Başyazı »

Yorum Yap |

Pekin’deki Yasak Şehir, tarih boyunca 24 Çin imparatorunun sarayı oldu. Fakat yüzyıllardır, Moğol imparatoru olan Kubilay Han’ın, 13. yüzyılda Pekin’deki sarayının yeri bir sır olarak kalmıştı. Yeni çalışmalar sırasında, Kubilay Han’ın kurduğu Yuan Hanedanlığı’nın sarayına ait …

Read the full story »
Kütüphane

E-kitap olarak sunulan kitapların tamamı tanıtım amaçlıdır. Telif hakkı olduğunu düşündüğünüz eserleri bize bildirebilirsiniz.

Kültür&Sanat

Tarihin başlangıcından günümüze kadar Türklerin dünya medeniyetine kazandırdıkları

Belgeseller

Kadim Türklerle ilgili pek çok bilinmeyene ışık tutan birbirinden güzel belgeseller

Arkeoloji

Yerli ve yabancı araştırmacıların gerçekleştirdikleri arkeoloji çalışmaları

Duyurular

Türk tarih araştırmalarında son gelişmeler, konferanslar, sempozyumlar

Anasayfa » Başyazı

Kudüs’ün fethi

III. Haçlı Seferli esnasında Yakın Doğu.

III. Haçlı Seferli esnasında Yakın Doğu.

 

Selahaddin-i Eyyubi’nin Kudüs kuşatması boğma stratejisi ile meşhurdur. Şehrin suyunu ve yiyeceğini kesti, açlık başladı. Yetmedi, etrafta büyük ateşler yaktırarak kuşatılanları dumana boğdu. Yaz sıcağı ve duman, adeta şehrin güney yakasındaki Gehonim (İbranca “cehennem”e kaynak olan isim) denen derin çukurun ismine hak verdirecek bir hava yarattı. Kral Guy of Lusignan yarma harekatına girişmek için dışarı çıktığında kuşatmacılar bu bölgeye ve Selçukilere has çember stratejisini uyguladı. Önce saflar şövalyelerin karşısında zayıfça savaşarak ikiye ayrıldı, sonra düşmanı kuşatıp çembere aldılar ve imha ettiler.

 

Selahaddin sezgisi kuvvetli bir komutandı. Mukaddes topraklarda kurulan, imanlı, inatçı ve gaddar şövalyeleri yani St. Jean takımını imha etti. Laik şövalye ve asillerin fidyesini tercih etti. Hatta bazılarını “Fidyenizi alıp gelin” diye memleketlerine yolladı. Bunlar kurtuluş fidyelerini yanlarına koyup geri geldiler. Alicenap davranışından dolayı dost oldular, “Saladin” ismini kendi aile unvanına ilave eden Fransız şövalye vardır.

Hiç şüphesiz 1187, Filistin ve Suriye’deki Haçlı hâkimiyetinin sonu değildi. Daha bir insan ömrü kadar beklemek gerekecekti ama çöküntü başlamıştı. Zaten Haçlılar İsrail’in ünlü Ortaçağ tarihçisi Joshua Prawer’in de ifade ettiği gibi bu topraklara uyum sağlamış değillerdi. Ne yemeleri ne içmeleri, hatta ne de yıkanma ve temizlik alışkanlıkları bölgeye uygundu. Filistin’deki Müslüman ve Yahudileri katledip nefret ettikleri gibi, yerli Hıristiyanlara da aynı kötü muameleyi gösterdiler. Nitekim Hıristiyanlar Müslüman devlete daha evvel ödedikleri cizye vergisini şimdi de Haçlı krallığına ödemek zorunda kaldılar.

Selahaddin-Richard karşılaşması

Selahaddin-i Eyyubi istisnai bir komutan olarak hem mensubu olduğu Eyyubi hanedanının hem de hizmetinde olduğu Musul-Suriye atabeyliğinin ve Selçuki devletinin hizmetinde sivrildi. Mısır’da Fatimi hakimiyetini o sona erdirdi. Şüphesiz ki ilk İslam fütuhatı ve Emevi İmparatorluğu’ndan sonra bütün Ortadoğu’da bu kadar sivrilen ve coğrafyaya hâkim olan bir askere rastlamak mümkün değildir.
Kudüs’ün fethi bu kadarla kalmadı, bu Müslüman idarenin yeniden kurulması için bir geçiştir. Hıristiyan dünyası şoktaydı, Papa III. Urban Roma’ya felaket haberi ulaştığında inme inip öldü. Artarda Haçlı seferleri tertiplendi.

Üçüncüsü artık Latin milletlerden çok “Aslan yürekli” Richard (İngiliz), Frederick Barbarossa (Alman) ve Philip August’un (Fransız) tertiplediği düzenli bir şövalye ordusuydu. Anadolu’yu rahatça geçtiler. Selçuklu ülkesi bu anda haçlılarla didişmek için neden görmedi. Frederick Barbarossa Silifke çayında boğuldu. Alman takımı seferden çekildiyse de sadece bu sebepten dolayı mı bilinemez. Philip August ile Richard kutsal ülkeye ulaştılar, yani Selahaddin ile Richard’ın karşılaşması hâlâ şövalye edebiyatını süsleyen bir motif. Kudüs elan Müslümanların elindeydi.

XIII. yüzyıldan bir kronikte  Selahaddin ve  Richard'ın temsili karşılaşması

XIII. yüzyıldan bir kronikte Selahaddin ve Richard’ın temsili karşılaşması

Dördüncü haçlı seferinin lojistik işine Venedik girişti, kör ve kudretli Venedik doçu Enrico Dandolo Haçlı ordularını ikna etti. “Kâfirin beteri Kudüs’te değil İstanbul’dadır” dedi. 1204’te Konstantiniyye gafil avlandı, Haliç tarafındaki surlardan şehre girdiler. İstanbul asıl düşüşü bu yılda yaşadı. İtalya’ya ve Avrupa’ya taşınmayan servet kalmadı. Ayasofya Katoliklerin eline geçti.

Geride sadece bir anı mı kaldı?

Arada bir de çocuk Haçlı seferi tertiplendi. Mistisizme erken kapılan veya yaşama hakkı pek olmayan fakir çocuklar ordusu mukaddes ülkeye yöneltildi. Yollarda perişan oldular, “Sizi mukaddes ülkeye ulaştıracağız” diye çocukları Marsilya’da gemilere yükleyen adamlar sadece karşı kıyıya, Cezayir ve Fas’a yelken açıp gençleri esir pazarlarında sattılar.

Fransa kralı St. Louis 1250’de mukaddes ülkeye yöneldi, Kudüs’ü aldı ve azizlik şöhretini pekiştirdi. Bu ikinci safhadır. Ama ne mukaddes ülkeyi elde tutacak güç bu Frenklerin elinde kalmıştı ne de mukaddes topraklardaki her dinden yerlilerin ikinci defa gelen bu istilaya tahammülü vardı. Üstelik Mısır’da yeni bir güç ortaya çıkmıştı: Memluklar… Soyları sopları pek belli olmayan, esir pazarlarından alınıp gelen güçlü kuvvetli zeki askerler. Türk ve Çerkez asıllı bu Memluklar Ortadoğu’ya yeniden çeki-düzen verdiler. Ardından Haçlıların üstüne yöneldiler.

1291 ve müteakip yıllarda Filistin Haçlılardan ayıklanmıştı. Lusignan hanedanı Kıbrıs’a çekildi, Osmanlı fethine kadar orada kaldı. Rodos’ta St. Jean şövalyeleri mekân tuttu. Bugünkü Yunanistan topraklarındaki kalıntılar dışında pek bir şey kalmadı.

“Haçlılardan İslâm dünyasında sadece kalan bir anı mı?” diye sorabilirsiniz. Hayır. İslam dünyasında unutulmayan bir kin bıraktılar. Doğunun aydınları her çıkışta haklı veya abartılı olarak Haçlı zihniyeti aradı. Haçlı seferleri bir tarihi muamma gibiydi. Son 20 yılın içinde hem tarihçilerin hem de Amin Maalouf gibi romancıların eserleriyle İslam dünyasında da bu devir iki taraflı olarak ele alınıyor.

Prof.Dr. İlber ORTAYLI

Kaynak: milliyet.com.tr - 09.07.2011

TSK Mehmetçik Vakfı

2 Yorum »

  • Yılmaz Karahan dedi ki:

    Bu yazıda Selahaddin Eyyübi Kürt olarak gösterilmiştir.
    Merhum Necdet Sevinç; Selahattin Eyyübi’nin Türk olduğunu iddia eder:
    “… Bazı İslâm kaynakları Selahaddin Eyyûbi’yi 758 yılında Basra’dan Azerbaycan’a sürgün edilen, nakledilen veya göçen Yemen Araplarından Ravvad b.El-ezdi’nin soy kütüğüne kaydederler. Rivayete göre bu aile Azerbaycan’da Hezbaniyye kürtleriyle karışmış, daha sonra da Kuzey Irak’a dönerek Selçukluların ve Zengi’lerin hizmetine girmiştir. Arap tarihçilerinin mümtaz şahsiyetlere, özellikle hükümdarlara, ırkçı düşüncelerle veya onları kutsamak için şecere uydurmak, hattâ seyit ilân etmek gibi kötü bir gelenekleri olduğu için, bilim damları bu Yemen’den Basra’ya, Basra’dan Azerbaycan’a göç hikâyesine itimat etmezler. Edilecek gibi de değildir. Çünkü bugünün şartlarında bile sıradan bir ailenin 3-500 senelik tarihini takip etmek de bu ailenin sicilini tespit etmek de imkân dışıdır.

    Şeref Han, yukarıda naklettiğimiz rivayetteki Ravvad Araplarını, Ravende kürtleri olarak değiştirmiştir ki, Selahaddin Eyyûbi’nin kürt sanılması işte bu tahrifattan dolayıdır! Oysa aynı Şerefname’de Selahaddin Eyyûbi’nin kardeşleri şöyle sıralanır: Mahammet Ebu Bekir, Şemsüddevle Turan Şah, Seyfilislam Tuğtekin, Şehinşah, Tacilmülük Buri. Görüldüğü gibi Selahaddin Eyyûbi’nin kürt olduğunu iddia eden kürt tarih yazarı Şeref Han bile, onun kardeşlerinden ikisinin Turan Şah, ve Tuğtekin gibi Türk has isimleri taşıdığını ifade etmekten kaçamamıştır. Kaldı ki Şeref Han’ın Buri imasıyla yazdığı en küçük kardeş, bütün kaynaklarda Böri veya Börü şeklinde kaydedilmiştir. Bilindiği gibi Börü ismi de Türk has isimidir ve kurt demektir! Selçukluların ve Zengi’lerin hizmetinde büyük emirler olarak çalışan Selahaddin Eyyûbi’nin babası Necmettin Eyyûb Azerbaycan’daki kesif Türkmen boyları arasında yerleşmiştir ve Türk’tür. Çünkü Selahaddin’in bir Türk oyunu olan ve o tarihlerde Irak tarafından bilinmeyen poloda mahir olduğu kesinlikle bilinmektedir. Bu büyük Türk hükümdarının annesi, Şihabeddin Tokuş’un kardeşidir. Kız kardeşi Rabia Hatun’u da önce Gökbürü ile evlendirmiştir ki, ikisi de Türk’tür. Ağabeyi Şehinşah ise Kutlukız Hatun adında bir Türk kızıyla evlenmiştir. Selahaddin Eyyûbi’nin bizzat kendisi de evlenmek için bir Türk kızını tercih etmiştir: Amine Hatun b. Üner …”

    • Genel TÜRK Tarihi dedi ki:

      Sayın Karahan, biz de Selahaeddin Eyyubi’nin Türk soylu olduğunu biliyoruz. İlber Ortaylı’nın yazısı hem kısa hem de akıcı olması itibariyle dikkatimizi çektiği için burada paylaştık. Bahsi geçen etnik gruba bir kelime ile atıf yapılmış olması, İlber Hoca’nın Selahaddin Eyyubi’nin milliyeti hususunda kendi düşüncelerini gösteriyor. Yakın zamanda bu konuda ayrıntılı bilgiler paylaşacağız. Bu yazıyı da farklı bir bakış açısı olarak muhafaza edeceğiz. Dikkatiniz için teşekkür ederiz.

Yorum yazın !

Add your comment below. You can also subscribe to these comments via RSS

“Türk Milletinin dili, Türkçedir. Türk Dili dünyanın en güzel, en zengin ve en kolay dilidir.”

You can use these tags:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong> 

This is a Gravatar-enabled weblog. To get your own globally-recognized-avatar, please register at Gravatar