Başyazı »

Yorum Yap |

Pekin’deki Yasak Şehir, tarih boyunca 24 Çin imparatorunun sarayı oldu. Fakat yüzyıllardır, Moğol imparatoru olan Kubilay Han’ın, 13. yüzyılda Pekin’deki sarayının yeri bir sır olarak kalmıştı. Yeni çalışmalar sırasında, Kubilay Han’ın kurduğu Yuan Hanedanlığı’nın sarayına ait …

Read the full story »
Kütüphane

E-kitap olarak sunulan kitapların tamamı tanıtım amaçlıdır. Telif hakkı olduğunu düşündüğünüz eserleri bize bildirebilirsiniz.

Kültür&Sanat

Tarihin başlangıcından günümüze kadar Türklerin dünya medeniyetine kazandırdıkları

Belgeseller

Kadim Türklerle ilgili pek çok bilinmeyene ışık tutan birbirinden güzel belgeseller

Arkeoloji

Yerli ve yabancı araştırmacıların gerçekleştirdikleri arkeoloji çalışmaları

Duyurular

Türk tarih araştırmalarında son gelişmeler, konferanslar, sempozyumlar

Anasayfa » Arkeoloji, Başyazı

Taş Suretler

balbal-genelturktarihi-net

Orta Asya bozkırının konargöçerleri, yerleşik düzenli halklardan farklı bir dünya görüşüne sahipti. Sözgelimi onlar ölülerini son uykularına yatıracakları, yerleşme yerlerinin dışındaki sıkışık ve hüzün verici mezarlık anlayışına sahip değildi. Öteki dünyanın varlığına inanıyor ve mezarlarında ölüye bir bakıma yaşam sunuyorlardı. Ölenin atı, silahları, günlük hayatta kullandığı kimi eşyaları ve takıları da mezara konulurdu. Hatta bazı kurganlarda ölünün yanında kadın ve hizmetkâr cesetleri de bulundu. Bunlar ölenle birlikte gömülmüş olabileceği gibi, aynı zamanda ölmüş ya da kendilerini öldürmüş de olabilir.

Bozkırda özellikle soylular için en yaygın mezar türü kurgandı. Bu tür mezarlarda, ölen kişinin önemine uygun olarak, genellikle ahşaptan gömü odasının üzerine taş ve topraktan bir yığma tepe yükseltiliyordu. Bunun üzerinde de ölen kişiyi temsil eden, kabaca insan biçimli heykeller dikiliyordu. Bu heykellere daha çok “taş baba” denmektedir.

Orta Asya’da özellikle Altay ve Tuva‘da İÖ 3. binyılın sonları ile 2. binyılın ilk yarısından beri yapılan bu taştan heykel biçimli mezar taşı (taş baba) anlayışı, Göktürk döneminin balballarından farklı. Balballar Göktürk soylularının hayattayken öldürdükleri düşmanlarını simgeliyordu. Örneğin, Orhun Vadisi‘ndeki Kül Tegin Anıtı‘nda yapılan kazılarda mezar ve çevresinde yüzlerce balbal bulundu. İnanışa göre, Göktürk savaşçısının öldürdüğü düşmanları, öbür dünyada onun hizmetinde olacaktır.

Taş babalar ise binlerce yıl mezar taşı olarak kullanıldı.

Göktürk devrinde giderek yaygınlaştı. Güney Sibirya, Moğolistan, Kırgızistan ve Kazakistan’da çok sayıda örnek bulundu. Bugün Kazakistan’da Alma Ata, Taraz (Cambul), Çimkent ve Atrar müzelerinde, Kırgızistan’da Bişkek‘teki “Memlekettik Tarikh Müzesi”, Burana Açıkhava Müzesi ve Issık Göl kıyısındaki Çolpan Ata ve Karakol‘da pek çok taş baba sergileniyor.

Bu insan heykelleri, 2.5 metreden 30 santimetreye değişen boylarda. Çoğu bıyıklı. Cepheden betimlenen figürlerin belden aşağı kısımları gösterilmiyor. Önceleri iki elleriyle karınları üstünde kap tutan silahsız figürlerin yerini, giderek belindeki kemere biri uzun, biri de kısa iki kılıç asılı silahlı figürler alıyor. Savaşçı sol eliyle silahlardan birini, sağ eliyle de küçük bir kap tutuyor. Kimi taşlarda yalnızca cepheden bir portreye yer veriliyor. Çoğunun kulakları küpeli. Giderek ayrıntılar önem kazanıyor örneğin kemer tokaları, yüzükler, kemer askıları ve giysi yakaları özenle gösterilmeye başlanıyor.

Çok geniş bir coğrafyaya yayılmış olmakla birlikte tüm bu taş babaların işlenişinde daima ikonografik bir kurallar dizisine bağlı kalınmış. Bu kurallar dizisi bizi İran Azerbaycanı ve nihayet “Hakkâri’nin çıplak kralları”na kadar getirir. 1998 yılında Hakkâri’de bulunan 13 adet taş stelde benzer özelliklerle karşılaşıldı. Bu, Avrasya bozkırına özgü ortak bir öteki dünya anlayışının ifadesi olmalıydı. Böylelikle Orta Asya ile Azerbaycan ve Doğu Anadolu arasında çok eski çağlara dayanan bir ilişkinin ilk kanıtları da ortaya çıkmıştı. Hakkâri’de ileriki yıllarda Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi ile Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nin ortaklaşa yapmayı tasarladığı geniş çaplı arkeolojik kazı ve araştırmalar, bu ilişkinin daha sağlam belgelerle kanıtlanmasını sağlayacaktır.

Günümüzde Moğolistan, Kazakistan, Kırgızistan’da çok sık rastlanan bu türde mezar taşları, Göktürk İmparatorluğu’nun yıkılışından sonra da kullanıldı. 12. yüzyıla değin sürüp giden bu anlayış, Oğuzların batıya yönelen büyük göçleri sırasında Anadolu’ya dek yayıldı. İslamiyetin resim yasağı nedeniyle biraz değişim geçirse de Doğu Anadolu’daki Müslüman Türk mezarlıklarında hâlâ sıkça karşılaşılan hançerli mezar taşları bu eski bozkır âdetinin bir devamı olmalı.

Kimi mezarlar taş levhalardan yapılmıştı ve oda biçimliydi. Bunlara çok sayıda ceset gömülüydü. Taştan bir duvarla çevrili bu mezarların önüne de yine çok sayıda “taş baba” dikilmişti. Ölen kişilere ait bir tür resimli mezar taşlarıydı bunlar.

 

Veli Sevin

Arkeoatlas

Sayı 102 / Eylül 2001

TSK Mehmetçik Vakfı

Yorum yazın !

Add your comment below. You can also subscribe to these comments via RSS

“Türk Milletinin dili, Türkçedir. Türk Dili dünyanın en güzel, en zengin ve en kolay dilidir.”

You can use these tags:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong> 

This is a Gravatar-enabled weblog. To get your own globally-recognized-avatar, please register at Gravatar