Başyazı »

Yorum Yap |

Kazak Birliğinin Kurucusu, Ulu Kazak Hanı Abılay (1711-1781)
Abılay Han, Kazak Bağımsızlık hareketini başlatmış olan liderlerden birisidir. Asıl adı Ebu’l-Mansur”,kazandığı başarıdan dolayı,  tarihteki Türk Hakanları örneğinde olduğu gibi“Abılay Han” adı verilmiştir. Kazakistan’ın yakınçağlarda yetiştirmiş …

Read the full story »
Kütüphane

E-kitap olarak sunulan kitapların tamamı tanıtım amaçlıdır. Telif hakkı ihlali olduğunu düşündüğünüz eserleri e-posta adresimiz aracılığıyla bize bildirebilirsiniz.

Kültür&Sanat

Tarihin başlangıcından günümüze kadar Türklerin dünya medeniyetine kazandırdıkları

Belgeseller

Türk tarihi ile ilgili hazırlanmış birbirinden güzel belgeselleri bu başlık altında bulabilirsiniz.

Arkeoloji

Yerli ve yabancı araştırmacıların gerçekleştirdikleri arkeoloji çalışmaları, güncel arkeoloji haberleri...

Duyurular

Genel Türk Tarihi alanında yurt içinde ve yurt dışındaki son gelişmeleri bu köşeye ekleyeceğiz. Siz de burada duyurmak istediklerinizi bize iletebilirsiniz.

Anasayfa » Kültür&Sanat, SEÇİLENLER, Türk Mitolojisi, Türk Şehirleri

Oğuz Kağan’ın Mührü

Türklerin destani ve efsanevi atası sayılan Oğuz Kağan  biri mitolojik, ikisi tarihi olmak üzere en az üç kişiliği birleştirmiş bir destan kahramanıdır.

Oğuz Kağan destanında anlatılan Oğuz Han, öte yandan Büyük Hun Türk İmparatorluğunun da kurucusudur. Türk devlet geleneğinin yapı taşlarını dizen, Türk Hakanının  koyduğu kanunlar, Oğuz (Türk) Töresi olarak ün yapmış ve 16 Büyük Türk İmparatorluğunun güç kaynağı olmuştur. 24 Oğuz Boyunun atası olan Oğuz Han, Türk Ttresini; adalet , disiplin, ahlak ve millete hizmet düşüncesiyle oluşturmuştur.

Türk Milletinin Oğuz Kağanı yüceltmesinde en büyük etken belki de eşsiz bir devlet adamı ve bilge bir şahsiyet olmasından kaynaklanır.Ona yüklenen bu bilgelik ileri zamanlarda onun Veli veya Nebi olacağı konusunda söylemlere yol açmıştır. Daima Tanrıya hizmet etmesi de önemli bir ölçüttür. Sürerliği olan bir ibadet anlayışından sonra ise en önem verdiği değer millete hizmettir.

Devletin zayıf olduğu bir zamanda, düşmanları ondan en sevdiği atını istediklerinde atı onlara verir. Sonra eşini isterler onu da verir. Daha sonra çorak bir toprak parçası istediklerinde Oğuz Kağan “Atım ve eşim kendi malımdı verdim, fakat toprak çorak olsa da milletimindir veremem” der ve birliklerini toplayarak kendinden emin olan düşmana ani baskın yaparak onları mağlup eder.Burada öne çıkan düşünce önce devlet ve millet menfaatidir ve bu topraklar ayrılamaz parçalardır.

Türkmenistan Gunur-Tepe’de bulunan mühür

Hakkında birçok araştırma yapılan Oğuz Kağan döneminin ilerisinde bir kişilik olarak tarihe geçmiştir. Ve buna bağlı olarak Türkmenistan’ın Marguş yerleşim bölgesinde bir takım kazılar yapılmış M.Ö.2000li yıllara ait bir (bu dört bin yıllık sürece tekabül ediyor) mühür olduğu anlaşılan cisim bulunmuştur. Arkeologlar bu mührü ”Gonur-tepe ” adlı kral mezarından çıkarmışlardır.

Kalıntılar arasında “leopar, yılan, akrep, keçi,gelincikler, laleler, kuşların kafaları ve kanatlı aslanlar gibi motiflerle süslenmiş önemli objelerde bulunmuştur. 

Merv şehrinin 60 km kuzeyinde bulunan Gonur-Tepe kazı alanından bir görüntü

Uzmanlar söz konusu çalışma ile birlikte ortaya çıkarılan sanat eserlerinin, Türklerin atalarının dünya görüşü, ibadet ve hayat tarzlarının ortaya konulması bakımından oldukça önemli olduğunu belirtiyorlar.Bu yazıda üzerinde durulacak konu daha çok mührün sembol olarak neyi ifade ettiği yönünde şekilsel bir yaklaşım olacaktır.Mühürde dikkati ilk çeken şey bir daireden oluşmasıdır. Başka bir şekilden ziyade dairenin tercih edilmesi tesadüf olmasa gerek, daire mükemmelliğin ve Tanrısallığın simgesidir.

Başlangıç ve bitiş noktası Tanrıya yapılmış bir atıf olabilmekle beraber kendisindeki kutsallığa da göndermedir. Daire aynı şekilde sonsuzluktur ve belki de  hala Oğuz Kağan ve onun maneviyatından bahsetmemiz onun kalıcılığına, sonsuz oluşuna işarettir.Bu düşünceye destek olarak gördüğüm Platon’un sembolizmi vardır. Platon’a göre gördüğümüz her daire,kusursuz daire fikrinin ve formunun birer yansımasıdır. Her şey başlangıcına döner, mükemmeliyet olgusuna yerleşir, aynı Tasavvuf anlayışı gibi.Grekçe’de kurt ve şahin anlamına gelen kirkos sözcüğü çember anlamına gelirdi ve bu sözcük Latince’de periyodik devre anlamına gelen circus kelimesine dönüşmüştür. Sonu olmayan hareketin, devriliğin sembolü olması nedeniyle kuyruğunu ısıran yılan ve Budizm’deki yaşam çarkı ile de ilişkilendirilir. Daha çok Doğu Tradisyonlarında reenkarnasyonu ve biten ve yeniden başlayan devreleri simgeleyen sembollerden biridir. Orhon ve Yenisey yazıtlarında ve Uygur Türkleri’nde içi boş ve noktalı daire sembollerinin kullanıldığı görülmüştür.

James Churchward’a göre ise daire sembolünün kökeni yitik Mu Uygarlığı’dır. Söz konusu araştırmacıya göre daire ve noktalı daire Mu hiyeratik alfabesinin ilk harfidir ve alfabemizdeki A’ya tekabül eder. Pisagor’un Croton’daki insiyasyonunda da noktalı daire kullanılırdı. Taoizmde noktalı daire yüce gücü, Taoyu temsil eder, ki o aynı zamanda da Değerli İnci’dir. Ortasında nokta olan daire tamamlanmış bir dairenin tasviridir ve devri mükemmelliğin, varoluşa ait tüm olasılıkların çözümlenmesinin sembolüdür. Simyada ve astrolojide ortasında nokta olan daire güneşi, altını sembolize eder.Belki de Oğuz Kağan’ın eşlerinden birisinin ışıktan geliyor olması da bu olasılığa bağlıdır.İnsanlar üzerinden bir inceleme yapıldığında ve Neo Spiritüalist açıdan ele alındığında, Daire insanın ebediyet gibi başı ve sonu olmadığını yani insanın sonsuzluğunu ve ölümsüzlüğü ifade ederken bir yandan da, “Kozmik insanı ve tasavvuftaki İnsan-i Kamil’ i”de simgeler. Daire sembolünü kuantum kuramı  ve atom altı parçacığı açısından ele aldığımızda ise görürüz ki, atom da bir daire şeklindedir ve en küçük parçacık adını alan atom da giderek daha küçük parçalara bölünmekte ve kendi içinde bir sınırsızlık barındırmaktadır.

Bu sonsuzluk algısını bize gösteren daireden sonra ise dikkat çeken diğer kısım dairenin içindeki sekizgendir. Şüphesiz bu sekiz rakamının da bir anlamı olmalıdır. Tanrısal açıdan bakacak olursak Kuranda ”Ol” emri sekiz kez geçmektedir, Hz İsa Çile’nin 8.günü dirilmiştir, bu inanan herkese ebediyeti ve cenneti vaad etmiştir.Sekiz sayısı çok yönlüdür, korku ve yıkılışı simgelediği gibi adaleti de simgeler. Sekiz Tanrı katıdır,mükemmelleşmektir. Sekiz köşeli yıldız ile ifade edilmesi de bu yüzdendir. Bu rakam numeroloji açısından bakıldığında sonsuzluk dayanıklılık ve sağlamlıktır. Oğuz Kağan’ın yalçın karakterine, sert kurallarına göndermedir. Bu rakam bir geçiştir çünkü Tanrı katında nefis yedi mertebedir ve bu mertebeyi aşan kişi, yükselmeye ve bitmeyen erişme isteği dışında bütün arzularını bastırarak insan-ı kamil boyutuna erişmektedir. Tanrıya İbadetini istikrarlı bir şekilde ulaştıran Oğuz kağan belki de bu boyuta ulaşmış bir şahsiyettir.Sonuç olarak kazılarda ortaya çıkarılan bu mühür görünenin ötesinde anlamlara gelebileceği gibi bize Oğuz Kağan hakkında da daha fazla bilgi vererek bilgi çemberimizi genişletmektedir. Bu bağlamda şekilsel ve numerolojik açıdanbakıldığında farklı ama bir o kadar tutarlı ve aynı merkeze dönen sonuçlara rastlanılmaktadır. Tabi ki bunlar varsayımdan ibarettir ve detaylı olarak araştırılarak kanıtlı şekilde sunulması gerekmektedir.

Kaynak: turkcenindirilisi.com

Bir Yorum »

Yorum yazın !

Add your comment below. You can also subscribe to these comments via RSS

“Türk Milletinin dili, Türkçedir. Türk Dili dünyanın en güzel, en zengin ve en kolay dilidir.”

You can use these tags:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong> 

This is a Gravatar-enabled weblog. To get your own globally-recognized-avatar, please register at Gravatar