapan Barmaklık Coşun Billig sanatkarların mühim simaları olarak karşımıza çıkmaktadır.

Gök-Türk destanında demircilik önemli bir yer tutmaktadır. Ergenekon ve Bozkurt destanlarında, “mağaradan çıkan Türklerin Altay dağlarının eteklerinde demircilik sanatı ile meşgul oldukları” anlatılmıştır. Manas destanı da Türkler’de demirciliğe verilen önemi açık ve anlamlı olarak ifade etmiştir: Demircisi Tökör’e çok kıymet veren Manas, bir savaşta öldürdüğü Yolay Han’ın büyük kızı Ulu Bike ile evlendirerek onu memnun etmek istemiştir. Gök-Türk ve Uygur devri resimlerinde de demirciliğin önemi ifade edilmiştir.Kutadgu-Bilig’de bahsedilen bir gurup da Uzlar (sanat ehli) dir. Bunlar da faydalı bir sınıf olarak nitelenmiştir.

Yusuf Hâs Hâcib‘in saydığı sanatkârlar, temürçi (demirci)ler, etükçü (çizmeci-kunduracı)ler, tokacı (dokumacı)lar, agaççı (marangoz)lar, sucular, bedizçi (ressam, boyacı)ler, okçular ve yayalardır. Yusuf Hâs  Hâcib bunlar için, “Bunlar da sana lüzumlu insanlardır; ey yiğit, onları kendine yakın tut, faydaları dokunur.”, “Bu dünyanın süsü bunlardan gelir; hayret verici hünerler bunlardan çıkar” demiştir.

e-Karabodun (Belli Bir İşi Olmayanlar)

Kutadgu-Bilig’de  şehirlerde yaşayan, sanatı ve mesleği işçilik ve amelelik yapanlar “karabodun” olarak adlandmlmıştır. Onların karınlarını doyurmaktan başka bir  şey düşünmedikleri kaydedilmiştir: “Avamın, kara halkın tabiati her vakit kapkaradır; iyice dikkat et, kendini karaya bulaştırma. Kara halkın hareketi başı-boş ve tabiati birbirini tutmaz; onun işi gücü de hep tabiati gibidir. Karınlarını doyurmak için yemeği bilirler; onların boğazdan başka bir kaygıları yoktur.”

f-Çivaglar (Yoksul Kimseler)

Yoksullar zümresine Kaşgarlı Mahmud’un eserinde “Cıgay” KutadguBilig’de Çivaglar denmiştir. Bunlara iyi muamele edip, yiyecek-içecek verilmesi tavsiye edilmiştir: “… onlara mal ile iyilik et, yedir, içir. Ey kardeş, bunlar sana duacıdırlar; ey dostum, bu duâ çok iyi bir şeydir. Onlardan, karşılık olarak, mal bekleme; buna mukabil Tanrı sana cenneti nasip eder.”

Ayşe Çakır

Yorum yazın !

Add your comment below. You can also subscribe to these comments via RSS

“Türk Milletinin dili, Türkçedir. Türk Dili dünyanın en güzel, en zengin ve en kolay dilidir.”

You can use these tags:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong> 

This is a Gravatar-enabled weblog. To get your own globally-recognized-avatar, please register at Gravatar