Başyazı »

Yorum Yap |

Pekin’deki Yasak Şehir, tarih boyunca 24 Çin imparatorunun sarayı oldu. Fakat yüzyıllardır, Moğol imparatoru olan Kubilay Han’ın, 13. yüzyılda Pekin’deki sarayının yeri bir sır olarak kalmıştı. Yeni çalışmalar sırasında, Kubilay Han’ın kurduğu Yuan Hanedanlığı’nın sarayına ait …

Read the full story »
Kütüphane

E-kitap olarak sunulan kitapların tamamı tanıtım amaçlıdır. Telif hakkı olduğunu düşündüğünüz eserleri bize bildirebilirsiniz.

Kültür&Sanat

Tarihin başlangıcından günümüze kadar Türklerin dünya medeniyetine kazandırdıkları

Belgeseller

Kadim Türklerle ilgili pek çok bilinmeyene ışık tutan birbirinden güzel belgeseller

Arkeoloji

Yerli ve yabancı araştırmacıların gerçekleştirdikleri arkeoloji çalışmaları

Duyurular

Türk tarih araştırmalarında son gelişmeler, konferanslar, sempozyumlar

Anasayfa » Hocalarımız, Türkiye

Prof.Dr. Abdulkadir İnan

Bugün şamanizm ve eski Türk dini üzerine ne okuyacak ne yazacaksanız Abdülkadir İnan’ın rahle-i tedrisinden geçmekten başka yol bulamazsınız.


Abdulkadir İnan, 29 Kasım 1889’da Başkurdistan’ın Çıgay Köyünde doğmuştur. Bu bölge sonradan Ekaterinburg diye adlandınlmıştır. Babası Çelebi çevresi Başkurtlarından Ulu Katay boyunun Kazbörü (Gazi Börü) kolundan Süleyman Efendi oğlu İmam Musaffa Efendi, annesi Zekiye Hanım’dır. Soylu, köklü, muhafazakâr bir aile içinde yetişen Abdulkadir Bey’in asıl adı Fethulkadir’dir. Ailesi 1864 yılına kadar konar-göçer olarak yaşamışlar, iskân edildikten sonra da yaylaya çıkma geleneklerini sürdürmüşlerdir. Zengin ve canlı bir kültüre sahip oluşu böyle bir aileden gelmiş olmasına bağlanabilir. 1914’te Yüksek Muallim Mektebi‘nden mezun olduktan sonra 1915’te Bütün Rusya Müslümanları’nın Mahkeme-i Şer’iyye Kurulu önünde dinî ilimlerden imtihan vererek müderris ünvanı ve şehadetnâmesini almıştır. 1915-1923 yılları arasında muhtelif Başkurt ortaokullarında öğretmenlik yapmıştır. (Cunbur, 1996, 155) Öğretmenliği sırasında yurdunun Ruslar tarafından istilâ edilmesi üzerine başlatılan Başkurdistan millî mücadelesine katılmış, bu hususta çok önemli hizmetler yapmıştır. 1919’da Başkurdistan Maarif Vekâleti’nin İlim Heyeti’ne Baş a’zâ seçilmiş, aynı yıl ve 1920’de Petersburg kütüphanelerinde araştırmalarda bulunmuş, hassaten Türklükle ilgili eserleri memleketine getirmiştir. 1921’de Taşkent’deki Kazak-Kırgız ortaokulunda, Abdülkadir Cılkıbay (Yılkıbay) adıyla müdürlük ve öğretmenlik almış, bir süre sonra Yese şehrindeki yedi sınıflı bir ilkokula Kazak öğretmeni olarak atanmış, başka bir adla da diğer bir okulda Tarih Öğretmeni olarak çalışmıştır. (Cunbur, 1996, 156)

Resuliye Okulu Müdürü Abdurrahman Resuli ve Rusya Türkleri’nin ünlü yazarı, Muallim dergisi yayıncısı Hasan Ali Efendi’nin özendirmesi ile Türk folkloru konusunda çalışmaya başladı. Önceleri yalnızca Başkurt folkloru ile uğraşan İnan, 1914’ten itibaren Prof .Z. Velidî’nin öğüdüne uyarak Altay, Kazak-Kırgız, Özbek ve diğer Türk boylarının folklor ve etnografyası, destanları, millî gelenek ve inançları üzerinde çalışan A.İnan özellikle Şamanizm ve Manas Destanı üzerine derin incelemeler yapmıştır. Mesleki ve ilmi çalışmaları nedeniyle Leningrad (Petersburg), Taşkent, Semerkand, İran, Afganistan, Hindistan, Paris, Berlin gibi Türkoloji’nin önemli kaynaklarının bulunduğu yerleri gezerek araştırmalarının yapması ona daha sonraki çalışmaları için sağlam bir zemin hazırlamıştır. 1923’te Zeki Velidi Togan’la Asya’daki Türklerin yaşadığı bölgeleri dolaşmış, örf-adet, gelenek, inançlarını bizzat öğrenirler. Abdulkadir İnan folklor, Türk tarihi ve etnografyası, dinleri, inançları ve filolojisine dair 300 kadar ilmi eserden ibaret zengin bir miras bırakmıştır. ( Cumakunova, 1996, 149)

Bu arada 19 Şubat 1919’da Sovyetlerle Başkurtlar barış imzalamışlardır. Türkistan’da Sovyetler aleyhine, Enver Paşa’nın katıldığı Basmacılar hareketi sırasında Başkurdistan Sovyet yönetimi altına alınmış, ordusu dağıtılmıştır. Enver Paşa’nın Basmacılar hareketine katıldığını duyan Türkistan Millî Birlik Komitesi’nin gizli üyelerinden Zeki Velidî Togan’la Abdülkadir İnan’ın birlikte mücadeleye atıldıklan görülür. Zeki Velidî Bey 1921 yılı başlarındaki olayları Hatıralar’ında şöyle anlatır:

Bu herc ü merc arasında eski arkadaşım Abdulkadir İnan ve başka arkadaşlar, Kazakistan’dan Semerkand’a ve oradan da Karakul Bey’in yanına geldiler. Abdülkadir (Fethülkadîr), 1920’de Başkurdistan’dan kaçtıktan sonra Kazakistan’da, bilhassa Arka denilen Orta Kazakistan’da dolaşmış ve hep cemiyetimizin işini görmüştü. Şimdi onun benim yanıma gelmesi, benim için bir destek olmuştur. O, İran, Afganistan, Hindistan, Avrupa ve Türkiye seyahatlerini benimle birlikte yapmıştır.

Avrupa’daki ikametleri bir buçuk yıl sürmüştür. Temmuz 1925’te İstanbul’a gelmiştir. (Cunbur, 1996, 156)

1925 yılında Profesör Zeki Velidi Togan ile birlikte Türkiye’ye geçtiği zaman İnan’ın adı biliniyor, ilmi çalışmalarından birçok kimsenin haberi vardı. Abdulkadir İnan’ın, Arapça, Farsça, Rusça, Almanca ve bütün Türk dillerini iyi bilmesi geniş çaplı bibliyografyadan istifade edebilmesine, kopuk kalan edebi ve kültürel çevreler arasında belli bir bağlantı kurabilmesine, bu bağlantıyı çalışmalarında kullanmasına sebep olmuştur.

Abdülkadir İnan, 1926’dan itibaren İstanbul Türkiyat Enstitüsü‘nde Prof. Köprülü’nün asistanı olarak çalışmağa başlamıştır. Türkiyat Enstitüsü’ndeki asistanlığı sırasında yazdığı Dede Korkutla ilgili incelemeleri Türkiyat Mecmuası’nda yayınlanmıştır. Yeni Kafkasya dergisinde Türkistanlı, Türkmen, Abdülkadir İdiloglu imzalarıyla çıkmış yazıları vardır. I927’de Zeki Velidî Togan’la birlikle Yeni Türkistan adlı mecmuayı çıkarmışlar, bu dergide müstecar isimlerle makaleler yazmışlardır.

1928’de Halk Bilgisi Haberleri adlı dergiyi yayımlamıştır. I929’da Erzurum, Erzincan ve Hasankale’ de folklorik bir araştırma gezisine çıkmış, bu geziye eşi Müşfika Hanım da yardımcı olmuş, çok zengin folklorik malzemeyle dönmüşler, gezi raporunu bir kitap halinde bastırmıştır. 1930’da Gaziantep ve dolaylarında derlemeler yapmış, bunları Halk Bilgisi Haberleri, Türk Hukuk ve İktisat Tarihi ile Azerbaycan Yurt Bilgisi adlı dergilerde yayımlatmıştır. 1932 sonuna kadar Türkiye Halk Bilgisi Derneği‘nin ilmî komisyon üyesi olmuştur.(Cunbur, 1996, 158)

Türk Dili Tetkik Cemiyeti Umumî Kâtibi Ruşen Eşrefin, Maarif Vekili Reşit Galib’in gönderdikleri resmi yazılar üzerine bu görevinden ayrılıp, 6 Şubat 1933’te Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nde ihtisas kâtibi olarak çalışmalarına başlamıştır. Aynı yıl Atatürk tarafından kabul edilmiş, 1933 güzünden 1938’e kadar Atatürk’ün fikirlerinden yararlanmak için sık sık Çankaya’ya davet ettiği, takdir ve iltifatlarda bulunduğu bir ilim adamı olarak temayüz etmiştir. Atatürk’ün yemek sohbetlerinde bulunmuştur. Abdülkadir Bey’in bilhassa Türk Dil Kurumu’nun ilmî komisyon ve Kılavuz Kolu’ndaki çalışmalannı takdirle izleyen Atatürk, 1935 yılında Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ni kurarken onu çağırmış, bizzat “Sen bu Fakülte’de Doğu Türk lehçelerini tetkik edecek ve ders vereceksin, seni profesör yapacağız” demiştir.

18.1.1936’dan 1944 yılına kadar Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde Profesör ünvan ve kadrosuyla ders veren Abdulkadir Bey’in 1944 yılı sonlarında unvan ve kadrosu kaldınlmıştır. Bu olayı sukunetle karşılayan Abdulkadir İnan, hiç şikâyet etmeden Kutadgu Bilig’den parçalar ve Kazakçayı okutmasını sürdürmüştür.

Abdulkadir İnan, 1955 yılına kadar bazen tercüman, bazen okutman, sanı-nm son yıllarda da öğretim görevlisi Unvanı altında derslerine devam etti. 1955 yılmda fakülteyle ilişkisi tamamen kesildi. Bu arada TDK’unda Başuzman olarak çalışan Hocamız bu görevinden 1961’de ayrılmak mecburiyetinde kalmıştır.

Bir süre Diyanet İşleri Müşavere Heyeti‘nde ilmî eserleri inceleme çalışmalarında bulunan A.Inan, bir trafik kazası geçirdi ve bu görevinden de ayrıldı. Bir süre aslî üyesi olduğu Türk Tarih Kurumu’nda çalıştı. 1964 Nisanında kurulan Türk Kültürünü Araştırma Enstilüsü Bilim Kurulu’nda üyelik yaptı. Türk Kültürü Dergisi’nin yayınlanmasında görev aldı.

Eşi öğretmen Müşfika Hanım, oğlu Orman Yüksek Mühendisi Mustafa Yaşar Bey, gelini ve torunlan arasında geçen tertemiz aile hayatı, 1976 Ekimi’nin ilk akşamı sona ermiştir. Dostlarının, ülkü arkadaşlarının, birkaç talebesinin katıldığı mütevazı bir törenle bu büyük ilim adamı 3 Ekim 1976 günü Hacı Bayram Camii’nde kılınan öğle namazını müteakip Karşıyaka Mezarlığında ikinci vatanının çok sevdiği topraklarına verilmiştir. ( Cunbur, 1996, 157)

Son yazıları Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu Belletenleri ile T.K.A.E.’nin Türk Kültürü adlı dergisinde yayımlanmıştır. Kitap halinde bastırılan eserlerine gelince:

Samoyloviç’ten çevirdiği “Türkistan San’atkârları Risalesi” 1929’da, “Birinci Ilmî Seyahata Dair Rapor” 1930’da, Türkoloji Ders Hulasalan” 1936’da, Güneş-Dil Teorisi üzerine Ders Notları, Türkoloji II” aynı yılda, Ebu’l-Gazi Bahadır Han’ın “Şecere-i Terakime”sine yazdığı önsöz 1937’de, Vladimirtsov’dan çevirdiği “Moğolların İçtimaî Teşkilâtı, Moğol Göçebe Feodalizmi” 1944′ te, “Tarihte ve Bugün Şamanizm Materyaller ve Araştırmalar” 1954’te, “Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Tercemeleri Üzerinde Bir İnceleme”, 1961’de, “Hurafeler ve Menşeleri”, J962’de, “Manas Destanı”, 1972’de, “Eski Türk Dini Tarihi” 1976’da, çeşitli dergilerde çıkan 300 den fazla makalesinden bir kısmının Prof. Saadet Çağatay ve Prof. Hikmet Tanyu tarafından toplandığı “Makaleler ve İncelemeler’ in ilk cildi 1968’de, ikinci cildi 1991 ‘de yayımlanmıştır. Barthold’dan çevirdiği “Türkmen Tarihi” ile ilk eseri olan 1919’da yazdığı “Salavat Batır” adlı piyesi basılmamıştır. ( Cunbur, 1996, 157)

 Onun kesinlikle taviz vermediği tek konu vatan ve millet meseleleriydi. Hak bildiği hususlarda tek başına da kalsa açıklama yapmaktan çekinmezdi. Buna bir örnek olarak Atatürk’ün son yıllarında “Milletin diline ve musikisine tabiî akışı dışında bir yön verilmeyeceği” konusunda yaptığı açıklama gösterilebilir. Sonradan Ahmet Cevat Emre de bu hususu Atatürk’ün Tarih Tezi’yle ilgili olarak yazdığı küçük kitabında teyit etmiştir.

İmanlı bir büyük Türkçüydü. Türk bayrağının hür ve müstakil olarak dalgalandığı son vatan parçası olarak Türkiye’ye yürekten bağlıydı. Vatan ve millet bütünlüğünü parçalayıcı hadiseler, şahsi dertlerinden daha çok ve daha derinden hocamıza tesir ederdi. O bizlere yalnız Türkoloji dersi değil, kaybedilen vatan ve millet birliğinin arkasından, insanların nasıl çaresiz kalacağını, kaybedileni kazanmak için ne büyük bir mücadele verilmesi gerektiğini de öğretti.

Başlıca Eserleri

350 kadar ilmî eseri bulunan Prof. Abdulkadir İnan’ın etnografya, Türk Tarihi, Türk Lehçeleri ve Türk Filolojisine,Türklerin Millî Hayatına ve Dış Türklerin Mücadelelerine dair yazıları kadar, onun, Türklerin Dinleri ve inançlarına, Dînî Folklora dair de değerli eserleri vardır.Bu eserde onun şimdiye kadar yayınlanmamış Türk Dinî Tarihi’ne ait uzun bir makalesi ile, mevcudu azalmış Eski Türk Dini
ile ilgili Türk Şamanizmine ve “Hurafeler Ve Menşeleri”ne dair önemli broşürü birlikte sunulmaktadır.

E-kitap


İçindekiler:

I. Tarihte şamanizm

II. Dünyanın ve insanların yaradılışına dair efsaneler

III. Tufan efsanesi

IV. Dünyanın sonu-kıyamet (kalgançıçak)

V. Tanrılar ve ruhlar

VI. Şamanizmde put-fetişler

VII. Yer-su tanrıları


I. Bölüm: Türk Kavimleri

II. Bölüm: Destanlar

III. Bölüm: Folklor

IV. Bölüm: İnançlar ve Akideler

V. Bölüm: Arkeoloji ve Tarih

VI. Bölüm: Kelime İzahları

TSK Mehmetçik Vakfı

2 Yorum »

  • Haluk dedi ki:

    1944 yılında İnönü tek karar verendi. A. İnan hocanın görevine son vermiş olması affedilmez bir vatan hainliğidir.

    • Genel TÜRK Tarihi dedi ki:

      Maalesef Abdulkadir İnan gibi birçok Türkçü aydın 1944’te uğradıkları baskı sonucu Türkiye’de inanılmaz sıkıntılar çekmişlerdir.Ulu önder Atarük’ün hazır olmamızı vasiyet ettiği Sovyetlerin dağılması hadisesine hazırlıksız yakalanmamız ve tüm Türk dünyası ile bugün bile beklenen ilişkilerin gelişmemesinin nedenleri altında 1944 davası yatar.

Yorum yazın !

Add your comment below. You can also subscribe to these comments via RSS

“Türk Milletinin dili, Türkçedir. Türk Dili dünyanın en güzel, en zengin ve en kolay dilidir.”

You can use these tags:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong> 

This is a Gravatar-enabled weblog. To get your own globally-recognized-avatar, please register at Gravatar