Başyazı »

Yorum Yap |

Pekin’deki Yasak Şehir, tarih boyunca 24 Çin imparatorunun sarayı oldu. Fakat yüzyıllardır, Moğol imparatoru olan Kubilay Han’ın, 13. yüzyılda Pekin’deki sarayının yeri bir sır olarak kalmıştı. Yeni çalışmalar sırasında, Kubilay Han’ın kurduğu Yuan Hanedanlığı’nın sarayına ait …

Read the full story »
Kütüphane

E-kitap olarak sunulan kitapların tamamı tanıtım amaçlıdır. Telif hakkı olduğunu düşündüğünüz eserleri bize bildirebilirsiniz.

Kültür&Sanat

Tarihin başlangıcından günümüze kadar Türklerin dünya medeniyetine kazandırdıkları

Belgeseller

Kadim Türklerle ilgili pek çok bilinmeyene ışık tutan birbirinden güzel belgeseller

Arkeoloji

Yerli ve yabancı araştırmacıların gerçekleştirdikleri arkeoloji çalışmaları

Duyurular

Türk tarih araştırmalarında son gelişmeler, konferanslar, sempozyumlar

Anasayfa » Başyazı

Rüzgârlar ve Türkler

İhtimal o ki, İdi-Nisibu, kutsal Yada taşını kullanabilen, sihirbaz, kudretli biri idi. Türk mitolojisinin üstatlarından Bahaeddin Ögel, eski Türklerin, rüzgâr yapma eylemini kudretli bir insana vermiş olmalarına dikkat çeker. Lakin bu kudretli insan, Yaz ve Kış Tanrılarının kızlarıyla evlenmiştir. Böylece, gezegensel zamana, mevsimlere ait bir başlangıçla başlar öykü. İdi-Nisibu, rüzgârları, yaz ve kışı, bunların haricinde gece ve gündüzü de belirler ve onlara hükmederdi. Oğuz Han destanında, destana ismini veren hakan, gök ve yerin simgeleri olan kızlarıyla evlendikten sonra, eski Türklerin deyimiyle söyleyelim, bu hatunlardan, Gök, Gün, Ay, Deniz, Dağ, Yıldız gibi adları olan çocukları doğmuştur. Oğuz Han’ın çocukları ile torunlarının sayıları aslında ‘takvim rakamları’ndan başka bir şey değildir. Böyle düşünür, Ögel hocamız. Yerleşik toplumun en görkemli örneği antik Yunan’a ait mitoloji ile göçebe toplumun güçlü temsilcisi Göktürklerin mitolojisi arasındaki benzerlik şaşırtıcı değil midir? Göksel başlangıç, birer oğul ve kız olarak göksel cisimler ve olaylar.

Eski Türk mitolojisinin benzeri Güney Sibirya efsaneleri de iki mevsim üzerine kuruluydu. Buryatlara için, Yağmur ve Rüzgâr Tanrıları, yaz ve kış olarak iki mevsimde ortaya çıkıyorlardı. Bunlar ilkbahar ve Sonbahar rüzgârlarıydı. Bahaeddin Ögel’e göre, Sibirya’da bahar ve sonbahar yok denecek kadar kısa sürdüğü için, yaz ve kış rüzgârları ilkbahar ve sonbahar olarak ifade edilmişti. Buryatların Rüzgâr Tanrısı Zada da yağmur getiren rüzgârın ruhudur. Hafif ve ılık esen, her an yön değiştiren türe giren yağmur rüzgârları otlakların susuzluğunu giderirdi. Ama sonbahar rüzgârları kuşları ve kazları getirirdi. Bu yüzden Güney Sibirya Türkleri, bu kuşlara rüzgâr kuşları derdi. Buryatların Rüzgâr Tanrısı Zada’nın Türkçedeki ‘Yada’ sözcüğü olduğunu öğrendiğimde şaşkınlığım sınıra ulaşmıştı. Ama bu Yada, rüzgâr taşı veya yağmur yağdıran taş olarak Yada’dır. Kim bilir, belki de bir o yana bir bu yana esen yel gibi, işin bir o yanını bir bu yanını anlatan ya da sözcüğünün de Rüzgâr Tanrısı ile bir ilişkisi vardır. İlişkisi olmasa bile Rüzgâr Tanrısının insan zihnindeki esintisi olarak bakılabilir, bir o yana bir bu yana esen insan ruhunu anlatıyordur ya da anlatmıyordur denebilir.

Bozkırdaki taşların üzerine kazınmış yazıtlarda bölük pörçük kalmış Göktürk efsanelerine göre, Türklerin ataları bir zamanlar dağların başlarında ve karların içlerinde aç ve perişan bir halde yaşarmış. Yağmur yağdıran ve rüzgâr estiren kardeşlerden biri ateşi bulmuş ve Türkleri ısıtmış, onların yaşamlarını sürdürmeleri böyle mümkün olmuş. Yakut Türklerinde Rüzgâr Estiren Tanrı, yüksek dağların tepelerinde oturur, burada uyur, kalkar ve gezinirdi. Bazen ıslık çalar, bu ıslık buzullara çarpar, onların üzerindeki soğuk havaları toplar ve rüzgâra dönüşürdü. Bu yüzden Yakutlar, dağların tepelerinde yüksek sesle konuşmazlardı. Kimi Yakutlar, Rüzgâr Tanrısına Dağ-Toyunu yani Dağların Efendisi derdi. Dağ Toyunu yüksek seslerden ve bu seslerin yankılarından hiç hoşlanmazdı. Böyle bir şey işitince derhal fırtınalar gönderip öfkesini ifade ederdi.

Bu inanışları, eskilerin, eski Türklerin rüzgârla kurdukları uyumlu ilişki olarak düşünmek gerekir. Karşılaşan iki insanın birbirinin elini sıkması ne kadar boş inan ise rüzgârın estiği yüksek dağlarda, sessiz kalmak da o kadar boş inandır. Eskilerin doğayla, kopmaz bir ilişki halinde yaşadıklarını ve bu ilişkiyi kuruluş efsanelerinin baş köşesine kazıdıklarını gösterir. Tokalaşmak veya öpüşmek nasıl ki simgesel bir uyum ve dostluk eylemidir, sessizce rüzgârın sesini dinlemek de öyle sayılmalıdır.

Eski Türklerin rüzgâr anlatıları sonsuz sayıdadır. Asya’nın kuzeyinde yaşayan veyahut da oraya sığınan Yakut Türkleri, dünyanın dört köşesinde büyük rüzgâr hazineleri olduğunu anlatırdı. Zaman zaman bu rüzgâr hazineleri açılır, dünya rüzgâr içinde kalırdı. Üstelik bu hazinelerin hepsi birden açılmazdı. Bazen bir yönden, bazen öteki yönden rüzgâr açılmalarıyla, böylece farklı yönlerden esen rüzgârlar meydana gelmiş olurdu. Rüzgâr bir hazinedir.

Özcan Yüksek

Atlas Dergisi Eylül 2009,sayı 199

 

TSK Mehmetçik Vakfı

Yorum yazın !

Add your comment below. You can also subscribe to these comments via RSS

“Türk Milletinin dili, Türkçedir. Türk Dili dünyanın en güzel, en zengin ve en kolay dilidir.”

You can use these tags:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong> 

This is a Gravatar-enabled weblog. To get your own globally-recognized-avatar, please register at Gravatar