Başyazı »

Yorum Yap |

Pekin’deki Yasak Şehir, tarih boyunca 24 Çin imparatorunun sarayı oldu. Fakat yüzyıllardır, Moğol imparatoru olan Kubilay Han’ın, 13. yüzyılda Pekin’deki sarayının yeri bir sır olarak kalmıştı. Yeni çalışmalar sırasında, Kubilay Han’ın kurduğu Yuan Hanedanlığı’nın sarayına ait …

Read the full story »
Kütüphane

E-kitap olarak sunulan kitapların tamamı tanıtım amaçlıdır. Telif hakkı olduğunu düşündüğünüz eserleri bize bildirebilirsiniz.

Kültür&Sanat

Tarihin başlangıcından günümüze kadar Türklerin dünya medeniyetine kazandırdıkları

Belgeseller

Kadim Türklerle ilgili pek çok bilinmeyene ışık tutan birbirinden güzel belgeseller

Arkeoloji

Yerli ve yabancı araştırmacıların gerçekleştirdikleri arkeoloji çalışmaları

Duyurular

Türk tarih araştırmalarında son gelişmeler, konferanslar, sempozyumlar

Anasayfa » Kültür&Sanat, Tarihte Türkler

İslam Öncesi Orta Asya Türk Devletlerinde Ekonomi

Ali Ahmetbeyoğlu*

Orta Asya Türk devletlerinin ekonomileri başta olmak üzere; askeri, siyasi, sosyal, kültürel hayatlarında hüküm sürdükleri coğrafya belirleyici amillerden biri olmuştur. İslam Öncesi Türk Tarihi umumiyetle Orta Asya ve özellikle bu coğrafyanın büyük kısmını oluşturan, tarihin ilk devirlerinden beri Türklerin anavatanı olan Türkistan sahası üzerinde cereyan etmiştir. Orta Asya; Moğolistan ve Sibirya’nın güneyi, bugünkü Kazakistan ile Özbekistan, Türkmenistan, Tacikistan, Kırgızistan topraklarının büyük bölümünü, Afganistan’ın kuzeyini, hem Merv hem Herat’a bağlı İran Horasan’ını, Tibet, Doğu Türkistan ve Kansu’yu içine almaktadır[1]. Türkistan ise; batıda Ural Nehri ve Hazar Denizi, doğuda Altay dağları ve Çin hududu yani Doğu Türkistan veya Kaşgariya’nın doğu sınırları, güneyde İran ve Afganistan, kuzeyde Tubal ve Tomsk vilayetleri (Sibirya) arasındaki bölgeyi kapsamaktadır[2]. Bozkır olan ve yüksek dağlar, ovalar ile bol otlu yaylalardan oluşan bu coğrafyada[3] kurulan İslam öncesi Türk devletlerinin (Hun, Göktürk, Uygur gibi büyük devletler) ekonomisini iki kısımda ele alabiliriz. Birincisi, kendi kendine yetme esasına dayanan aile ekonomisi; ikincisi ise askeri güce bağlı devlet ekonomisidir. Bu iki unsurun birbirine bağlı açıklamasıyla aileden devlete kadar ülkenin gelir kaynaklarını, geçim vasıtalarını, üretim tarzlarını ortaya koyabiliriz.

Bozkır coğrafyasının ve hayat tarzlarının icabı Türk ekonomisinin temelini hayvancılık oluşturmuştur. Bunun yanında ganimet temini, vergiler, ziraat, avcılık, endüstri ve el sanatları ile ticaret de diğer iktisadi unsurlar arasında yer almıştır[4].

Orta Asya’nın tabiat ve iklim şartlarının gereği olarak bütünüyle kendi kendine yeterli olma mecburiyeti üzerine kurulan aile ekonomisinde Türk insanı yiyecek, ev, giyim gibi ihtiyaçlarını kendi kaynaklarından sağlamıştır[5]. Bu geçim kaynaklarının en önemlisini hayvancılık teşkil etmiştir. Türklerin yetiştirdiği hayvanların başında ekonomik getirisi fazla olan at ve koyun ile bunların yanında deve, keçi, sığır sürüleri gelmiştir. Aynı zamanda sürülerin çokluğu toplum içerisinde zenginliğin ve gücün göstergesi olmuştur[6]. Kendi geçimini sağlamak, ihtiyaçlarını gidermek için Türk insanı beslediği hayvanları canlı olarak satmıştır. İhtiyaç fazlası olan hayvansal ürünler, etler, kendi imal ettiği et konserveler, deri, yün ve yünlü mamuller de sattıkları ve bu sayede ihtiyaçlarını giderdikleri ürünler arasında yer almıştır[7].

Hayvancılık yanında avladıkları kürkleri kıymetli samur, sansar, kakım, kunduz, sincap, tilki, kaplan, pars, panter gibi hayvanlar da aile ekonomisi için ayrı bir kaynak kapısı olmuştur. Böylece en önemli servetleri olan atların ve koyunların etine dokunmayarak et ihtiyaçlarını gidermişler ve avladıkları bu hayvanların kürklerini işlenmiş veya işlenmemiş olarak satarak gelir elde etmişlerdir[8]. Türk insanı ürünlerini ülke içerisinde değiş-tokuş esasına göre satmıştır. İhtiyacı olan emtiayı ya çevresindekilerden ya da yılın değişik zamanlarında gelen tüccarlardan temin etmiştir[9].

ekonomiFiziki-coğrafi engeller, yetersiz su miktarı, yetişme mevsimlerinin kısalığı, toprak meselesi ve çetin arazi gibi şartlar Türk yurtlarında tarıma pek müsaade etmemiştir[10]. Buna rağmen kışlaklarda, hayvancılık gereği yapılan göç güzergâhlarında ve ele geçirilen ülkelerdeki ekime müsait arazilerde kısmi de olsa ziraat yapılmıştır. Buğday, arpa, darı, çavdar ve at yemi olarak burçak ve yulaf ekilmiştir. Devlet özellikle ithalatta önemli yer tutan tarın ürünlerinin ekilip biçilmesini teşvik etmiştir. Türk toplumunda tali bir iş olan ziraat genellikle hayvancılıkla birlikte yürütülmüştür[11]. Asya Hunlarından beri Türk ülkelerinde ziraatın bilindiği anlaşılmıştır. Nitekim Çin kaynaklarında Hunların buğday ve darı ekip biçtiklerinden, bir Hun buğday cinsi ile Hun fasulyesinden ve şiddetli soğukların hüküm sürdüğü zamanlarda Hun ülkesinde ekinlerin olmadığından bahsedilmiştir[12]. Ayrıca M.Ö 119 yılında Hun Tanhusu’na karşı yapılan harekâtta Çinliler Go-bi Çölünün kuzeyindeki Tien-yen Dağında Can-şın adlı bir Hun şehrini ele geçirmişler ve 100 bin insan ve 140 bin at mevcudu olan Çin ordusu, bu şehirdeki hububat ambarındaki erzakı kullanarak bir ay burada kalmışlardır. Geriye dönerken de, götüremeyecekleri hububatı yakmışlardır[13]. Göktürk Kağanı Kapkan 696 yılında Çin ile yaptığı anlaşmanın bir maddesinde, Çin’in Göktürklere 3000 ziraat aleti ile yaklaşık 1250 ton tohumluk darı vermesi hükmünü getirmiştir[14]. Yerleşik hayata geçilmesi ilk zirai faaliyetlerin daha da geliştiği Uygurlar hakkında da ünlü seyyah Wang Yen-te şu bilgileri vermiştir: ˝ Chin-ling dağlarından çıkan nehir başşehrin (Beşbalık) bütün çevresini dolaşır, tarlaları ve meyve bahçelerini sular ve su değirmenlerini işletir. Bu yerde beş hububat yetişir”[15]. Bunların yanında Hunlar ve Göktürkler zamanında, kalma sulama kanallarına da tesadüf edilmiştir. Özellikle Göktürklerin kullandığı ve yüksek teknik bilgiye dayanan Tötü kanalının boyu 10 kilometreye yakın idi[16]. Bu kayıtlar Orta Asya Türk yurtlarında kendisine yetmese de azımsanmayacak ölçüde ziraat yapıldığının delilleri olmuştur. Eski Türk toplumunda çiftçi kesimine tarıgcı / tarıdacı adı verilmiş, ekilen tarlaya da tarıglag denilmiştir[17].

Orta Asya Türk devletlerindeki üretim tarzları, sahip oldukları yeraltı ve yerüstü kaynakları, hayat şartları ve devletin en önemli gücü olan askerlikle alakalı ihtiyaçlar toplum içerisinde geçimlerini sağladıkları çeşitli mesleklerin doğmasına yol açmıştır. Altaylar bölgesinde demir; Tanrı dağlarında, Kaşgar-Kuçar havalisinde altın, gümüş, kurşun, kükürt madenleri bulunan Hun, Göktürk, Uygur devletlerinde başlıca meslekleri demircilik ve madencilik oluşturmuştur[18]. Bozkır Türk topluluklarında oldukça kalabalık olarak bulunan esnaf ve zanaatkârlar kollarına göre kılıç, kalkan, kargı, mızrak, ok temrenleri, insan ve atlar için zırhlar, tolgalar, at teçhizatı, eyer ve koşum takımları, kazanlar, ibrikler, kovalar, çadır ve otağlar, arabalar imal etmişlerdir. Ayrıca tabaklar, maşrapalar, ince bronz işlemeli tasvirlerle süslenerek yapılan kömür mangalları, heykeller, ok kutuları, kılıç kapsarları, kemer tokaları, katış uçları da yapmışlardır. Sanatkârlar imal ettikleri ve yaptıkları eşyaların bazılarını isteğe göre altın ve gümüşle kaplamış, değerli taşlarla süslemişlerdir[19]. Bu eşyalar kullananlar için güç, zenginlik göstergesi olmuştur. Bunların yanında halıcılar, kilimciler, keçeciler, debbağlar, çizmeciler, çorapçılar, börkçüler, dokumacılar, terziler, marangozlar ve tahta oymacıları da diğer meslekler arasında yer almıştır[20].

Aile ekonomisi diye adlandırdığımız dâhili iktisadi faaliyetlerin yanında devlet ekonomisi veya harici ekonominin temeli devletlerarası ticaret olmuştur. Ayrıca ahaliden toplanan vergiler, mağlup ve tabii ülkelerden alınan vergiler, hediyeler ile ipek yolundan sağlanan kazanç, ganimetler, harplerde alınan esirler için ödenen kurtuluş fidyeleri, harp tazminatları Orta Asya bozkır Türk devletlerinin diğer gelir kaynaklarını oluşturmuştur[21]. Bunların yanında yağma ve askeri yardımları da hesaba katmak gerekmektedir. Nitekim Asya Hun Devleti’nin kurucusu olan Tuman daha devletin kuruluşunda hayat tarzları için önemli olan Ordos bölgesini kaybeden ve ekonomik zorluk içine düşen toplulukları idaresi altına alarak uygun otlaklar bulmak için Çin’e saldırmıştır. Tu-man’ın liderliğindeki bu guruplar sınır bölgesini yağma etmişler, halkı haraca bağlamışlar ve taşınması mümkün olan kıymetli şeyleri yanında götürmüşlerdir[22]. Ayrıca Çin İmparatoru Kao-tsu 622 yılında Göktürklerin sınırlarına saldırıda bulunmaları üzerine Kağan’a bir elçi göndererek şu isteklerde bulunmuştur: “ Sayı bakımından Çin İmparatorluğu Göktürk Kağanlığı ile aynı değildir. Gök-türkler Çin topraklarını ele geçirse bile buralarda yaşayamazlar. Üstelik elde ettiğiniz ganimetlerin hepsi milletinizin eline geçti. Size ne kaldı? Siz en iyisi ordunuzla birlikte geri dönün ve Tang İmparatorluğu’ndan gelen altın paralar ve ipekli kumaşların hepsi sizin cebinize girsin”[23]. Göktürkler İmparator’un bu teklifini kabul etmişlerdir. 765 yılında Çinliler Uygurların yardımı ile Tibet isyanlarını bastırmışlardır. Bundan sonra Uygurlar başkente İmparator ile görüşmeye gelmişlerdir. İmparator Uygurlara ziyafet vermiş ve yüz bin parça ipek hediye etmiştir. Bunun üzerine Uygurlar ülkelerine geri dönmüşlerdir[24]. 780’li yıllarda Uygurlar ilk defa Çin’in batı başkentini işgal edip yağmalamak istemişlerdir. Çinliler Uygurları durdurmuşlarsa da, Uygurlar doğu başkentini işgal edip şehri üç gün boyunca yağmalamışlar ve sayması mümkün olmayacak kadar mal ele geçirmişlerdir. Çin İmparatoru Uygurlara çok fazla ipek vererek bu yağmayı durdurabilmiştir. Nitekim Çin kaynakları Uygur yağmalarının tek gayesinin ipek elde etmek olduğunu kaydetmişlerdir[25].

Türk devletleri ülke içerisinde kendi ahalisinden gücü oranında ve uğraş alanına göre vergi toplamıştır. Bu vergiler hanelerden aldığı alındığı gibi devleti oluşturan önemli unsurlardan her bir boydan boy mensuplarının durumuna göre toplu olarak da alınmıştır. Boy beyleri de ailelerden bunu tahsil etmişlerdir. Mağlup edilen veya tabiat altına alınan memleketlerden vergiler, o memleketin zenginliğine ve üretim tarzına uygun olarak kıymetli maden, madeni para veya ayni olarak alınmıştır[26].

Türk devletlerinin devletlerarası münasebette verdiği ve aldığı hediyeler ekonomik olarak ehemmiyet arz etmiştir. Bu cümleden olarak coğrafi ve tarihi bakımdan daha sık münasebette bulunulan Çin farklı bir konumda olmuştur. Çin, Türk askerlerinin akın ve yağmalarından emin olabilmek için sık sık değerli hediyeler gönderme yoluna başvurmuştur. Verilen bu hediyeler Çin tarafından nasıl adlandırılmış olursa olsun, Türk devletlerinin güçlü zamanlarında Türkler tarafından haraç olarak kabul edilmiş, dağılma ve zayıf anlarda ise Çin’e bağlılık göstergesi görülmüştür[27]. Türkler güçlü olduklarında Çinlilere sembolik manada hediyeler gönderirken, Çinliler ise onun kat kat fazlasının takdim etmişlerdir. Türk Hakanına, hükümdar ailesine ve devlet ileri gelenlerine gelen hediyeler biriktikçe oldukça fazla ekonomik değere ulaşmıştır. Mesela M.Ö 177 yılında Çin İmparatoru dostluğunu kazanmak için Hun Hükümdarı(Tanhu) Mo-tun’a saf ipekten yapılmış kıymetli bir elbise sunmuştur. Bunun yanında işlemeli pamuksuz uzun entari; karışık renkli, nakışlı, pamuksuz bir ipek biniş takımı; bir tarak, altın kakmalı kemer, altın kemer tokası, on parça işlemeli ipek, otuz parça çeşitli renklerde nakışlı ipek, kırk parça alı renkte ağır ipek kumaş, kırk parça yeşil ipek kumaş Mo-tun’la birlikte devlet ileri gelenlerine gönderilmiştir[28]. Ayrıca Çinliler Güney Hunlarının başında bulunan Ho-Han-ye’yi Çin başkentine gelişinde törenle karşılayarak dönüşte kendisine 20 hu altın, 200.000 para, 77 elbise, 8.000 çeşitli ipekli mamul ve 34.000 hu pirinç hediye edilmiştir. Ertesi sene Ho-Han-ye tekrar Çin’e geldiğinde de, daha da artan miktarda 110 elbise, 3.000 ipekli mamul, 8.000 hu ipek verilmiştir[29]. Hunlar bu armağanların sürekli olmasını istemişler ve gönderilmediğinde Çin sınırlarına ordu sevk ederek hediyelerin değerince vergi almışlardır[30].

Türk devletleri Çin başta olmak üzere Bizans, İran, Hindistan ile ticari alışverişte bulunmuşlardır. Ayrıca bozkır coğrafyasının batısında bulunan topluluklara da mal satmışlardır. Hun, Göktürk, Uygur devletlerinin milletlerarası ticaretteki tutum ve rolleri aynı zamanda askeri hareketleri ile dış politikalarında belirleyici olmuştur[31]. Çin gibi büyük ülkeleri fethetmekten çok askeri güçleri sayesinde kontrol altında tutmak ve iktisadi ihtiyaçlarını temin etmek gayesini gütmüşlerdir. Orduyla durdurulamayan Türkler büyük ekonomik imkânlarla durdurulabilmişlerdir. Savaşların başlamasının veya sona ermesinin temelinde genelde iktisadi menfaat veya iktisadi mecburiyet yatmıştır.

Asya Hunlarından beri milletlerarası ticari arenada söz sahibi olan Türklerin en önemli ihraç malı at olmuştur. Bunun yanında koyun, et, konserve, yün, yağ, bal, yünlü kumaş, ipekli elbise, zamk, misk, boynuz, kılıç, zırh, kalkan, topuz, eyer, ham veya mamul madenler, demir, tilki, samur, sincap, sansar, kakum, kunduz, kaplan gibi av hayvanlarının kürkleri de ihraç edilmiştir. Dış ülkelerden ise ipek başta olmak üzere hububat, pirinç, ipekli kumaş, özellikle devlet ileri gelenlerinin altın, gümüş, ipekli işlemeler, cam ve gümüş mamulleri gibi kullandığı çeşitli lüks süs eşyaları ile yerleşik toplumların imal ettikleri bozkır Türklerinin ihtiyacı olan ürünler ithal edilmiştir[32]. Türk devletlerinin dış alım ve satımlarında baş mevkii Çin işgal etmiştir. Nitekim daha M.Ö 198 yılında Hun Tanhu’su Mo-tun ile Çin İmparatoru arasında imzalanan anlaşmanın bir maddesi ticaretle alakalıydı ve buna göre Çin’in Hunlara her yıl belirli miktarda ipek, şarap, pirinç ve diğer yiyecek maddeleri vermesi kararlaştırılmıştı[33].

İki ülke arasındaki alışverişte en önemli mal ise at ve ipek olmuştur. Ayrıca iki devlet arasında verilen hediyeler de önemli bir kıymet ifade etmiştir. Hun devletinin kurulup güçlenmeye başladığı dönemden itibaren Çinliler hem at ihtiyaçlarını karşılamak hem de Türk akınlarının durdurmak için Türklerden at almış karşılığında ipek bazen de altın vermiştir[34]. Nitekim 584 yılında Göktürk Kağanı Sha-po Çin sarayına mektup yazarak koyun ve atlarla ipek değiştirilmesini istemiş, bunun üzerine bin at Çin tarafından satın alınmıştır[35].773 yılında Uygurlar at-ipek ticareti için 10 bin atı Çin’e getirmişlerdir. 790 senesinde İmparator, Uygur elçisi tarafından getirilen atların bedeli olarak elçiye 300 bin top ipek vermiştir.792 yılında başka bir Uygur sefirine atların bedeli olarak 70 bin top ipek, 829’da da 500 bin top ipek ödenmiştir[36]

Türk devletleri ile Çin arasında karşılıklı gidip gelen elçilik heyetleri ve kervanlar eksik olmamıştır. Türk ekonomisinde Pazar hüviyetinde olan kervanlar önemli bir yer işgal etmiştir. Kervanlar genellikle Türk hükümdarının karargâhını yani orduyu takip etmişlerdir. Ordu bir yerde konakladığı zaman etrafında pazarlar kurulmuştur. İran ve Çin başta olmak üzere çeşitli memleketlerden Türk ülkesine birçok kervan gelmiştir. Kervanlar kimi zaman küçük kimi zaman büyük arabalardan oluşmuştur. Daha çok hayvan sürülerinin ticaretini yapan Türk tüccarlar da bu kervan ticaretine katılmışlardır. Bir kısım tüccarlar ise ferdi olarak arabaları ile gezerek ticaret yapmıştır. Değişik ürünlerin satıldığı bu kervanlardan Türkler ihtiyaçları olan malları temin etmişlerdir[37].

Türklerle Çinliler arasındaki ticaret daha çok sınırda kurulan Pazaryerlerinde yapılmış ve ilk serbest ticaret pazarı Hunlar ile Çin arasında tesis edilmiştir[38]. Türk devletleri serbest ticaret için pazarların kurulmasına büyük önem vermişlerdir. Nitekim Göktürk Kağanı Tu-li 588 yılında Çin İmparatoru’na bir heyet göndererek 10 bin at,20 bin koyun,500 deve,500 sığır sunarak pazaryeri kurulmasını istemiştir[39]. Yine Göktürk Kağanı Bilge de 734 senesinde Çin’e bir elçi göndererek pazaryeri kurulmasını rica etmiş ve yapılan anlaşma neticesinde Ling-Chou’daki So-fang şehri ortak pazaryeri olarak ilan edilmiştir[40]. Çin sınırında ticaret yapmak için kurulan Pazaryerlerinin etrafı çitler, hendekler ile çevrili ve kapıları devlet kontrolü altında idi. pazarı kurulacağı gün sabah yedide Pazaryerine gidilirdi. Memurlar yabancılarla fiyatlarını tespit eder ve akabinde alışverişe başlardı[41]. Nitekim Göktürklerle Çinliler arasında Çin başkentindeki Pazaryerinde yapılan ticaret hakkında Çin kaynağı şu bilgiyi vermiştir: “Göktürklerin elçileri başkentte ticaret yapmak için bir Pazaryeri kurduklarında eğitim bakanlığının konuk bölümü memuru malları kaydediyor ve bunları imparatora bildiriyordu. Malın ağırlığını tartmak için hazine bakanlığı bir yaver bu Pazaryerinde bulunuyordu, Yabancılarla ticarette olay çıkmasını önlemek için 50 alay askeri görevlendiriliyordu”[42]. Pazaryerlerindeki ticarette de at ve ipek esas malı oluşturmuştur. Genelde bir ata karşılık kırk top ipek alınmıştır[43]. Buna dair Çin kaynakları şu bilgileri vermiştir: “Kangen (yılın)den sonra ara sıra Uygurlar ipek kumaşı ve atı değiştirmek için elçi gönderdi. at bir tane ipek kırk tane. Barbarlar hiç bıkmadan kumaş biz ise gereksiz atlar aldık. Hükümet çok zorlukla karşılaştı…”[44]. Bazı zamanlarda Çin’e satmak için çok fazla sayıda at getirilmiştir. Türklerin hareketinden korkan Çinliler devlet bütçesini zorlama pahasına çoğu işe yaramaz atları almak mecburiyetinde kalmışlardır. Çin gönderilen atları senelik altı binle sınırlamak istemiş ise de, buna muvaffak olamamıştır. Göktürkler buna karşı çıkarak savaş açmışlar, savaşı kazanmışlardır. Bu askeri güç ve başarı Çin’i korkutmuş, Göktürklerin isteklerini kabul etmek zorunda kalmışlardır[45]. Nitekim Gereksiz olarak fazla sayıda gönderilen ve ek vergiler koymaya yol açan Uygur atlarına dair Çin kaynakları şu bilgileri vermiştir: “ Devam eden Ch’ien-yüen devrinde (Uygurlar) Çin’e hizmetlerinin menfaatlerini aldılar. Sık sık elçilerle ticaret atları gönderip ipekli aldılar. Umumiyetle her yıl gelip bir ata karşılık kırk parça ipekli istediler. Her gelişlerinde on binlerce at getiriyorlardı. Hun-lu-ssu da yerine gelecekleri bekleyen pek çok haberciler vardı. Göçebeler (Uygurlar) ipekli kazanıyor biz (Çinliler) lüzumsuz atlar alıyorduk. Saray buna çok kızıyordu. Atlar kalitesiz, zayıf, kullanışsız idi. imparator onlara cömertçe hediyeler verdi. Onlar tekrar on bin at ile başşehre geldiler. Fakat İmparator bu mevzuu tekrar halkın üzerine yüklemeğe tahammül edemedi. Kendisi onlar için yalnız 6.000 ödedi”[46].

Çin İmparatoru askeri ve ekonomik sebeplerden dolayı bazen çeşitli mamullerin ülke dışına ihracına yasak getirmiştir. Mesela Hunlar zamanında askeri zorunluluktan dolayı savaş aleti yapımında kullanılan demir, on yaşından küçük atlar ve kavisli yayların satışını yasaklamıştır[47].

Türk devletleri için önemli kazanç unsurlarından birisi de ticaret güzergâhları olmuştur. İpek Yolu ve Kuzey Yolu olarak adlandırılan zaman zaman kontrol altında bulundurulanlar tarafından güzergâhları değiştirilse de esasta bu ticaret yolları şunlardır: Birinci yol (Kuzey Yolu): Go-bi Çölü’nü geçtikten sonra Kumul (Ha-mi)’a varır ve oradan kuzeye yönelerek Barkul (Pu-Lui) Gölü’ne yaklaşır. Buradan dağları aşar ve bugünkü Balkaş Gölü yakınlarındaki Uygur kabilelerinin oturduğu bölgeden batıya doğru uzanarak Talas Nehri üzerindeki Talas Şehrine gelir. Yol buradan Sır-Derya Nehri’ni aşarak Bizans topraklarına ulaşır. İkinci yol ‘Orta Yol’ olarak adlandırılan yoldur. Çin’den başlayarak Turfan, Kaşgar’dan geçerek Tanrı dağlarını takip ederek Kaşgar Şehri’nin batısında Terek Boğazını geçerek Fergane’ye ulaşır. Buradan Semerkand ve Buhara şehirlerine gider ve güney-batıya yönelerek Merv şehrinden geçer. Üçüncü yo ise ‘Güney Yolu’dur ki bu yol da Hoten, Yarkent’den geçerek Pamir dağlarının yaylalarına ulaşır. Buradan da Bamian ve Gazne şehrinden sonra Hindistan’a ulaşır[48]. Büyük Türk devletlerinin kuruluşlarını tamamlayıp güçlendikten sonra en öncelikle hedeflerinden birisi İpek Yolu üzerinde kontrolü sağlamak olmuştur. Öyle ki, bu uğurda Çin, İran gibi büyük devletlerle savaşmaktan dahi kaçınmamıştır[49]. Zaten çevrelerindeki büyük devletlerle aralarındaki en önemli problem İpek Yoluna hâkimiyet meselesi olmuştur. Türk devletleri ticaret güzergâhlarına hâkim olduktan sonra, bunu devam ettirebilmek için her daim askeri olarak güçlü olmak mecburiyetinde kalmışlardır.

İpek yolunda sadece ipek ve ipekli kumaşlar sevk edilmemiştir. Batıdan Çin’e gelen malları yanında özellikle Çin’de üretilerek batıya gönderilen başka ürünler de vardı. Bunlar yada taşı, şarap, at, madeni eşya, porselen, ziynet eşyası ve değerli madenlerdi. Bu mamullerin içinde Çin porseleni önemli bir yer tutmaktaydı. Bu porselen kapların bir kısmı baharat, zencefil suyu ve eczacılıkla alakalı kıymetli maddeleri sevkinde kullanılmak üzere özel imal edilmişti[50].

Doğu-batı, kuzey-güney ticaretinde toprakları aracı konumunda olan Türk devletleri gelip geçen kervanlardan ‘Geçiş Vergisi’ almışlardır. Ayrıca hem hükümdar ailesi gözetimindeki kendi tüccarları hem de Soğdlu tüccarlar vasıtasıyla ticarete bir fiil katılmışlar ve özellikle Çin ipeğinin batıya satışından önemli karlar elde etmişlerdir. Kervanların ülkelerinden geçiş güvenliğini sağlamışlar, konaklama ihtiyaçları için kervansaraylar diyebileceğimiz yerler vücuda getirmişler, kervanlara at, deve gibi gerekli hayvanları temin etmişler, kervanda bulunanlara yeme içme gibi hizmetler vermişlerdir. Bunların karşılığında belirli ücret almışlardır. Bu ticaret kervanları Türk topraklarından direk geçtiği gibi bazen de ülke içerisinde taşıdıkları mallardan satıp üretilen ürünleri de almışlardır. Bu alışveriş de devlet tarafında vergiye tabii tutulmuştur. Bunların yanında hükümdar ailesi ve devlet ileri gelenleri özellikle Çin’den hediye (haraç) olarak alınan ve büyük yekûn tutan malları İpek Yolu vasıtasıyla batıya gönderip sattırmışlardır[51].

Ticaret yolları siyası, kültürel, iktisadi ve askeri açılardan birçok değişmeye, gelişmeye yol açmıştır. Özellikle bu yollar üzerinde oluşmaya başlayan küçük yerleşim birimleri transit noktalar olmaktan çıkarak ticaret, sanayi ve kültürel merkezlere dönüşmüşlerdir. Nitekim Kuçar, Lou-lan, Kumul (Hami), Turfan, Kaşgar, Fergana, Karaşehir, Dun-Huang, Yarkent gibi yerler gelişerek önemli şehirler olmuşlardır. Bu şehirler zamanla metalürji ürünleri, kıymetli mallar, ipekten yüne kadar çeşitli kumaşlar, halı ve kilim, seramik mamulleri üretiminde uzmanlaşmış merkezler haline gelmişler ve oldukça zenginleşmişlerdir[52]. Öyle ki 706 senesinde Arap işgali sırasında esir düşen bir kişi kurtuluş fidyesi olarak bir milyon dirhem değerinde olan beş bin parça ipek teklifinde bulunmuştur[53].

Milletlerarası ticarette Türkler genellikle Soğdlu[54] tüccarları himayelerine alarak kullanmış iseler de, zamanla Hun, Göktürk, Uygur devletlerinde de tüccar grupları oluşmaya başlamıştır. Soğd ve Araplar gibi yabancı tüccarların Türk ülkesinde temsilcilikleri olduğu gibi,Türk tüccarları da yabancı memleketlerde temsilcilikler açmışlardır[55]. Ticarette umumiyetle mübadele usulü geçerli olmuştur. Bunlar yanında Hunlar zamanından beri Türkler parayı, madeni parayı bilmekte olup; Çin, İran, Bizans paraları kullanmışlardır. Gök-türkler, Türgişler, özellikle Uygurlar zamanında para da darp ettirmişlerdir. Alışverişte ödemeler mübadele haricinde hükümdarın resmi mührü ile damgalanmış kıymetli kumaş, ipek ve deri parçası (belirli bir değer ifade eden), Türklerin kendi imal ettiği kıymetli kap kacaklar altın ve gümüş ile de yapılmıştır. Türkleri ticarette ödeme aracı olarak kullandıkları gümüşten yapılan ve şekil olarak diske benzeyen paralara ‘Satir’ adı verilmiştir[56]. Türkler ticaretle uğraşanlara “Satıkçı”, ticaret için uzak yerlerden gelen kervanlara “arkış” demişlerdir[57]. Türk devletlerinde iktisadi ve mali işlerde Tudun denilen üst düzen devlet görevlileri meşgul olmuşlardır. Vergiler Tudunlara bağlı olarak Asya Hunlarında hususi memurlar, Gök Türklerde ‘Amga’ veya ‘İmga’, Uygurlarda ise ‘Ağıcı’ denilen devlet hazinedarları tarafından toplanmıştır[58].

Netice olarak, yapılan savaşlar, fetihler ve çıkılan seferlerde ekonomik amiller en az diğer etkenler kadar belirleyici olmuştur. Öyle ki, ekonomik güç ve imkanlar siyasi hakimiyeti, otoriteyi daha da sağlamlaştırmıştır. Bununla beraber aileden devlete kadar baş gösteren ekonomik zafiyet ve krizlerde siyasi çözülmeleri, iç savaşları ve yıkılışları birlikte getirmiştir. Bu sebeple Orta Asya Türk devletleri tarihinin daha iyi anlaşılabilmesi için siyasi ve askeri açılardan olduğu kadar, ekonomik yönden de incelenmesi bir zaruret olarak karşımıza çıkmaktadır.


* İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi.

[1] J.Paul Roux, Orta Asya Tarih ve Uygarlık, çev.L.Aslan, İstanbul 1999, s.14.

[2] A. Yalçınkaya, Sömürgecilik-Panislamizm Işığında Türkistan (1856’dan günümüze), İstanbul 1997, s.26–29;Baymirza Hayıt, “Türkistan Terimi Üzerine”, Türk Dünyası Araştırmaları, sayı 53, 1988, s.23–24.

[3] Z.V.Togan, “Türkistan” , mad. , İA. , cilt 11, s.140–142; T.Yücel, “Batı Türkistan Coğrafyasına Toplu Bakış”, Türk Kültürü, sayı 294, 1978, s.615–624.

[4] O.Türkdoğan, Türk Tarihinin Sosyolojisi, İstanbul 1974, s.190; Ö.İzgi, “XI.Yüzyıla Kadar Orta Asya Türk Devletleri’nin Çin’le Yaptığı Ticari Münasebetler”, Tarih Enstitüsü Dergisi, sayı 9, 1978, s.91; C.Tunç, “Eski Türklerde Sosyo-Ekonomik Yapı Üzerine Bir Deneme”, Türk Dünyası Araştırmaları, sayı 7,1980, s.49; B.Sezer, Asya Tarihinde Su Boyu Ovaları ve Bozkır Uygarlıkları, İstanbul 1979, s.93.

[5] D.Sinor, Erken İç Asya Tarihi, çev. R.Sezer, İstanbul 2002, s.19 vd. .

[6] S.Koca, Eski Türklerde Sosyal ve Ekonomik Hayat, Türkler, cilt 3, Ankara 2002, s.21.

[7] L.Ligeti, Bilinmeyen İç Asya, Ankara 1986, s.248; S.Koca, Türk Kültürünün Temelleri, II, Ankara 2003, s.135–138.

[8] E.Bengi Özbilen, Erken Türk Devletlerinin ve Topluluklarının Ekonomik Hayatı (Başlangıçtan M.S. 840’a kadar), İ.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2002, s.26.

[9] Liu Mau-Tsai, Çin Kaynaklarına Göre Doğu Türkleri, çev. E.Kayaoğlu-D.Banoğlu, İstanbul 2006, s.583; T.Baykara, Türk Kültürü, İstanbul 2003, s.141–142.

[10] D.Sinor, aynı eser, s.14,17.

[11] S.M.Arsal, “Beşeriyet Tarihinde Devlet ve Hukuk Mefhumu ve Müesseselerin İnkişafında Türk Irkının Rolü”, II. TTKZ. , İstanbul 1943, s.1072 vd. ; B.Ögel, İslamiyetten Önce Türk Kültür Tarihi, Ankara 1984, s.88–89; W.Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, Ankara 1942, s.76,94; R.Rasonyi, Tarihte Türklük, İst. 1971, s.50; O.Lattimore, İnner Asian Frontiers of China, John Hapkins University, 1941, s.54.

[12] B.Szasz , A Húnok Története Attila Nagykirály, Budapest 1943, s.504, 513.

[13] T.Baykara, aynı eser, s.247.

[14] Ö.İzgi, aynı eser, s.101.

[15] H.Göl, XI.Yüzyıla Kadar Orta Asya Türk Devletlerinin Çin ile Ticaret İlişkileri, H.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2000, s.20.

[16] B.Ögel, aynı eser, s.164; İ.Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, İstanbul 1997, s.328.

[17] A.İnan, Makaleler ve İncelemeler, II, Ankara 1991, s.313–315.

[18] İ.Kafesoğlu, aynı eser, s.328; B.Ögel, aynı eser, s.165–170.

[19] B.Ögel, aynı eser, s.165–170; B.Szasz, aynı eser, s.237,513; H.Göl, aynı eser, s.22–23.

[20] B.Szasz, aynı eser, s.509; B.Ögel, aynı eser, s.63, levha 6; İ.Kafesoğlu, aynı eser, s.321; N.Diyarbekirli, Hun Sanatı, İstanbul 1972, s.132.

[21] İ.Durmuş, “Hun Birliği ve Mao-Tun”, Kırım Dergisi, sayı 5,1993, s.30; J.Paul Roux, aynı eser, s.124; S.Divitçioğlu, Kağanlar ve Armağanlar, Türkler, cilt 3, s.204–205.

[22] W.Eberhard, Çin Tarihi, Ankara 1995, s.82–83; B.Ögel, Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi, I, Ankara 1981, s.148; L.Ligeti, aynı eser, s.40.

[23] Ö.İzgi, aynı eser, s.100.

[24] G.Çandarlıoğlu, “Uygur-Çin İktisadi Münasebetleri (At-İpek Alışverişi) (744-840)”, Tarih Dergisi, sayı 34, 1984, s.74.

[25] Hisaji Tokuda, Uygur Kağanlığı Döneminde (744-840) Ticari Faaliyet ve Yıkılışa Etkileri, M.S.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2003, s.35.

[26] E.B.Özbilen, aynı eser, s.35.

[27] Haraç sistemi Çinliler ile onların dışında kalan kavimlerle olan münasebetten ortaya çıkmış ve ilk defa Hunlara karşı ortaya konmuştur. Bu sistem Çinliler tarafından herhangi bir ülkeden gelen heyetlerin İmparatora sunduğu hediyeler için kullanılmıştır. Çinliler diğer ülkelerden gelen hediyeleri ‘vergi-haraç’, kendi verdiklerini ise ‘ihsan-bağış’ olarak da adlandırmışlardır (haraç kelimesi bugün anladığımız zorla alınan paradan tamamen farklıdır. Mahiyeti bakımından bugünkü ticaret komisyonlarına ve delegasyonlarına tekabül etmektedir). Türkler ise kendi gönderdikleri hediyeleri kesinlikle vergi-haraç gibi algılamamışlardır. Hediyeleri özellikle ticari ilişkiler kurmak, kurulan ilişkileri devam ettirmek veya güçlü oldukları zamanda kat kat fazlasını almak için göndermişlerdir. J.K.Fairbank, Trade and Diplomacy on the China Coast, California1969, s.23; Ö.İzgi, aynı eser, s.87–88; W.Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, s.18; İ.Togan Arıcanlı, “Tarihte Türk-Çin İlişkileri Hakkında Çin ve Türk Görüşleri” , Atatürk.Ü. Ed. Fak. Araş. Der. Ahmet Zeki Velidi Togan Özel Sayısı, 13/1, 1985,s.129-133.

[28] A.Onat, “Han Döneminde Hun-Çin Ekonomik İlişkileri (M.Ö. 206-M.S. 220)”, Belleten, LI, sayı 200, 1987, s.614.

[29] Ö.İzgi, aynı eser, s.93–94; A.Onat, aynı eser, s.617–618.

[30] H.Göl, aynı eser, s.62.

[31] Bizans ve İran (Sasani) devletleri ile olan ilişkiler büyük ölçüde İpek Yolunu kontrol etme meselesi çerçevesinde ceryan etmiş ve Türk ekonomisinde Çin kadar ehemmiyet arz etmemiştir. Batıda Göktürkler iler hemhudut olan Sasaniler, ipek yolu ile Hindistan ve Çin’i Bizans’a bağlayan yollar üzerinde üstünlük tesis etmişti. Bu sahiyede kendi ipek mamullerini Çin’den gelen ipek mamullerden korumaya çalışmışlardı. Hediyeler, yağmalar ve ticaret sayesinde elde ettikleri ipekleri Soğdlular başta olmak üzere tüccarlar vasıtasıyla batıda sattırmak ve ticaret yollarındaki kazançtan pay almak isteyen Göktürklerle; büyük kazanç kayıplarına uğrayan Bizaslılar Sasanilere karşı ittifak kurmuşlardı. Bu çerçevede karşılıklı elçilik heyetleri gidip gelmiş ve Bizans İmoaratoru İstanbul’da Soğdlu ve Türk tüccarlara ticaret merkezi kurma izni vermişti. Göktürkler ve Bizanslılar Sasanilere karşı hareket ederlerken, aralarında büyük çaplı olmasada ticaret başlamıştı. Özellikle Türk tüccarları Bizans’a işlenmiş, işlenmemiş olarak demir satmaya çalışmışlardı. Göktürk-Bizans ittifakı Sasanileri ikki yönden saldırıya bırakınca, Sasaniler Türklere yıllık 40.000 altın vermek mecburiyetinde kalmışlardı. 579 yılına kadar bu haraci düzenli ödeyen Sasaniler, İstemi Yabgu’nun ölümünden sonra Türkşad’in miktari artırması ve savaş ilan etmesi üzerine Türklerle karşı karşıya gelmişler ve mağlup olmuşlardı. Kısa süre sonra Göktürk-Bizans ittifaki da bozulmuş, iki ülke arasında küçük çaplı savaş çıkmıştı. Zor durumda kalan Bizans yıllık vergi karşılığında Göktürklerle anlaşabilmişti. Prokopius, Bizans’ın Gizli Tarihi, çev. O.Duru, İstanbul 2001, s.23,82; E.Gibbon, Roma İmparatorluğunun Gerileyişi ve Çöküş Tarihi, V, çev. A.Baltacıgil, İstanbul 1995, s.197,365; H.Palaz Erdemir, VI. Yüzyıl Bizans Kaynaklarına Göre Göktürk-Bizans İlişkileri, İstanbul 2003, s.9-12; W.Haussig, İpek Yolu ve Orta Asya Kültür Tarihi, çev. M.Kyayerli, Kayseri 1997, s.195-199; A.Taşağıl, GökTürkler, Ankara 1995, s.31-33; S.Denk Çelik, IX ve X. Yüzyıllarda Bizans İmparatorluğunda Ticaret, F.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisan Tezi, 2006, s.39; A.R. Bekin, İpek Yolu, Ankara 1981, s.54-55.

[32] S.Koca, Türk Kültürünün Temelleri, s.143–145; T.J.Barfield, The Perilons Frontier, Cornwall 1950, s.51; W.Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, s.77; H.Göl, aynı eser, s.53; A.Taşağıl, Gök-Türkler, s.1; L.Ligeti, aynı eser, s.248.

[33] A.Onat, aynı eser, s.614; Ö.İzgi, aynı eser, s.91.

[34] W.Eberhard, Çin Tarihi, s.241.

[35] H.Göl, aynı eser, s.76.

[36] G.Çandarlıoğlu, aynı eser, s.78–79.

[37] T.Baykara, Türk Kültürü, s.145.

[38] S.Koca, aynı eser, s.145–150; A.Balaban, İskit, Hun ve Göktürklerde Sosyal ve Ekonomik Hayat, G.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2006, s.81; A.Onat, aynı eser, s.620.

[39] H.Göl, aynı eser, s.76.

[40] Ö.İzgi, aynı eser, s.98.

[41] Liu Mau-Tsai, Doğu Türkleri, s.586.

[42] Liu Mau-Tsai, aynı eser, s.587.

[43] Hisaji Takuda, aynı eser, s.37; Liu Mau-Tsai, aynı eser, s.583-584;

[44] Hisaji Takuda, aynı eser, s.16.

[45] H.Ecsedy, “Trade and War Relations Between The Turks and China in the Second Half of The 6th Century”, Acta Orientalia, 21, 1968, s.141; Ö.İzgi, aynı eser, s.103.

[46] G.Çandarlıoğlu, aynı eser, s.74; C.Chen, “Trading Activites of The Turkic Peoples in China” , Central Asiatic Journal, 25, 1981, s.44.

[47] A.Onat, aynı eser, s.623; H.Göl, aynı eser, s.65.

[48] H.W.Haussig, İpek Yolu ve Orta Asya Kültür Tarihi, s.86,164; Ö.İzgi, “Çin İle Batı Arasındaki İpek Yolları (8. yüzyıla kadar)” , H.Ü. Edebiyat Fakültesi Dergisi, 2/1, 1984, s.91-96; C.Gökalp, Orta Asya’nın Önemli Ticari ve Askeri Yolları, Ankara 1973.

[49] A.R.Bekin, İpek Yolu, Ankara 1981, s.55; H.Uhlig, İpek Yolu, çev. A.Kırım, İstanbul 2000, s.340; W.Heyd, Yakın Doğu Ticaret Tarihi, I, çev. E.Z.Karal, Ankara 1975, s.13; E.B.Özbilen, aynı eser, s.39; L.Boulnois, The Silk Road, London 1966, s.17; R.Grousset, Bozkır İmparatorluğu, çev. M.R.Uzmen, İstanbul 1993, s.59; E.Konukçu, Kuşan ve Ak Hunlar Tarihi, Ankara 1973, s.101-102.

[50] A.Balaban, aynı eser, s.79.

[51] Ö.Ceylan, aynı eser, s.4; E.B.Özbilen, aynı eser, s.39.

[52] H.Göl, aynı eser, s.37; Y.Çoruhlu, Göktürk Sanatı, Türkler, cilt 4, Ankara 2002; T.Baykara, aynı eser, s.146; A.Bekin, İpek Yolu, s.4-7; Z.V.Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, İstanbul 1981, s.48; F.Altheim, Asya’nın Avrupa’ya Öğrettiği, çev. E.Türk Eliçin, İstanbul 1998, s.13–15.

[53] B.Ya.Stavisky, İpek Yolu ve İnsanlık Tarihindeki Önemi, Türkler, cilt 3, s.241.

[54] İranî bir kavim olan ve Amu-Derya ile Sır-Derya arasında yaşayan Soğdlular ticari faaliyetleri ile temeyyüz etmişlerdi. Orta Asya İpek Yolundaki ticaret hemen hemen tekellerinde idi ve İpek Yolu güzergahında koloniler meydana getirmişlerdi. Göktürk ve Uygur Devletlerinde Kağanlara müşavirlik yapacak kadar etkin rol oynamışlardı. Türk Devletlerinde ithalat ve ihracat genelde onların eliyle gerçekleştirilmişti. Bk. V.V.Barthold, Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler, Ankara 1975, s.56; A.İnan, aynı eser, s.269; H.Göl, aynı eser, s.37-39;S.G.Klyashtorny-T.İ.Sultanov,Türkün Üç Bin Yılı,çev.A.Batur,İstanbul 2003,s.102-107; Masao Mori, “Soğdluların Orta-Asya’daki Faaliyetleri”, Belleten, XLVII, 1983-84, S.340-347; K.Krippes, “Sociolinguistic Notes on The Turcification of the Soğdians”, CAT, 35/1-2, 1991, s.70.

[55] T.Baykara, aynı eser, s.143; B.Ögel, Türk Kültür Tarihi, s.366;A.M.Özyetgin,Orta Zaman Türk Dili ve Kültürü Üzerine İncelemeler,İstanbul 2005,174-176; A.von Gabain, “Köktürklerin Tarihine Kısa Bir Bakış” , AÜDTCED, II/5, 1944, s.685-696; VIII/3, 1950, s.373-379; B.Ögel, “Doğu Göktürkleri Hakkında Vesikalar ve Notlar”, Belleten, XXI/ 81, 1957.,81-137

[56] S.Koca, Eski Türklerde Sosyal ve Ekonomik Hayat, s.27; T.Baykara, aynı eser, s.150; H.W.Haussig, aynı eser, s.210 vd.; A.von .Gabain, aynı eser, s.693; İ.Kafesoğlu, aynı eser, s.329;A.M. Özyetgin,aynı eser, s.152 vd.; O.F.Sertkaya-R.Alimov, Eski Türklerde Para (Göktürklerde, Uygurlarda, Türgişlerde), İstanbul 2006, s.11; F.Thierry, Türgişlerden Büyük Uygurlara Türk Kağanlıklarının Para Birimleri, Türkler, 3, s.209-221.

[57]A.M.Özyetgin ,aynı eser,s.169-170; Ö.Ceylan, aynı eser, s.5.

[58] A.M.Özyetgin, aynı eser, s.129; A.Donuk, Eski Türk Devletlerinde İdari-Askeri Unvan ve Terimler, İstanbul 1988, s.52-54; Ö.İzgi, “Uygurlardaki Vergilere Ait Bazı Düşünceler” , II. TTKZ, s.580-581; T.Atan, Türk Gümrük Tarihi, I, Ankara 1990, s.32 vd..

TSK Mehmetçik Vakfı

Yorum yazın !

Add your comment below. You can also subscribe to these comments via RSS

“Türk Milletinin dili, Türkçedir. Türk Dili dünyanın en güzel, en zengin ve en kolay dilidir.”

You can use these tags:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong> 

This is a Gravatar-enabled weblog. To get your own globally-recognized-avatar, please register at Gravatar