Başyazı »

Yorum Yap |

Kazak Birliğinin Kurucusu, Ulu Kazak Hanı Abılay (1711-1781)
Abılay Han, Kazak Bağımsızlık hareketini başlatmış olan liderlerden birisidir. Asıl adı Ebu’l-Mansur”,kazandığı başarıdan dolayı,  tarihteki Türk Hakanları örneğinde olduğu gibi“Abılay Han” adı verilmiştir. Kazakistan’ın yakınçağlarda yetiştirmiş …

Read the full story »
Kütüphane

E-kitap olarak sunulan kitapların tamamı tanıtım amaçlıdır. Telif hakkı ihlali olduğunu düşündüğünüz eserleri e-posta adresimiz aracılığıyla bize bildirebilirsiniz.

Kültür&Sanat

Tarihin başlangıcından günümüze kadar Türklerin dünya medeniyetine kazandırdıkları

Belgeseller

Türk tarihi ile ilgili hazırlanmış birbirinden güzel belgeselleri bu başlık altında bulabilirsiniz.

Arkeoloji

Yerli ve yabancı araştırmacıların gerçekleştirdikleri arkeoloji çalışmaları, güncel arkeoloji haberleri...

Duyurular

Genel Türk Tarihi alanında yurt içinde ve yurt dışındaki son gelişmeleri bu köşeye ekleyeceğiz. Siz de burada duyurmak istediklerinizi bize iletebilirsiniz.

Anasayfa » Kültür&Sanat, Türk Büyükleri

Fuzûlî

963-1556

             Fuzûlî, sadece Azerî sahasının değil, hem Anadolu hem de bütün bir Türk dünyasının yetiştirdiği zirve şahsiyetlerin başında gelmektedir. Ömrünün çoğunu Bağdat’ta geçirmesine ve bazı kaynaklarda Hilleli olduğu söylenmesine karşılık, Fuzûlî kendisinin Kerbelâ’da doğduğunu söyler. Asıl adı Mehmed olan Fuzûlî Oğuz boylarından biri olan Boyat boyuna mensuptur. O, gençlik yıllarında söylemiş olduğu şiirlerin başkaları tarafından sahiplenilmesi üzerine tercih edilmeyeceğini düşündüğü “Fuzûlî” ismini kendisine mahlas olarak seçmiş; hem lüzumsuz söz söyleyen, boşboğaz, başkalarının işine karışan, arsız anlamına gelen hem de fazl kelimesinin çoğulu olarak erdemli, üstün, yüce, mütevazı anlamlarını içeren bu kelimeyi niçin mahlas olarak seçtiğini Farsça Divan’ının mukaddimesinde uzun uzun anlatmıştır.

            FuzûlîFuzûlî’nin hayatı, şiire ve sanata bakışı hakkındaki görüşlerine ve değişik konulardaki düşüncelerine yine eserlerinde özellikle de Divan dibacelerinde ulaşmamız mümkündür. Ne zaman şiir yazmaya başladığı, ilk tahsilini ve sonrasında almış olduğu eğitimi, şiire ve nesre bakışını buralardan çıkarmamız mümkündür. Buna göre sanatçının küçük yaşta okula başladığı, burada okuduğu âşıkâne şiirlerin etkisinde kalarak yine bu tarzda şiirler kaleme aldığını kendisinden öğrenmekteyiz. Fuzûlî Türkçe Divan’ının dibacesinde (ön sözünde): “Benim yaratılış sayfamda ezelden beri kaza kalemi şiirin muhabbet harfini yazmıştır. Yaratılış bahçemde sevgi ve ahenk tohumları ekilmiş olan bu kabiliyet, bir ilkbahar havasında buluttan nem kaparak çiçeklenen fidan gibi umut yüklü idi ve o mizaç tarlamda şiir zevkinin gülü bitti.” diyerek doğuştan gelen yeteneğine işaret eder. (Karahan, 1996:779)

Hayatı Necef, Hille, Kerbelâ yani Bağdat havalisinde geçen şair, bu topraklardan başka bir yere gidememiş ancak bulunduğu topraklarda bir hâmî (koruyucu, sahip çıkan) bulamadığı için de fakirlik içinde yaşamıştır. Bir kıt’asından anlaşıldığına göre, Necef’te Hz. Ali türbesinde bekçilik yapmış; ancak düşmanları yüzünden buradan ayrılmak zorunda kalmıştır. Tekrar bu işi alabilmek için Seyyid Muhammed-i Necefî adlı birine kaside yazarak ricada bulunması, Fuzûlî’nin ne derece maddî imkânsızlıklar içinde bulunduğunu göstermesi açısından önemlidir. Kanunî’nin Bağdat seferi esnasında Hayalî ve Yahyâ Bey ile tanışan Fuzûlî Rum şairlerine gıpta ile bakmış; İstanbul şairlerinin mazhar olduğu lütuf ve ihsanlara mazhar olabilmek için başta padişah olmak üzere vezir İbrahim Paşa, Rüstem Paşa, Ayas Paşa gibi pek çok devlet ileri gelenlerine kasideler takdim etmiştir.

Türkçeye olduğu kadar Arapça ve Farsçaya da vâkıf olan şair, Anadolu sahasından Necatî Bey ve Azerî sahasından Habîbî’den etkilenmiştir. Hafız, Selman, Nizamî ve Câmî’nin de Fuzûlî’nin edebî kişiliği üzerinde etkisi olduğu söylenebilir. Daha hayatta iken ünü bütün Osmanlı coğrafyasını kaplayan şair kendisinden sonraki pek çok şairi etkilemiş, 16. yüzyıl tezkirecileri ondan uzun uzadıya ve sitayişle bahsetmişlerdir. Öyle ki 16. yüzyılın kudretli şairlerinden Bâkî, Hayâlî, Yahyâ Bey, Rûhî başta olmak üzere hemen bütün şairler ona nazireler söylemişlerdir.

Fuzûlî’nin şiirlerinin hemen hepsinde aşk dile getirilmiştir. Bu aşk, maddî ve beşerî bir aşk görüntüsüyle başlayarak ilahî bir aşkın olgunluğuna ve coşkusuna ulaşmıştır. Fuzûlî’nin şiirlerindeki güzel veya sevgili eti kemiğiyle somut bir şekilde kendisini hissettirmez. Daha çok soyuttur veya muhayyeldir. Ancak Fuzûlî’nin bilhassa gazellerinde geçen her sevgiliyi de mutlaka ilâhî aşk ile yorumlamamak gerekir. Öyle ki onun bazı beyitlerinde beşerî ve ilâhî aşkın birbiriyle yoğrulduğu, imtizaç ettiği de görülmektedir. İster beşerî kaynaklı, ister ilâhî kaynaklı olsun Fuzûlî’de aşk, bütün içtenliği ve coşkusuyla karşımıza çıkmaktadır. Ona göre aşk yolu hatalarla doludur; ancak o, sonu ölüm de olsa bu yoldan asla dönmez. Aşk, insanda bir anda oluveren bir özellik değildir. Onu elde etmek için çeşitli merhaleleri aşmak, kemalâta erişmek lazımdır. Fuzûlî’nin aşkı, zorluklar ve imkânsızlıklar karşısında tahammül, feragat ve sabrın göstergesi haline gelmiştir.

İlahî aşk ve tasavvuf, Fuzûlî’nin şiirlerinde önemli bir unsur olup, şiirleri âdeta bu mihver etrafında dönmektedir. Döneminin ve çevresinin genel yapısı, kendisinin içli ve içine kapanık ruh hâli onun tasavvufî aşka yönelmesi için önemli olan etkenlerdi. Fakat buna rağmen Fuzûlî, mutasavvıf bir şair değildir. Dolayısıyla tasavvuf onda yegâne amaç olmayıp, diğer konular yanında sanata ve ilhama son derece uygun gelen bir özellik göstermektedir.

Fuzûlî pek çok değişik bilim dalında yetkinliğinin yanında özellikle şiir sanatında kusursuz örnekler vermiştir. Burada, şüphesiz, ondaki doğuştan gelen üstün şairlik tabiatını unutmamak gerekir. Divan şiirinin klâsik mazmun ve kurgularını ustalıkla kullanmanın yanında, yeni ve orijinal mazmun bulmakta da mahir birisidir. İlk bakışta yalın, anlaşılır görünen beyitlerin, üzerinde düşünüldükçe yeni yeni anlamlar ve bağlantılarla örüldüğü görülür. Bu, birbiriyle bağlantılı örgüleri içinde lüzumsuz olarak kullanılmış kelimeler hemen hiç yok gibidir. Şiirde kullandığı hemen bütün kelimelere yüklediği değişik görev ve işlevler vardır. Onun için Fuzûlî’nin şiirindeki her kelimeyi kendi içinde ve diğer kelimelerle bağlantılı olarak değerlendirmek, onun şiirini anlamanın ve yorumlamanın önemli taraflarından biridir.

Fuzûlî Arapça, Farsça ve Türkçe Divanlarının yanında, her üç dilde manzum ve mensur pek çok eser yazmıştır. Fuzûlî’nin leyla-ile-mecnunbütün Türk sahalarında bilinip tanınması sebebiyle özellikle Türkçe Divanı pek çok kez istinsah edilmiş ve değişik merkezlerde basılmıştır. Fuzûlî’nin Divan’ından sonra en tanınmış eseri, Şark edebiyatının en meşhur hikâyesi olan Leylâ vü Mecnûn mesnevisidir. Konusunu çölde geçen acı ve ıstırap dolu bir aşk hikâyesinden alan bu eser, Fuzûlî’nin acı ve ıstıraba meyilli yapısına uygun geldiği için alanının gayet başarılı bir örneği olmuştur. Eserde Fuzûlî ilâhî aşkı mecaz yoluyla anlatmıştır. Eserin genel seyri takip edildiğinde başlangıçta belki beşerî aşk olarak değerlendirilebilecek Leylâ aşkı, hikâyenin nihayetinde Hak aşkına dönüşür. Burada Mecnûn’un bir tasavvuf erbabının “seyr ü sülûk”unu temsil etmesi söz konusudur.

Beng ü Bâde mesnevisi, görünürde şarap ile afyonun mukayesesini yapar ve sonuçta şarabın üstün olduğu neticesine ulaşır. Hikâyedeki şahıslar tamamen boza, şarap, afyon, beng vs. gibi içki meclisinden seçilmiş olup, sembolik kullanımlar içermektedir. Fuzûlî’nin Terceme-i Hadis-i Erbain adlı eseri, Molla Câmî’nin Hadîs-i Erbâ’în adlı eserinin aynı vezinle Türkçeye tercümesidir. Oldukça sade bir dille kaleme alınan bu eser tercüme olmakla birlikte, olduğu gibi aktarma değildir. Fuzûlî, Câmî’nin seçtiği kırk hadisi tercüme etmekle birlikte kendisi de ilâvelerde bulunmuştur. Fuzûlî’nin Farsça yazılmış kısa bir mesnevisi daha vardır. Heft Câm olarak da bilinen Sâkî-nâme isimli bu mesnevi adından da anlaşılacağı üzere içkiyle, rintlikle ilgili bir eserdir. Mesnevide rintlikle ilgili olarak kullanılan pek çok kavram esasen tasavvufî bir mana taşır ve kişinin insan-ı kâmil olma yolunda ne gibi aşamalardan geçerek aşk sırrına vakıf olduğunu terennüm eder. Yine Hadîkatü’s-Süedâ Fuzûlî’nin tanınmış eserlerinden biri olup İranlı Hüseyin Vaizi’nin Ravzatü’ş-Şühedâ isimli eserinin tercümesidir. Eser Kerbelâ olayını anlatır. Bunların dışında sanatçının Rind ü Zâhid isimli “zahid” tipini canlandıran baba ile “rind” tipini canlandıran oğlunun muhaveresini içeren bir mensur eseri,  yine Sıhhat u Maraz isimli Farsça mensur bir eseri ile Muamma Risalesi ve Matlau’l-İtikad isimli Arapça mensur bir eseri bulunmaktadır. Ve tüm bunların dışında Fuzûlî’nin çeşitli vesilelerle Nişancı Celâlzâde, Musul Bayraktarı Ahmed Bey, Ayas Paşa, Kadı Alâeddin ve Şehzade Beyazıd’a çeşitli vesilelerle yazmış olduğu edebî kıymeti haiz mektupları bulunmaktadır.

Fuzûlî, sadece Anadolu ve Azerî sahasını değil, bütün Türk dünyasının, hatta Doğu-İslâm edebiyatlarının en büyük lirik şairlerindendir. Kendinden sonraki pek çok şairi etkilemiş, yüzyıllarca sevilerek okunmuş ve takip edilmiştir. Bu itibarla Fuzûlî, Türkçe ile oluşturulan bu edebiyatlar arasında bir köprü vazifesi görmüştür. Aynı şekilde söz konusu edebiyatlar arasında birleştirici ve bütünleştirici yönüyle de hizmet etmiştir.

Kaynaklar

Karahan, Abdulkadir (1996), Fuzûlî, Muhiti, Hayatı ve Şahsiyeti, İstanbul.

Küçük, Sabahattin vd., (2004), Türk Dünyası Ortak Edebiyatı, Türk Dünyası Edebiyat Tarihi, Ankara.

Tarlan, Ali Nihad (1985), Fuzûlî Divanı Şerhi, Ankara.

İpekten, Halûk (1991), Fuzûlî, Hayatı, Edebî Kişiliği ve Bazı Şiirlerinin Açıklamaları, Ankara.U

Yorum yazın !

Add your comment below. You can also subscribe to these comments via RSS

“Türk Milletinin dili, Türkçedir. Türk Dili dünyanın en güzel, en zengin ve en kolay dilidir.”

You can use these tags:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong> 

This is a Gravatar-enabled weblog. To get your own globally-recognized-avatar, please register at Gravatar