Başyazı »

Yorum Yap |

Pekin’deki Yasak Şehir, tarih boyunca 24 Çin imparatorunun sarayı oldu. Fakat yüzyıllardır, Moğol imparatoru olan Kubilay Han’ın, 13. yüzyılda Pekin’deki sarayının yeri bir sır olarak kalmıştı. Yeni çalışmalar sırasında, Kubilay Han’ın kurduğu Yuan Hanedanlığı’nın sarayına ait …

Read the full story »
Kütüphane

E-kitap olarak sunulan kitapların tamamı tanıtım amaçlıdır. Telif hakkı olduğunu düşündüğünüz eserleri bize bildirebilirsiniz.

Kültür&Sanat

Tarihin başlangıcından günümüze kadar Türklerin dünya medeniyetine kazandırdıkları

Belgeseller

Kadim Türklerle ilgili pek çok bilinmeyene ışık tutan birbirinden güzel belgeseller

Arkeoloji

Yerli ve yabancı araştırmacıların gerçekleştirdikleri arkeoloji çalışmaları

Duyurular

Türk tarih araştırmalarında son gelişmeler, konferanslar, sempozyumlar

Anasayfa » Başyazı

Manas Destanında Kurt Kavramı

kurt- türk çadırları

 

“Haberdar olunuz,
Göğüstedir kalbiniz ve gönlünüz,
Allah’ın sesiymiş diye,
İşte o zaman biliniz!”
Diye dua verdiklerinden sonra biri silkinerek Bozkurda dönüşür. …
 

 
 

Kurt anlayışına her millette rastlanılır. Aynı zamanda kurt motifi dünya edebiyatındaki yaygın motiflerdendir. Birçok halkarda, kurt-bozkurt’un totem hayvanı olarak eski zamanlardan günümüze kadar insanların düşüncelerinde muhafaza edilmiş özel bir ilgi görmüş olmasını, kurt kavramının, o halkların menşeleriyle ilgili düşüncelerinde yerleşmiş olmasına, geçtikleri tarihi yola vb. bunun gibi hususlara bağlayabiliriz.

Kırgız halkının sözlü edebiyatı “Manas” destanının da bulunduğu büyük destanlardan, günümüzdeki Türk Dünyasının yetenekli yazarı Çıngız Aytmatov’un “Kıyamet” romanına kadar kurt motifinin özel edebi motif olarak işlenmesi de gelişigüzel bir olay değildir.

Evet dünya folklorundaki destan geleneğinde ileride kahraman olacak olan kimse, genelde her hangi bir büyülü yardımcı güce rastlar, O güç onu, daha sonraki kahramanlık işlerinde destekleyerek manevi olarak her zaman kuvvet kazandırır. Böylece düşmanlarının karşısında zafere ulaştırır ve her zaman unu, ister savaş meydanında, ister günlük hayatında olsun takip eder, ona eşlik eder.

“Manas” destanını incelediğimizde, bunun bazı örneklerinin korunduğunu fark edebiliriz. Büyük manascı Sagımbay Orozbakov’un varyantında ve onun öğrencilerinin icraasında, Manas çocukluğunda kuzu güderken mitik koruyucu olan kurda rastlar.

“Ne kurdun, ne de bozkurdun daha,
Ne olduğundan haberi yoktu, hala
Henüz basmıştı ki, dokuz yaşına
Ne de ayrılmıştı, otağından uzaklara..

Gördü ki Manas ona baktığında,
Kuzuyu yakaladığı anda,
Sağ bırakmıyordu ama,
Bu da neyin nesidir, hayret? diye,
Çok şaşırdı olan bitenin karşısında.”

Manas birlikte oynadığı çocukların içinden büyüğü olan Çegebay’nan “Bu da nedir?” Diye sorunca, kurt olduğunu söyler. O zaman Manas “Kurtsa kurttur, bana ne, Karnını doyurunca gider, diye” aldırış etmez.

Kuzuyu kaçıran Bozkurdun peşine takılıp:
“Buna kurt mu denilirdi?
İnsan kurt yer miydi?” diyerek Manas, kurdun girdiği kaya dibindeki mağaraya girer. Manas baktığında, kuzunun sağ salim meleyip durduğunu görür.

Mağarada “İşlemeli kaftanlar giyen” kırk adama rastlar. Ve onlara kurdun nereye gittiğini sorunca:
“Adamlar o zaman söyle der:
Anla artık, evlat, derler.
Kurt olan biziz, dediler,
Yabancı da sizsiniz dediler.
Hızır İlyas’tır bilirsiniz,
Sizi arıyordu kırk gündür.
Kırklar denir bize dediler.”

Sayakbay Karalayev’in varyantında ise:
“Kurt olarak kurtulan,
Adıdır onun Aleyhi selam. ” denilmektedir.

Kırk Çilten (kırklar) mitolojik anlayışta gözle görülemeyen, sihirli güce, özelliğe sahip olan, iyilik ve hayırlar yapan ruhtur! Onlar Manas’a “Hak din olan İslam dinini kabul et” diye öğüt verirler.

O an Manas sorar onlara:
“Nasıl olur da siz insanlar
Dönüşe bildiniz kurda?
Kiminiz kurtsunuz ya da?
Söyleyin hemen bana.
Hadi, Bozkurt bir bakıyım,
Dikkatimi sonra dağatayım.”

Manas’a kırklar:
“Tutacak olan kolunuz,
Kadir Allah gücüdür,” diye,

“Haberdar olunuz,
Göğüstedir, kalbiniz ve gönlünüz,
Allah’ın sesiymiş diye,
İşte o zaman biliniz!” Diye dua verdiklerinden sonra biri silkinerek Bozkurda dönüşür.

Manas “yarısı kurt, yarısı insan mı?” diyerek şaşkın şaşkın orda dururken, Çegebay peşinden gelip, kırkları ve meleyip duran kuzuyu görünce o da şaşırır. Kırklar Çegebay’ı da sınarlar ve ona “Manas’a, derdine deva olsun, her zaman ona kut getirsin, diye” Kutu(Kut) Bey ismini verirler.

Kırkların reisi kuzuyu kaçıran kurdu Manas’a tanıtırken:
“Kovarak geldiğin işte bu kurt,
Kıyamete kadar sana olur dost,
Manas mısın sen kaplanım,
Kıyamet kopuncaya dek.,
Sana verdiğim yoldaşım.
Suy-i kastı olan düşmanın,
Peşine takıldı yine diye,
Haberdar edecektir diye,
Köse kuyruk, kök dangıt (büyümüş erkek köpek),
Peşine takıldı yine diye,
Haykırırsan önce girecek diye,
…” kaybolurlar.

S. Karalayev’in varyantında da Kırklar “Kurt olarak”, Manas’a rastlar, ok geçirmez, yakası altın, yeni bakır olar zırhı hediye ederek, dua verirler:
“Ateşe koyarsa yanmazsın,
Sel kaplarsa akmazsın
Ruhun sağlam, bakışın güç,
Sana karşı gelenlerin,
Allah izin verirse, hepsini
Yerle dümdüz edersin.
Her şeye kadir olanın
Tek Allah-ü Teala’nın
Bendesi olarak yaratıldın,
Altı şirden farklısın
En küçüğüsün onların,
Kadınperest Bozkurdun
Ereni olarak yaratıldın,
Halk Paşasıdır kaplan
Ereni olarak yaratıldın,
Hem sultan, hem de kağansın,
Armağanısın  tek Tanrının,
Ruh-u ala, ism-i azamsın,
Büyüksün Manas hoşgörülü olan.
Belimsin sen bel bağladığım
Allah-ü Teala emriyle yaratılmış olan
Büyük Bozkurt, aslanımsın,”

Manas büyüdüğünde, düşmanlar ile çarpışırken, onunla birlikte savaş meydanına kaplan, aslan, vb. yırtıcı hayvanlar gibi kurt da gelir ve ona destekçi olur, kollar. Kurt vahşi hayvanların içinden en heybetli olanıdır. Eğer başka hayvanlar, örneğin, kaplan, aslan, panter gibileri avını elde etmek için, ilk önce ön ayaklarını kullanıyorsa, kurt direk ağzını kullanmaktadır.

Edebiyatta daha çok destanlarda, kurt, kahramanlı tasvir ederken bir teşbih unsuru olarak çok kullanılmaktadır. Bu Manas destanında da böyledir, örneğin; “Kahraman Manas’ı soruyorsan”, ” O bir Bozkurt döbör (Erkek kurt) idi”,”Kıranın Manas Bozkurda”, “Büyük Bozkurt, aslanımsın” gibi benzetme mısralarına rastlanmaktadır. “Köse kuyruk, Kök-Börü, Bozkurt, milletinin cökörüdür” gibi sıfatlar Manas, Almambet ve Çubak, Sırgak ve Semeteylere yönelik sıkça kullanılmaktadır.

Kısacası, totem dünya görüşünün “Manas” destanında bulunması, destanın eskiliğine işaret etmektedir.

Gerçekten de epik motif olarak Kök-Börü motifi, Türk ve Moğol halklarının destanlarında yaygındır.

Eskinin bir yankısını, yine yukarıda belirttiğimiz gibi Çıngız Aytmatov’un “Kıyamet” romanındaki Börü-ana tipinden açıkça görebeliriz.

Yavrularından ayrılan Akbara (Asena) çaresizce, sızlayıp, içindeki ukdesini kimseye anlatamıyor, “öleyim derse can tatlı” olduğu sırada aynı yüzündeki kurtların tanrıçası, Börü-Ana ilk defa apaçık görülüyordu. Akbara aydaki tanrıçaya sesinin ulaşabileceğini hissetti:

“Ey, tanrıca, Börü-Ana, bana bak, işte ben, Akbara, soğuk dağların arasında terkedilmiş vaziyette, tek başınayım. Yandım, tükendim! Göz yaşlarım göl olduğunu görüyorsundur? İçim acı acı yanıyor, memelerim sütün taşkınlığından patlamak üzere, kime emzireceğim, yavrularımdan ayrıldım. Nerede yavrularım, başlarına bir şey mi geldi, acaba ne günü görüyorlar? İn aşağı Börü-Ana, bana gel, benim yanıma otur, birlikte uluyalım, beraberce ağlayalım. Gel buraya, yere İn, kurtların Ana Tanrısı, ben seni doğup büyüdüğüm çöle götüreyim, orada bize, kurtlara yer kalmadı. Gel buraya, bu kayalı dağların arasına inerek gel. Burada da bize artık yer yok; bize hiçbir yerden yer bulunamayacak gibi geliyor bana…. Eğer inmezsen, Börü-Ana, o zaman, işte beni, zavallı bir duruma düşmüş olan ana kurt-Akbara’ nı yanına al, buralardan götür. Ben de seninle ay yüzünde yaşayım, yer hakkında ağıt söyleyip, ağlayıp oturayım. Ey, Börü Ana-a-a, beni, sesimi duyuyor musun? Dinle dinle, Börü –Ana, dinle benim intizar-ı hararetimi.”

“Akbara niçin aydaki tanrıça, Börü-Anaya yalvarıyor?” gibisinden bir soru sorarak cevaplamaya çalıştığımızda yine bir ilginç bir husus dikkatimizi çekmektedir. Meğer, Akbara boşuna Börü-Ana’ya insanların acımazlığını, şefkatsizliğini şikayet etmemiş, inlememiştir!

Belki, bu Akbara Börü Anaya “bir zamanlar insanlar da kurtlardan meydana gelmemiş miydi”diye önemli bir soru sormakta, Bazarbay, Koçkorbayev gibilerinin, ecdatlarını unutup, daha gözlerini açmamış kurt yavrularını göz kırpmadan annelerinden ayırdıkları vahşetini anlatıyordur!

Türklerin kurttan geldiklerine dair efsanelerin bulunduğunu biliyoruz.
L.Gumilev Türklerin yaradılışıyla ilgili örnekler vermiştir. Örneğin, düşmanlar tarafından soykırıma tabi tutulan topluluktan sadece 13 yaşındaki çocuk, kolları ve bacakları kesilerek, bataklığa atılar. Onu kurt bulur ve ona “şefkat” göstererek onu et ile besler, böylece ölümden kurtarır. Bunu öğrenen düşmanları kurdu öldürmek isterler. Ancak, kurt, kendisini ve çocuğu kurtarmayı başarır. Sonra da Altay dağlarına kaçar. Kurt ondan on oğlan doğurur, ve onlar daha sonra kendilerince bir boyu meydana getirirler.

Türk milletinin edebi yazılı, anıtlarında, folklorunda, destanlarında (“Oğuz-nâme”, “Ergenekon”, “Huuniyey”,”Albınji” vs.) kurdun insan oğlunu kurtarması, ona yardım etmesi, birlikte yaşaması vb. düşünceleri vazıh bir şekilde yansıtılmıştır.

Ç. Aytmatov’un “Kıyamet” romanının finalini hatırlıyoruz:

Ne sebepten Akbara, Kenceş’i çiğnemeden kendisiyle beraber götürmek istedi?! Niçin Akbara insanoğluna canı ısındı, kendi yavruları gibi sevesi geldi?!

Aytmatov bu epizodu folklordan veya gerçek hayattaki olaylardan almış da olabilir. Fakat, en önemlisi, yazının kurtları romanda başından sonuna kadar tasvir etmesinin maksadı, Türk milletinin menşei hakkındaki bir tezdir diye düşünecek olursak, o zaman finalin tesadüfi olarak ortaya çıkmadığını, tabii olarak eserin iç yapısından gelişerek trajedinin doruk noktasına ulaştığını göreceğiz. Aytmatov’un, kurtları, (Akbara ile Taşçaynar’ı), tamamen bambaşka, orijinal bir şekilde tasvir etmesi, eski milli anlayışa dayanıyor. Dolayısıyla, Türk milletinin kurt hakkındaki efsaneleri yazarın evrensel ve felsefi olarak düşünmesine ilham kaynağı olmuştur. Sonucunu elde etmekteyiz.

Demek “börü-karışkır, kurt kavramı”, Türk boylarının mitlerinde, rivayetlerinde ve efsanelerinde rastlanılabilecek,iyilik ve şans getirecek bir “totem” olarak kabul edilebilir.

Prof. Abdıldacan AKMATALİYEV
Kırgız İlimler Akademisi, Manas Taanuu ve Edebi Kültür Milli Merkezi Müdürü, Bişkek- KIRGIZİSTAN.

Türkiye Türkçesine çeviren
Kalmamat KULAMSHAEV
Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Öğrencisi, Ankara – TÜRKİYE

 

KAYNAKLAR

  • Orozbakov, S., Manas, Bişkek, Kırgızistan, 1995, 1. Cilt, s. 179.
  • A.g.e., s. 183.
  • A.g.e., s. 184.
  • Aytmatov, Ç., Kıyamat, Frunze, Adabiyat, 1988, s, 287.
  • Manas Ansiklopedisi, Bişkek 1995
  • Karalayev. S., Manas, Bişkek 1996, s. 317.
  • Gumilev L. N., Drevnıye Tyurki., Nauka 1967, s. 23.

 


TSK Mehmetçik Vakfı

Yorum yazın !

Add your comment below. You can also subscribe to these comments via RSS

“Türk Milletinin dili, Türkçedir. Türk Dili dünyanın en güzel, en zengin ve en kolay dilidir.”

You can use these tags:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong> 

This is a Gravatar-enabled weblog. To get your own globally-recognized-avatar, please register at Gravatar