Başyazı »

Yorum Yap |

Pekin’deki Yasak Şehir, tarih boyunca 24 Çin imparatorunun sarayı oldu. Fakat yüzyıllardır, Moğol imparatoru olan Kubilay Han’ın, 13. yüzyılda Pekin’deki sarayının yeri bir sır olarak kalmıştı. Yeni çalışmalar sırasında, Kubilay Han’ın kurduğu Yuan Hanedanlığı’nın sarayına ait …

Read the full story »
Kütüphane

E-kitap olarak sunulan kitapların tamamı tanıtım amaçlıdır. Telif hakkı olduğunu düşündüğünüz eserleri bize bildirebilirsiniz.

Kültür&Sanat

Tarihin başlangıcından günümüze kadar Türklerin dünya medeniyetine kazandırdıkları

Belgeseller

Kadim Türklerle ilgili pek çok bilinmeyene ışık tutan birbirinden güzel belgeseller

Arkeoloji

Yerli ve yabancı araştırmacıların gerçekleştirdikleri arkeoloji çalışmaları

Duyurular

Türk tarih araştırmalarında son gelişmeler, konferanslar, sempozyumlar

Anasayfa » Başyazı

Macarların Eski Tarihi ve Türk-Macar İlişkileri

macarlarineskitarihi

1. Eski Türk – Macar İlişkileri

Eski tarihte göç eden halklar, ıssız yerlere yerleşmemişlerdir. Genelde başka insanların da yaşadığı yerleri tercih etmişlerdir. Tercih ettikleri sahalarda bir azınlık oluşturan yerliler, kültürel bakımdan kendileri kadar etkin değilse, yeni gelenlerle giderek asimile olup kaybolmuşlardır. Böylece, Latince bir ifade ile bir substratum (alt tabaka) oluşturmuşlar ve ancak bazı kültürel özelliklerini yüzyıllar sonra da korumuşlardır.

Bütün Ural halklarının ismini iki şekilde tanırız: Kendi deyişleriyle ve diğer halklar tarafından verilmiş adlarıyla. Macarlara diğer halkların verdiği isim ise Türkçe kökenlidir, Avrupa‟da neredeyse her dilde Türkçe on + ogur şekliyle karşılaşıyoruz ve bu Doğu İslavlar tarafından kelime başına eklenmiş bir h-ile yapılmıştır: Hongroise, Hungarian vb.
Macarlar‟ın kendi dillerinde kendilerine verdikleri isme ilk kez; Fin-Ugor dil akrabalarından ayrıldıktan sonra M.Ö. 5. asırda, Macarların ortaya ilk çıkışlarından yüzyıllar sonra, Müslümanlar tarafından yazılmış Arapça ve Farsça yazılı kaynaklarda, rastlıyoruz. Onları ilk önce Ural dağlarının güney–batısında görürüz. Bozkırın bu bölgesinden gelip geçen Arap ve Farisî seyyahlar-satıcılar gördüklerini not etmişlerdir.
Macarlar, bağımsız olarak sürdürdükleri hayatlarının başlangıcından beri, çeşitli Türk kavimlerinin komşusu, ortağı, alıcısı ya da satıcısı olmuş, Türklerin etkisi altında kalmış ve bu iç-içe ilişki yüzyıllar boyunca sürmüştür. Az önce belirttiğimiz bölgelerde Macarlardan önce oturan Bulgar Türkleri, batıya doğru ilerledikleri için daha sonraki yüzyıllarda Macarlar hep Bulgar Türklerini izlemişlerdir.

M.S. 5. asırda Macarlar, Kafkasların kuzeyindeki Kuban nehrine kadar ilerlemiştir. M.S. 800‟e kadar Don ve Kuban nehirlerinin arasındaki bölgelerde bulunmuşlardır. Bu bölgede o sıralar barıştan sorumlu olan Hazar İmparatoru‟nun yönetimi altına giren Macarlar, sınır bölgelerinde göçebe bir hayat sürmüş ve sınırları korumakla görevlendirilmişlerdir. Burada Türklerden tarım, meyvecilik ve hayvancılık tekniklerini öğrendiler. M.S. 635-670 yılları arasında yapılan Bulgar-Hazar savaşlarında; Macarlar, Hazarların yanında savaşmışlardır. 7. yüzyıla ait tek ve önemli, yazarı bilinmeyen bir Ravennalı coğrafyacının kitabında da belirtildiği üzere, Onogurların ana yurdu Kuban ve Maiotis nehirleri arasında idi.
Etelköz‟de, Bulgar Türklerinin son kağanı olan Kuwrat, eceli yaklaşınca 650‟de beş oğlunu yanına çağırmış ve onlara birbirlerinden ayrılmamayı tavsiye etmiştir. Ama o ölür ölmez, çocukları sözünü dinlememiş, hemen ayrılmışlardır. Bulgar Türklerinden bir grup bugünkü İtalya‟ya kadar ilerlemiş ve Venedik taraflarına yerleşmiştir. Diğerleri ise Karpatlar Havzası‟na ve özellikle de Balkanlar‟a yerleşmişlerdir. Bulgar Türklerinin daha kalabalık bir grubu ise Hazarların yanında kalmış, 737‟deki Arap akınından sonra Macarların bir grubuyla birlikte kuzey-doğuya, Volga‟nın dirseğine göç etmişlerdi. Bulgar Türklerinin Macarlarla ilişkileri üzerine birçok kaynak vardır; on üçüncü yüzyıldaki Moğol istilası öncesinde o taraflarda hizmet eden Juliánusz isimli bir Hristiyan keşiş bunların arasında hâlâ Macarca konuşanlarla karşılaşmıştır.
M.S. 800‟lü yıllarda Kavar adını taşıyan kabileler, Yahudi dininden kurtulmak için Hazar İmparatorluğu‟ndan ayrılıp Macarlarla beraber batıya doğru, Bulgar Türklerinin en son ayrıldıkları ülkeleri Etelköz‟e (nehirler arası) ilerlemişlerdi.
Bizanslı bir bilgin olan Arethas‟ın M.S. 902‟de yazdığı bir metinde Macarlar‟dan söz ederken onlara Macar değil de, Türk demesi bir tesadüf değildir. Macar dilindeki, Karpatlar Havzası‟na yerleşmeden önceki zamanlardan kalma beş yüze yakın Türk asıllı sözcük, buna tanıklık etmektedir. Bunların tümü bugünkü kelime hazinemizde de yer almaktadır. Bu nedenle yüzyıllarca süren bir Türk–Macar beraberliğini düşünmemiz ve kültürümüzün ortak konularında da araştırmalar yapmamız gerekir. En alt tabaka Türkçe alıntı sözcüklerimiz, yalnızca Macar dili değil, Türk dili tarihi için de çok değerli kaynak sağlamaktadır. Örneğin Göktürk alfabesiyle yazılmış birçok metinde yer alan ve eski Türkçeden ödünç aldığımız Eski Türkçe saw (a speech) (Clauson 1972: 782), Eski Türkçe bitig (inscription, book, letter, document) (Clauson 1972:303), gibi bu çağdan günümüze kadar getirdiğimiz sözcüklerin yerine Türkiye Türkçesinde çoktan Arapça ve Farsça kökenli sözcükler geçmiştir.
2. Türk Halk Biliminde Macarların Çabaları
Macarların kültüründe Türklerle etkileşimin kanıtları vardır. Macar halk müziğinden etnoğrafyanın çeşitli sahalarına ve özellikle Macar diline kadar uzanan bir alana yayılmış ve kanıtlanmış olan bu etkileşim, yüzyılı aşkın bir süredir araştırılmaktadır. Türkoloji de bu yüzden bizde Macar ulusal bilimleri arasında yer almaktadır.
1870‟te Budapeşte Üniversitesinde kurulan Türkoloji kürsüsünü, bu kürsünün ilk profesörü Ármin Vámbéry‟den başlayarak, József Thúry, Ignác Kúnos, Gyula Németh, Lajos Ligeti ve gibi dünyaca tanınmış Türkologlar yönetmiştir. Bunların tümünün ve bu arada benim de hocam olan kişilerin araştırmalarından söz etmemiş olmam, bir saygısızlık değil de zamanımızın kısıtlı olmasındandır.

İsmini 1866‟da, St. Petersburg‟ta çıkarttığı Proben der Volksliteratur der Türkischen Stämme Süd-Sibiriens adlı eseriyle de tanıdığımız Alman Türkolog Wilhelm Radloff, Macar Vámbéry‟ye örnek olmuştu. İkisi de Türklük biliminin gelişmesinde büyük bir rol oynamışlardır. Radloff‟un bu eşsiz eserinin sekizinci cildindeki neredeyse 600 sayfalık malzeme, Macar Türkolog İgnácz Kúnos tarafından derlenmiştir. Bugün size, izinde en çok yürüdüğüm halk bilimci Kúnos„un araştırmalarından söz etmem gerekiyor.
Kúnos‟un Türk Halk Türküleri adlı kitabı 1998‟de Türkiye‟de yayımlandı. Bu eserin son sözündeki şu bölüm Ignácz Kúnos‟un hizmetini açıkça ortaya koymaktadır: “Türk halk türkülerinin toplanması için 1926‟dan itibaren İstanbul Konservatuvarı, 1936‟dan itibaren Ankara Konservatuvarı çok sayıda geziler düzenledi, binlerce kayıt yapıldı. 1932‟de kurulan Halkevleri, dergi ve yayımlarıyla, 1949‟da kurulan Türk Folklor Araştırmaları Dergisi türkü derlemelerine de yer vererek ve nihayet 1966‟da kurulan Milli Folklor Araştırma Dairesi – daha sonraki ismiyle HAKEM- vasıtasıyla bu alanda epey mesafe kaydettik, kaydediyoruz. Daha önemlisi türkülerimizi millî değerlerimiz katına yükselttik, …fakat bugün elimizde bilimsel gerekleri yerine getiren kapsamlı bir türkü külliyatı maalesef yok (Aynı durum maalesef diğer halk edebiyatı şubeleri için de geçerlidir). Yapılan çalışmalar ise daha çok popüler niteliklidir. Ignácz Kúnos‟un Türk halk türkülerini toplayıp, değerlendirirken gösterdiği özen, gerçekten göz yaşartıcı. Sanıyorum, onu hâlâ örnek alabiliriz.” (Öztürk 1998: 174-5).
Macarlar arasında türkülerle Kúnos‟tan önce de ilgilenenler olmuştu. János Krcsmárik‟in yazdığı “Türk Halk Türkülerine Dair” adlı makale 1879‟da yayımlanmış. Arap harfleriyle yazılmış 18 türkü Macarca çevirisiyle ve uzunca bir önsözle yayımlanmıştır ve bu makale, Türk halk edebiyatı konusunda çıkan ilk Macarca eserlerdendir. Kúnos‟tan sonra da birçok Macar Türkolog konuya önem vermiş, derlemeler yapmıştır.
Macarlar‟ın bir geleneğine göre; bir çiftçi tarlasına giderken yolda bir ceviz bulursa onu yemez, başkalarına da vermez; geleceğe katkıda bulunmak üzere toprağa gömer.
Bizim katkımız da Sayın Janos Sipos‟un yönetiminde on yedi yılda çeşitli Türk halkları (Türk, Kazak, Kırgız, Azeri, Tatar, Karçay-Balkar ve diğer) arasında gerçekleştirdiğimiz saha çalışmalarımızın neticesi olarak oluşturduğumuz Türk Halk Müziği arşivimiz olsun. Ümit ediyoruz ki Türk – Macar eski tarihi ile ve gelecekte bilimle uğraşmak isteyenler için hem kaynak oluşturduk hem de izlenmesi kolay bir metot.

 

Hacı Bektaş Velî Dergisi Yıl: 2004   Sayı: 30

KAYNAKLAR
BERECZKI G. (1996): A magyar nyelv finnugor alapjai. Budapest.
CLAUSON, G. (1972): An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth-Century Turkish. Oxford.
EREN H. (1998): Türklük Bilimi Sözlüğü. I. Yabancı Türkologlar. (Türk Dili Kurumu Yayınları 705) Ankara.
GOLDEN, P.B. (1992): An Introduction to the History of the Turkic Peoples. Ethnogenesis and State-Formation in Medieval and Early Modern Eurasia and the Middle East. (Turcologica 9) Wiesbaden.
GÖCKENJAN, H. – Zimonyi, I. (2001): Orientalische Berichte über die Völker Osteuropas und Zentralasiens im Mittelalter. Die Gayhani-Tradition (Ibn Rusta, Gardizi, Hudud al-„Alam, al-Bakri und al-Marwazi) (Veröffentlichungen der Societas Uralo-Altaica 54) Wiesbaden.
KRISTÓ Gy. (ed.) (1995): A honfoglalás korának írott forrásai. (Szegedi Középkortörténeti Könyvtár 7) Szeged.
KÚNOS I. (1906): Ada-kálei török népdalok. Budapest.
LEWIS, B. et al. (ed.) (1960-): The Encyclopaedia of Islam (new edition). Leiden – London.
LIGETI L. (1986): A magyar nyelv török kapcsolatai a honfoglalás előtt és az Árpád-korban. Budapest.
ÖZTÜRK, A.O.(1998): I. Kúnos: Türk halk Türküleri. (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 369. Folklor Dizisi 7) Ankara.
RÓNA-Tas A. (1993): A honfoglalás kori magyarság. (Értekezések emlékezések) Budapest.
RÓNA-Tas A. (1999): Hungarians and Europe in the Early Middle Ages. An Introduction to Early Hungarian History. Budapest.
VÁSÁRY I. (1993): A régi Belső-Ázsia története. (Magyar Őstörténeti Könyvtár 7) Szeged.
*FESZTY Á.: A magyarok bejövetele (részlet) A fejedelemasszony és kísérete.

 

TSK Mehmetçik Vakfı

Yorum yazın !

Add your comment below. You can also subscribe to these comments via RSS

“Türk Milletinin dili, Türkçedir. Türk Dili dünyanın en güzel, en zengin ve en kolay dilidir.”

You can use these tags:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong> 

This is a Gravatar-enabled weblog. To get your own globally-recognized-avatar, please register at Gravatar