Başyazı »

Yorum Yap |

Pekin’deki Yasak Şehir, tarih boyunca 24 Çin imparatorunun sarayı oldu. Fakat yüzyıllardır, Moğol imparatoru olan Kubilay Han’ın, 13. yüzyılda Pekin’deki sarayının yeri bir sır olarak kalmıştı. Yeni çalışmalar sırasında, Kubilay Han’ın kurduğu Yuan Hanedanlığı’nın sarayına ait …

>>>Devamı »
Kütüphane

E-kitap olarak sunulan kitapların tamamı tanıtım amaçlıdır. Telif hakkı olduğunu düşündüğünüz eserleri bize bildirebilirsiniz.

Kültür&Sanat

Tarihin başlangıcından günümüze kadar Türklerin dünya medeniyetine kazandırdıkları

Belgeseller

Kadim Türklerle ilgili pek çok bilinmeyene ışık tutan birbirinden güzel belgeseller

Arkeoloji

Yerli ve yabancı araştırmacıların gerçekleştirdikleri arkeoloji çalışmaları

Duyurular

Türk tarih araştırmalarında son gelişmeler, konferanslar, sempozyumlar

Anasayfa » Kültür&Sanat, Türk Büyükleri

İsa Yusuf Alptekin

İsa Yusuf Alptekin Bey 1901 yılında Kaşgar’a bağlı Yenihisar ilçesinin Aydınköl mahallesinde doğdu. Yenihisar beyi Yusuf Bey ve Ayşe Hanımefendinin küçük oğlu olan İsa Yusuf Alptekin Yakupahan Molla Mektebinde dini tahsil gördükten sonra babası “Bey” olduğu için Şotang adı verilen Çin okuluna gitmek zorunda kaldı. Çince öğrendikten sonra vergi memuru olarak çalışmaya başladı. Nisan 1926 tarihinde Yenihisar kaymakamı Çindeli’nin Özbekistan’ın Andican şehrine konsolos tayin edilmesi üzerine Çince bildiğinden dolayı Andican konsolosu tercümanlığı için Özbekistan’a gönderildi. O, Batı Türkistan’daki memuriyeti sırasında Taşkent, Semerkant, Buhara, Almaata, Kazan, Moskova ve Petersburg gibi şehirleri ziyaret etti ve bu sırada birçok Türkistan aydınlan ile tanışarak fıkir alış-verişin de bulundu. Türkistan’da geçirdiği 6 yıllık süre içinde gizli gizli Doğu Türkistan’dan gelenlere, milliyetçiler ve mukaddesatçılar ile görüşür. Kendi ifadesiyle İsa Yusuf Alptekin, kimsesiz Doğu Türkistan halkına hizmet için yaratılmış ve bu inançla yaşamıştır. Neticede İsa Yusuf Alptekin’in görüş açısı genişledi ve dünyada olup bitenleri yakından takip etmeğe başladı. Stalin çetesinin Rusya’daki kanlı icraatlarına, Batı Türkistan’daki kardeşlerinin Rus Komünist emperyalizmi tarafından nasıl ezildiği ve sömürüldüğüne bizzat şahit oldu. Komünizme olan nefret ve kin duygulan burada teşekkül etti.( Kaşgarlı, 1996, 349)

Elcibey-Isa Yusuf Alptekin

İsa Yusuf Alptekin Elçibey ile

Batı Türkistan’da kaldığı dönemde İsa Yusuf Alptekin Bolşevik baskı ve zulümleri-nin en şiddetli günlerini görmüştür. Bu durum genç yaşında O’nun üzerinde etkisini göstermekte gecikmez ve bu O’nun milli kurtuluş hareketi içinde aktif olarak yer almasına neden olur ve bundan sonraki hayatında tuttuğu milli mücadele yolu çizilmiş olur kendi ifadesiyle O’nun çizgisi artık; “(bir yandan) Doğu Türkistan’a Sovyet sızmasını önlemek öbür yandan da Çin zulmü altında inleyen ülkesinin istiklali için çaba sarf etmektir.

Bu amacını gerçekleştirmek için 2 Haziran 1932’de Pekin’e gider. Çin’e gelir gelmez burada bulunan Doğu Türkistanlılarla görüşmeye başlar ve onlara komünizmin bir tehlike olduğunu, ayrıca Doğu Türkistan’ın istiklali için de Çin idaresine karşı mücadele edilmesi gerektiğini anlatır. Ayrıca, 1933’te “Doğu Türkistanlı Vatandaşlar Cemiyetini kurar. Sesini duyurabilmek amacıyla da “Çin Türkistan’ının Avazı” dergisini çıkarır. 18 Eylül 1936’da da Doğu Türkistan’ı temsilen Çin Millet Meclisi üyeliğine seçilir. Fakat bir süre sonra milletvekilliğinden istifa ederek Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı için Merkezi Çin hükümeti nezdinde teşebbüslere geçerek mücadele vermeye devam eder.

Mücadelesini daha çok siyasi alanda yoğunlaştırır. Bunun nedeni, Doğu Türkistan halkının tedrici olarak ve katliama uğramadan bağımsızlığına kavuşması arzusunda olmasıdır. Çünkü Çin işgalinin başladığı 1760’dan bu yana birçok ayaklanma olmuş, hepsi hüsranla sonuçlanmıştı ve yeniden ayaklanmalar ile yeni katliam ve zulümlere davetiye çıkarmak istememişti. En önemli mücadele yolu olarak da askerlikten, diplomasiden, siyasetten, ikti-sattan ve idareden anlayan insanların öncelikli olarak yetiştirilmesini görmüş ve bunları yapmadan başlatılan her hareketin yeni hüsranlara yol açacağını düşünmüştü. Ve yine kendi ifadesiyle, “bugün bile Türkistan kıırtulursa, kendilerini idare edememelerinden endişe ediyorum” demiş ve Çin’in bilinçli olarak Doğu Türkistan halkını eğitimden yoksun bıraktığını söylemişti.

İsa Yusuf Alptekin, 1938’de birçok İslam ülkesini ve Türkiye’yi ziyaret eder. Gittiği her ülkede devlet ve hükümcü büyüklerine Doğu Türkistan davasını anlatarak yardım talebinde bulunur.( Filiz, 1996, s.207-208)

Doğu Türkistan davasını, Hindistan’da Gandhi, Nehru ve mücadele arkadaşlarına, Pakistan’da Muhammed Ali Cinnah’a; 29 Ocak 1939’da Suudi Arabistan’a giderek Maliye Bakanı Abdullah Süleyman ve Kral Abdülaziz Bin Suud’a, 1 Mart 1939’da Mısır’da Parlemento Başkanı Behiddin Bereket Paşa, Veliahd Prens Muhammed Ali Paşa ve üniversite hocaları ile yazışırlar.  Din adamlarına anlatır ve onlardan yardım talep ederler.

6 Mayıs 1939 günü İstanbul’a gelmiş ve önce bir avuç Doğu Türkistanlılarla görüşür. Ayrıca Memduh Şevket Esendal ile de görüşerek fikir alış-verişinde bulunmuştur.

16 Mayıs 1939’da Ankara’ya gelerek Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde Hamit Zübeyir Bey ve Alman Profesör Eberhard ile görüşmelerde bulunur. Ayrıca, Başbakan Dr. Refik Saydam, Prof. Dr. Fuad Köprülü, Uluğ İğdemir, Besim Atalay, Hasan Ali Yücel, Prof. Dr. Abdülkadir İnan, Abdülhalik Renda, Osman Turan, Emin Bilgiç ve nihayet Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile de görüşme ve temaslarda bulunur. Kendisini dinleyen herkese Doğu Türkistan davası ve Çin zulmünü anlatır, yardım talep eder. Ancak dönemin müsait olmaması nedeniyle ve bir takım kaygılar yüzünden beklediği neticeleri elde edemeden dönmek zorunda kalmıştı. Fakat isa Yusuf Alptekin olumlu cevaplar almasa da kabul edilerek davasının dinlenilmesinden memnundu. Çünkü O, bıkmadan, usanmadan Doğu Türkistan davasını anlatmak ve sesine kulak verildiğini görmekten bile memnun olmaktaydı.

8 Eylül 1939’da Beyrut’a, daha sonra Lübnan ve Irak’a ziyaretler yapar. 17 Ekim 1939’da İran’ı, 20 Kasım 1939’da da Afganistan’ı ziyaret eder. Afgan Kralı Muhammed Zakir Şah ile de görüşerek yine davasını anlatmaktan geri durmaz. Burada ayrıca, Mehmet Emin Buğra beyi ziyaret eder, dertleşirler. Mehmet Emin Buğra Bey, Kasım 1933’de ayaklanarak Doğu Türkistan’da bağımsızlık ilan eden ve daha sonra Ekim 1934’de Çin tarafından yenilgiye uğratılan liderlerden biridir. Bu olayın sonucunda da Mehmet Emin Buğra Bey ve arkadaşları Afganistan’a iltica etmek zorunda kalmışlardı.

Mart 1940’da İsa Yusuf Alptekin Çin’e dönerek mücadelesine yine devam eder. Nisan 1943’te uygun bir ortamın oluşmasıyla Mehmet Emin Buğra Bey ailesi ile birlikte Çin’e geri dönmüştür ve bundan sonra “Üç Efendiler” olarak bilinen Isa Yusuf Alptekin’i, Mehmet Emin Buğra ve Mesul Sahri Baykoz hep birlikte milli mücadeleye devam ederler.

Bu arada, Çin’in baskı ve zulmüne dayanamayan Ali Han Töre İli’de bir ayaklanma başlatarak Kasım 1944’ıe “Şarki Türkistan Cumhuriyeti”ni kurar. Ruslar bu hükümetin aleyhine çalışmaya başlarlar. Çin ise ayaklanmayı bastırmak için uzlaşma yolları arar. Gelişen olaylar sonucunda 29 Mayıs 1947’de Doğu Türkistan eyalet başkanlığı Türklere verilir. Mesut Sabri Bey bu eyaletin Başkanı, İsa Yusuf Alptekin bey de genel sekreteri olur. Bir müddet sonra 17 Temmuz I948’de Rus ve Çin aleyhtarı politika takip ettikleri gerekçesiyle Mesut Bey ve İsa Yusuf Alptekin görevlerinden azledilirler. Çin’in bu kararında İsa beyin 1946’da Altay Neşriyat Evi’ni kurtararak Erk gazetesini yayınlaması ve yayınlarında milliyetçi bir çizgi takip etmesi büyük rol oynayacaktır. Çin’in baskıları gittikçe artacak ve İsa Bey ile mücadele arkadaşları göç kararı alacaklardır.

“Vatan için vatandan ayrılan” Isa bey ve arkadaşları meşakkatli bir yolculuktan sonra Himalaya Dağlarını aşarak, 20 Aralık 1949’da Hindistan’a ulaşırlar. Hindistan Hükümeti ise ancak üçüncü bir ülkeye göç etmeleri karşılığında İsa Bey ve arkadaşlarına transit geçiş izni verir.

İsa Yusuf Alptekin bu kafilenin bir ülke tarafından kabul edilmesi için birçok temaslarda bulunur. Hindistan’dan bir sonuç alamayınca 6 Eylül 1951’de Suudi Arabistan’a giderek Melik Abdulaziz ve Emir Faysal’ı görür, ancak bir netice alamaz. Oradan Mısır’a geçer, ne yazık ki aynı sonuçla karşılaşacak ve kaeleri O’nu Türkiye’ye yönlendirecektir. 6 Ocak 1952 tarihinde Türkiye’ye gelen İsa Yusuf Alptekin, mücadele arkadaşı Mehmet Emin Buğra Beyi Türkiye’ye gelmiş bulur.

Bu birliktelikten aldıkları güçle tekrar Türkiye’de temaslara başlarlar. Zamanın TBMM Başkanı Refik Koraltan, Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri, Dışişleri Bakanı Fuad Köprülü, Sıtkı Yırcalı ve Muhlis Ete gibi bakanlar, Haşim tşean, Sait Bilgiç, Remzi Oğuz Arık, Haluk Karamağralı gibi şahsiyetlerle görüşmeler yaparak, nihayet sonunda 1850 Doğu Türkistan insanının iskânlı göçmen olarak Türkiye’ye yerleşmelerini kabul eden 13 Mart 1952 tarihli Bakanlar Kurulu kararını çıkarmaya muktedir olurlar.

Bu kararın ardından 1953 yılının başından itibaren Doğu Türkistanlılar Türkiye’ye gelip yerleşmeye başlarlar. İsa Bey ve ailesi ise Haziran 1954’te gelip yerleşecektir. Kendi ifadesiyle, 1949-1954 yıllan arasındaki tahammül edilemeyecek derecede zor şartlar altında geçen 5 yıldan sonra, Doğu Türkistanlı Türkler ve İsa bey bir nebze de olsa huzura kavuşacaklardır.

Ne var ki O’nun için Doğu Türkistan mücadelesi devam etmektedir. 1953 yılında Mehmet Emin Beyin başlattığı yayın faaliyetini kendisinin vefatından sonra bir müddet İsa Bey sürdürmeye davam eder. Ardından da 1960’da “Doğu Türkistan Göçmenler Cemiyeti”ni kurarak mücadeleye devam edecektir.(Filiz, 1996, 208-210)

Bu haklı davayı dünyaya duyurmak ve Çinli sömürgecilerin Doğu Türkistan Türklerine karşı yapmakta olduğu zulmü faş etmek için “Doğu Türkistan Davası”, “Esir Doğu Türkistan İçin”, “Unutulan Doğu Türkistan”, “Doğu Türkistan İnsanlıktan Yardım Bekliyor” gibi eserler, broşür ve bildiriler yayınladı. 1970’li yıllarda Istan-bul’da Doğu Türkistan Vakfı 1980’li yıllarda yine İstanbul’da “Doğu Türkistan Neşriyat Merkezi” gibi müesseseler kurarak Doğu Türkistan ve Türk Dünyası davasını devam ettirdi. (Kaşgarlı, 1996, 353)

Bu arada Komünist Çin Hükümeti 1959 yılında aldığı bir kararla, eskiden yabancı uyruklu olup çeşitli sebeplerle kendi memleketine dönemeyenlerin Doğu Türkistan’dan ayrılabileceklerini bildirir. Bu fırsattan faydalanmak isteyen yaklaşık 600 kişi, kendilerinin Afgan uyruklu olduğunu ileri sürerek 1960-1961 yıllarında Afganistan’a iltica ederler. Ancak bu kişiler aslen Türk oldukları için Afgan Hükümeti bunların büyük bir kısmını geri göndermeye karar verir. Bu durumun İsa Beye iletilmesiyle, dönemin Türkiye Başbakanı ve Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel başta olmak üzere hükümetin ileri gelenleri ile görüşerek, Afgan Hükümetinin bu girişimini önlemeyi başarır. Daha sonra da Bakanlar Kurulu kararı aldırarak, bu Doğu Türkistanlıların Türkiye’ye iskânlı göçmen olarak getirilmesini sağlar. 1967 yılında bu kişiler iki kafile halinde özel uçaklarla Türkiye’ye getirilip Kayseri’de kendilerine tahsis edilen evlere yerleştirilirler. (Filiz, 1996, 210)

1984 yılından başlayarak Türkçe (Uygur Türkçesi de dâhil) İngilizce, Arapça üç dilli mevsimlik “Doğu Türkistan Sesi” dergisini çıkardı ve 1993 yılında da aylık “Doğu Türkistan Gazetesi”ni neşretti.

İstanbul’dan Erzurum’a kadar birçok il ve ilçeleri dolaşarak “Komünizmi lanetleme!” toplanılan tertipleyerek ve bu tip mitinglere konuşmacı olarak katılmak suretiyle onbinlerce halk kitlesine hitap etmiştir. Adana, Osmaniye, Kahramanmaraş, Erzurum’da halka, Kayseri’de öğretmenlere, Ankara, Samsun, Konya’da gençlere İstanbul’da aydınlara yapmış olduğu konferans ve konuşmalarıyla komünizmin lanetlenmesine ön ayak olmuştur.

Büyük mücahit İsa Yusuf Alptekin Türkiye’de ve milletlerarası toplantılarda “Komünizm ve milliyetçilik”, “Komünizmin gayesi ve onun maksadı”, “Kızıl Çin’in Doğu Türkistan’daki zulmünü”, “Rus komünistlerinin Batı Türkistan’daki Zulmü”, “Çin ve Rus Emperyalizminin esareti altındaki Türkistan” gibi konularda yüzden fazla konferans vermiş ve konuşmalar yapmıştır. (Kaşgarlı, 1996, 353)

Vatanlarından uzaktaki faaliyetleri, daha ziyade Doğu Türkistan’ın tanıtılması ve duyurulması hedefine yöneliktir. Bu münasebetle birçok kitaplar, broşürler neşreder, hür dünya liderlerine, devlet ve hükümet başkanlarına Doğu Türkistan’daki Çin zulmünü anlatırlar. Aynı zamanda birçok uluslararası Kongreye katılarak, hür dünya ülkeleri ve uluslararası kuruluşlarla münasebetler kurmaya ve bunlar aracılığıyla Doğu Türkistan davasının Birleşmiş Milletlere intikal ettirilmesini sağlamaya çalışır. (Filiz, 1996, 210)

95 yaşına geldiğinde hem güzlerini hem de vefakâr, cefakâr, çilekeş sevgili eşini ve iki evladını kaybetmiş fakat içindeki mücadele azim ve Doğu Türkistan’ın istiklaline kavuşması arzusundan hiçbir şey kaybetmemiştir. Hayatının son saniyesine kadar mücadelesine devam etme kararındaydı ve öyle de yaptı. Merhum Cumhurbaşkanımız Turgut Özal ile görüşmesinde yetmiş yıldır göğsünde taşıdığı “Ayyıldızlı Gökbayrağı” merhum Cumhurbaşkanımıza hediye etmiş, “Doğu Türkistan davasını size emanet ediyorum” demiştir.

Doğu Türkistan’ın istiklali azmini bir ömür boyunca korumuş büyük mücadele adamı Isa Yusuf Alptekin, 17 Aralık 1995 gecesi son yolculuğuna çıkmış ve Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. O her zaman “İnsanlara hürriyet, milletlere istiklal” istemişti. (Filiz, 1996, 211)

KAYNAKÇA

Alptekin, İsa Yusuf  (1995). “Bağımsızlık Mücadelem”, Yeni Türkiye, Mart-Nisan 1995, S. 3, s.29-  33.

Alptekin, İsa Yusuf (1994). “Kızıl Çin İşgalinin 45. Yıldönümü ve Son Gelişmeler Işığında Doğu Türkistan”, Yeni Türkiye, Kasım-Aralık 1994, S. 1, s. 110-112.

Prof.Dr.A.Ahat Andican, “Türkistan Cumhuriyetleri, Rusya ve Çin Üçgeninde Dogu Türkistan”, Avrasya Dosyası, Yaz 1995, C, 2. S. 2, s. 81-94.

Filiz, Orhan (1996). “ İsa Yusuf Alptekin”, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Kuruluş ve Gelişmesine Hizmeti Geçen Türk Dünyası Aydınları Sempozyumu, 23-26 Mayıs 1996,  Bildirileri, Kayseri 1996, s.207-211.

 

Kaşgarlı, S. Mahmut (1996). “ Doğu Türkistan ve Türk Dünyasının Büyük Mücahidi İsa Yusuf Alptekin”, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Kuruluş ve Gelişmesine Hizmeti Geçen Türk Dünyası Aydınları Sempozyumu, 23-26 Mayıs 1996,  Bildirileri, Kayseri 1996, s. 349-354.

TSK Mehmetçik Vakfı

2 Yorum »

Yorum yazın !

Add your comment below. You can also subscribe to these comments via RSS

“Türk Milletinin dili, Türkçedir. Türk Dili dünyanın en güzel, en zengin ve en kolay dilidir.”

You can use these tags:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong> 

This is a Gravatar-enabled weblog. To get your own globally-recognized-avatar, please register at Gravatar