Başyazı »

Yorum Yap |

Pekin’deki Yasak Şehir, tarih boyunca 24 Çin imparatorunun sarayı oldu. Fakat yüzyıllardır, Moğol imparatoru olan Kubilay Han’ın, 13. yüzyılda Pekin’deki sarayının yeri bir sır olarak kalmıştı. Yeni çalışmalar sırasında, Kubilay Han’ın kurduğu Yuan Hanedanlığı’nın sarayına ait …

Read the full story »
Kütüphane

E-kitap olarak sunulan kitapların tamamı tanıtım amaçlıdır. Telif hakkı olduğunu düşündüğünüz eserleri bize bildirebilirsiniz.

Kültür&Sanat

Tarihin başlangıcından günümüze kadar Türklerin dünya medeniyetine kazandırdıkları

Belgeseller

Kadim Türklerle ilgili pek çok bilinmeyene ışık tutan birbirinden güzel belgeseller

Arkeoloji

Yerli ve yabancı araştırmacıların gerçekleştirdikleri arkeoloji çalışmaları

Duyurular

Türk tarih araştırmalarında son gelişmeler, konferanslar, sempozyumlar

Anasayfa » Hocalarımız, Kültür&Sanat, Türk Büyükleri

Ömer Seyfettin

 

Ömer Seyfettin, yirminci asır başlarındaki realist Türk hikâyeciliğinin önde gelen simalarından birisi olarak bilinmektedir. Hayatının en verimli döneminde yani henüz 36 yaşında ölmüş olmasına rağmen, edebiyatımıza hediye ettiği eserler, gerek sayı gerek değer bakımından Türk hikâyeciliğinde kuvvetli bir adım diye sınıflandırılabilecek özel bir konuma sahiptir.Zira Türk hikayeciliği söz konusu olduğunda akla gelen isimlerden ilki Ömer Seyfettin’dir.

Ömer Seyfettin’in doğduğu yer hakkında iki söylenti vardır: Kimilerine göre Gönen’de Çarşı Camii’nin arkasındaki evde, kimilerine göre de Gönen’e üç kilometre uzaklıktaki “Karalar Çiftliği”nde dünyaya gelmiştir. Kendinden on yaş büyük ablası Güzide Hanım’dan alınan bilgilere göre, Ömer Seyfettin Gönen’deki evlerinde dünyaya gelmiştir.ömer-seyfettin 1

Babası Binbaşı Ömer Şevki Bey ve ailesinin Kafkas Türklerinden olduğu bilinmektedir. Dedesi hacca gitmek niyetiyle Kafkasya’dan İstanbul’a gelmiş, birlikte getirdiği oğlu Ömer’le kızı Fatma’yı Sultantepesi Şeyhi’ne emanet ederek Kâbe’ye gitmiş, orada ölmüştür. Ömer Seyfeddin’in halası sonradan şeyhin oğlu Sivas Paşası Cemal Paşa ile evlenmiş, babası orduya intisap ederek binbaşılığa kadar yükselmiştir. Yazarımız “Kaşağı” adlı hikâyesinde babasını “sert bir adam ” olarak tasvir etmektedir.

Hikâyecimizin annesi Fatma Hanım ise İstanbul’un tanınmış ailelerinden birine mensuptur. Anne babası İsfendiyar oğullarından Ankaralı topçu kaymakamı Mehmed Bey’dir. Ömer Şevki Efendi bu aileye iç güveysi olarak girmiştir. Ömer Seyfeddin’in nüfus kaydı, dedesinin Kocamustafapaşa’daki konağına göre çıkarılmıştır. Harbiye Mektebindeki künyesinde “Ömer oğlu Ömer Seyfettin Kocamustafapaşa -1299/1884–1319–489 piyade kaydının altında “Gönen-Karaca” notuna yer verilmiştir.

Ömer Seyfettin’in ilk çocukluk yılları, kışın “And” hikâyesinde anlattığı Gönen’deki büyük bir bahçe içinde köşk tarzında yapılmış bir çiftlik evinde geçer. Daha küçük yaşlarında en çok kâğıt kalem ile oynamayı her oyundan fazla seven Küçük Ömer henüz dört yaşında iken mektebe başlamıştır. Tanınmış hikâyeci mektep hayatını “And” isimli hikâyesinde anlatır.

Gönen’den sonra Ayancık’ta tahsiline devam eden Ömer bu mektepteki hatıralarını da“Falaka” isimli hikâyesinde canlandırmıştır. Bu okulun o sıralarda “Raşit Efendinin Mahalle Mektebi” diye adlandırıldığı tespit edilmiştir. Yazarın doğum yerinde yedi, Ayancık’ta ise üç yıl kaldığı sanılmaktadır. Çocuk bu okulda biraz başına buyruk, oldukça da sert bir eğitimle yetiştirilmiştir. Bu eğitimin onun hayatında derin izler bıraktığı kaleme almış olduğu hikâyelerinden de anlaşılmaktadır.

Ayancık’ta, Küçük Ömer’in öğrenim hayatının  iyi gitmediğini, gören ailesi, eğitimini tamamlaması için İstanbul’a getirirler. Annesiyle beraber İstanbul’a gelen Ömer Seyfettin Aksaray’ın Yusuf Paşa semtindeki Mekteb-i Osmaniye’ye devam etmiş oradan da Eyüp’teki Baytar Rüştiyesine geçmiştir. Bu okulun yatılı bölümü dört şubedir. Bu şubelerden biri yalnız subay çocuklarının kabul edildiği “Sınıf-ı Mahsus”tur. Ömer’i de bu sınıfa almışlardır. Zira bu sınıftan mezun olan öğrencilerin doğrudan “Kuleli Askeri Lisesi”ne kabul edilme gibi bir özelliği olduğu bilinmektedir. Ömer Seyfettin’in Baytar Rüştiyesindeki öğrencilik yılları hakkındaki bilgileri, sınıf arkadaşı Aka Gündüz’ün anılardan öğreniyoruz.

Yunan muharebesinin sona erdiği sıralarda Ömer Seyfettin ve bazı arkadaşları “Osmanlı Dram Kumpanyası”nın temsillerine devam etmişlerdir. Bu temsiller Ömer Seyfettin’i fazlasıyla etkilemiş olmalıdır ki, Aka Gündüz O’nun daha okul sıralarındayken piyesler yazdığını, kendisini de yazması için teşvik ettiğini belirtmektedir.

Askeri Baytar Rüştiye’sini 1896’da bitirir, Lise öğrenimi için Kuleli Askeri Lisesi yerine, arkadaşı Aka Gündüz’le birlikte “Edirne Askeri İdadisi”ni tercih ederler. Ömer, Edirne Askeri İdadisi’ni 1900 yılında bitirir. Yayınlanan ilk yazısı sayılan “Yâd” adlı şiiri o sırada İstanbul’da çıkmakta olan “Mecmua-i Edebiyye”nin 14 Şubat 1900 tarihli 16.sayısında basılmıştır. İdadi’de geçirdiği yıllar içinde gelişmiş, yazarlıktaki yeteneği de ortaya çıkmaya başlamıştır.

İstanbul’a dönen Ömer Seyfettin “Mekteb-i Harbiye-i Şahane”ye kaydolur. Bu okuldaki sert askerlik havası, onun kişiliğinde ve davranışlarında ilk belirtilerini göstermektedir. Şahsında görülen mert, yiğit, güçlü, erkek tipi bir süre sonra yazmaya başlayacağı hikâyelerine de aksedecek, kahramanlarından bazılarında bu özellikler yaşatılacaktır.

ömer-seyfettinMakedonya’nın karışması üzerine, 1310 lular “Sınıf-ı Müstacele” sayılarak imtihansız mezun edilir. Bu arada Harbiye’yi bitiren Ömer Seyfettin’de 22 Ağustos 1903’te Piyade asteğmeni rütbesiyle kura çeker ve merkezi Selanik’te bulunan 3. Ordu’nun İzmir Redif Fırkasına tayin olur. ”İhtiyarın Tenezzühü” adlı ilk hikâyesini d Harp Okulu öğrencisi iken yazmıştır. İzmir’e gider, Kuşadası’ndaki redif taburuna gönderilir. Ömer Seyfettin, İzmir ve yöresindeki yerleşim merkezlerinde yaklaşık olarak beş yıl kadar kalmıştır.

Kuşadası ve İzmir’de yazdığı şiir ve hikâyeleri daha sonra Selanik’te yayınlanmakta olan “Çocuk Bahçesi” ve “Kadın” dergilerinde de şiirleri yayınlanacaktır. Ömer Seyfettin’in Sade Türkçeye eğilimi de İzmir’de başlamıştır. Yazdığı şiirlerde ve yazılarda “Süheyl Feridun, Ç. Kemal, C. Nazmi, A. H. Perviz, M. Enver, Enver Perviz, Tarhan, Şit, Camasb, Ayas” takma adlarını kullanmaktadır. Yine bu yıllarda Fransızcasını ilerletmeye çalışmaktadır.

Ömer Seyfettin, 1908 yılında İzmir’de açılan Jandarma Zabitan ve Etraf Mektebi öğretmenliğine ve Jandarma mekteplerini kurmak üzere Anadolu’ya gelmiş olan İtalyan General Degiorgis’in mihmandarlığına atanmıştır. Çakırcalı Efe ve benzerleri de bu yıllarda İzmir ve dolaylarını haraca kesmektedirler. İşte Ömer Seyfettin, “İzmir’in İşgali” sırasında yazacağı “Yalnız Efe” romanının ilk malzemesini bu sırada toplamaya başlamıştır. Ömer, Yakup Kadri’den başka, Baha Tevfik, Şehabettin Süleyman, Türkçü Necip gibi İzmirli gençlerle yine bu yıllarda tanışmış, yazarlığının gerçek hazırlık devresine girmiştir.

Bu sırada Teğmenliğe yükselmiş ve meşrutiyetin ilanı üzerine de 3.Ordu’nun Selanikte’ki nizamiye taburlarına nakledilir.Bir müddet sonra Bulgaristan hududundaki muhtelif yerleşim merkezlerinde vazife görmüştür.

Bütün bu gezdiği yerlerde Balkan kavimlerinin milliyetçilik ve İstiklal mücadelelerini yakından takip eden Ömer Seyfettin’de bu hareketlere karşı milli bir reaksiyon uyanmış, hikâyelerindeki sağlam ve şuurlu milliyetçilik duygusunun gelişmesinde şahit olduğu gözlemleri ve yaşadığı hadiselerin etkili olduğu bilinmektedir.

Ömer Seyfettin’in asıl edebi faaliyeti “Yeni Lisan” isimli makalesini yazdığı 29 Mart 1327(1911) de çıkan “Genç Kalemler mecmuası”nda başlamıştır. Bu makale yazarın hem dil ve edebiyat kültürünü, hem de milliyetçi görüşlerini meydana koyması bakımından çok mühimdir. Buradaki Türkçe anlayışı o zamandan beri Türk dili üzerine ileri sürülen fikirlerin en doğrusudur. ”Genç Kalemler” İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin yayın organıdır. Ömer Seyfettin’de bu cemiyete girer. Ancak o hiçbir zaman tam bir partici olmamıştır. Olaylara uzaktan bakan, sanat ve fikir konularına daha yakından ilgi duyan, taşkınlıklara katılmayıp olayları yazılarında aksettirmekle yetinen bir yazardır.

Ömer Seyfettin’in, hikâyeci şahsiyetinin gerçek belirtisi olan “Bahar ve Kelebekler” hikâyesi de Genç Kalemlerde yayınlanmıştır. Milli Edebiyat akımının ilk öncü hikâyesi sayılan “Pamuk İpliği” adlı eseri Genç Kalemlerin dördüncü sayısında çıkmıştır. Bunu “İrtica Haberi” ve “Bomba” hikâyeleri izlemiştir. Selanik’te yayınlanan ilk hikâyesi “Primo-Türk Çocuğu ”dur. Bu, savaşın millet hayatında meydana getirdiği sarsıntıları, acıları, ve yıkıntıları dile getirdiği, milliyetçilik ülküsüne bağlılığı işleyen hikayelerinden biridir.

“Genç kalemler” mecmuasında Ali Canip bilhassa Ziya Gökalp gibi kuvvetli ideal arkadaşları ile beraber çalışan Ömer bir aralık istifa ederek tekrar orduya dönmüş, Balkan savaşında bulunmuştur. Karamanova’da Sırplar’a, Yanya’da Yunanlılara karşı savaşmış Yanya’da esir düşmüş bir yıl kadar Yunanistan’da kalmıştır. Esaret hayatında hikâye yazmaya devam etmiş ve onun bu hikâyelerini Ali Canip “Halka Doğru, Türk Yurdu, Zekâ” mecmualarında neşretmiştir.

Balkan savaşından sonra askerlik mesleğinden istifa etmiş ve İstanbul’a gelmiştir. Türk Sözü mecmuasında başmuharrir olarak çalışmış ve geniş bir neşriyat hayatına atılmıştır. Aynı yıllarda İstanbul’da Kabataş Sultanisi’nde ve İstanbul Erkek Muallim Mektebi’nde edebiyat hocalığı yapmıştır. 1913’ten sonra hikâyecilikte çok velud bir devreye girmekle beraber sade lisan davasına da ısrarla devam etmiş, Türk Sözü mecmuasında kurulan Bilgi Derneği ismi altında toplanan genç edebiyatçıların başında bilhassa Servet-i Fünun’culara karşı ciddi bir mücadeleye girişmiştir. Makalelerini ve hikâyelerini başyazarlığını yaptığı Türk Sözü mecmuasından başka, Büyük Mecmua, Diken Dergisi, Vakit Gazetesi, Zaman Gazetesi gibi mecmua ve gazetelerde neşretmiştir. 1915’te daha iyi çalışmak için rahat ve düzenli bir yuvaya, aile hayatına duyduğu ihtiyaç artar. Doktor Besim Ethem Bey’in kızı Calibe Hanımla evlenirler. Aralık 1916’da Fahire Güner adlı bir kızları olur ancak evlilikleri uzun sürmez ve bir yıl sonra boşanırlar.

Bu hummalı faaliyet devresi sonunda genç yaşta amansız bir hastalığa yakalanmış 6 Mart 1920 de vefat etmiştir. Önce Kadıköy mezarlığına gömülmüş ise de sonradan naaşı Asri Mezarlığa nakledilmiştir.


 

Kaynak:

1.      Seyit KARAALİOĞLU,  Türk Edebiyatı Tarihi, Cilt 3, İnkılâp ve Aka Kitapevleri, 1982.

2.      Hülya ARGUNŞAH, Hikâyelerden Seçmeler (Ömer Seyfettin), MEB Yayınları, Ankara, 2008.

3.      Mustafa MİYASOĞLU, Bir Dünya Yazarı Ömer Seyfettin, Sempozyum Bildirileri, İstanbul, 22 Ekim 2011.

4.      Doğumunun 100.yılında Ömer Seyfettin (Türk fikir ve sanat adamları dizisi),Atatürk Kültür merkezi Yayını. TTK Basımevi 1992.

5.      Nihat Sami BANARLI, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, Devlet Kitapları Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1976.

TSK Mehmetçik Vakfı

Yorum yazın !

Add your comment below. You can also subscribe to these comments via RSS

“Türk Milletinin dili, Türkçedir. Türk Dili dünyanın en güzel, en zengin ve en kolay dilidir.”

You can use these tags:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong> 

This is a Gravatar-enabled weblog. To get your own globally-recognized-avatar, please register at Gravatar