Başyazı »

Yorum Yap |

Pekin’deki Yasak Şehir, tarih boyunca 24 Çin imparatorunun sarayı oldu. Fakat yüzyıllardır, Moğol imparatoru olan Kubilay Han’ın, 13. yüzyılda Pekin’deki sarayının yeri bir sır olarak kalmıştı. Yeni çalışmalar sırasında, Kubilay Han’ın kurduğu Yuan Hanedanlığı’nın sarayına ait …

>>>Devamı »
Kütüphane

E-kitap olarak sunulan kitapların tamamı tanıtım amaçlıdır. Telif hakkı olduğunu düşündüğünüz eserleri bize bildirebilirsiniz.

Kültür&Sanat

Tarihin başlangıcından günümüze kadar Türklerin dünya medeniyetine kazandırdıkları

Belgeseller

Kadim Türklerle ilgili pek çok bilinmeyene ışık tutan birbirinden güzel belgeseller

Arkeoloji

Yerli ve yabancı araştırmacıların gerçekleştirdikleri arkeoloji çalışmaları

Duyurular

Türk tarih araştırmalarında son gelişmeler, konferanslar, sempozyumlar

Anasayfa » Kitap Tanıtım, Kütüphane, SEÇİLENLER

Türk Dünyası İle İlgili Klasik Eserlere Bir Bakış

Türk Dünyası kültür ve medeniyetin kaynaklarının üzerinde yüz yılar boyunca bilim disiplinleri kapsamında, alan ve alt alan uzmanları ortak olarak çalışmamışlardır. Bu nedenle Türk kültürü ve medeniyetinin araştırılması ve öğretilmesi oryantalistlerin bulgu ve tespitleri doğrultusunda kabul edilmiştir. Bu durum Türk-İslam eğitim, bilim, kültür ve sanatlarının batı kaynaklarının sübjektifliğini ve yanlış tespit ve tahlilîlerini de beraberinde getirmiştir.

tarihTürk uygarlığının tarihi derinliğinin kaynaklarının yeniden araştırılması ve bu araştırmaların Türk ülkeleri tarafından ve bizzat Türklerin kendi kaynaklarından bilim ve sanat üretmeleri gerektiği yüzyıllarca tartılmaktadır. Rönesans ve reform uygulmaları ile bilimsel bilim zihniyetine kavuşmuş olan batı toplumları, bilim ve teknolojide küresel büyük tröstler (karteller) oluşturmuşlardır. Bu nedenle batı ile doğu arasında kültür ve medeniyet düzeyleri hızla birbirinden ayrılarak batı medeniyetinin tahakkümü sürecini doğurmuştur.

Günümüzde “uygarlık” söylemi batı medeniyeti ve teknolojisi ile nerdeyse özdeşleşmiştir. Doğu milletlerinin ve Türklerin medeniyetinin araştırılmaması, fikirden bilim ve teknolojiye ulaşılamaması, Cengiz AYTMATOV’un “Gün Uzar Yüzyıl Olur” adlı romanındaki Nayman Ana’nın oğlunun mankurtlaşmasını çağrıştırmaktadır.

Bizim kendi özümüze güvenmeyişimiz ve kendi varlığımızın kaynaklarının batılılar tarafından araştırılarak yenide bize sunulması, kolektif öz güven yetersizliği sendromunu 21. Yüzyıla taşmıştır. İçinde yaşadığımız çağ, medeniyetlerin birbirini anlama ve uzlaşma çağı olacaksa Türk dünyası kültür ve medeniyetinin kaynaklarının da doğudan batıya, güneyden kuzeye tüm insanlık tarafından tanınmasını gerektirir. Öncelikle kendi bilgi toplumumuzu ve bilimsel araştırma kabiliyetimizi yeniden gözden geçirerek ölçme ve sonuçlandırma gibi bilimin iki temel esasını bilim insanlarımıza öğretmeliyiz.

Ansiklopedik eserler

Türk dünyasının köklü tarihi bilgi kaynakların neler olduğunu ve bu kaynakların yeniden okunup araştırılmasının önemi üzerinde durmak istiyorum. Kendi öz güvenimizi temelden sarsan bir olgu ile gençlerimizi yetiştiriyoruz. Nedir bu olgu? Türklerin uygarlık tarihindeki yeri hakkında yazılan oryantalist bakış açılarını bilimin sonucu olarak kabul etmemiz. Bu kabullenme beraberinde diğer milletlerden geri bir millet olunduğu duygusunu tetiklemektedir. Ne yazı ki bu aşağılık duygusu ilköğretimden üniversitelere ve tüm toplum katmanlarına yayılmaktadır. Öncelikle öz güven için millete, tarihe, asil bir mensubiyete sahi olmamızın gereklerini yerine getirecek kolektif şuura sahip olmalıyız. Bu şuurun oluşumu için kendi kültür ve medeniyetimi kendimiz, kendi insanımız araştırmalı ve keşfetmelidir. Gençlerimize bilimsel gelişmişliğin derinliklerinde Türk bilim insanlarının da olduğunu, insanlığın uygarlık düzeyinde Türk dünyasının varlığını ve hizmeti ve hatta üstün yanlarını kavratmalıyız.

Kutadgu Bilig

Kutadgu Bilig, Yusuf Has Hacib tarafından yazılmıştır ve aslı 6425 beyit, ekleri ile birlikte 6645 beyitten olan bu eser 1070’de tamamlanmıştır. Kara Hanlı hükümdarı Ebu Ali Hasan b. Süleyman Arslan’a sunulmuştur.

 

Divanü Lûgat-it-Türk

Divanü Lûgat-it-Türk’ü yazmış olan Kaşgarlı Mahmud Barsganlı olup, doğum yeri Kaşgar’dır. Kaşgarlı Mahmud daha memleketinde iken kuvvetli bir medrese eğitimi görmüş, devrinin İslam ilimlerini oradaki Türk bilginlerinden öğrenip, icazet almıştı. Kaşgarlı Mahmud arapça ve farsçayı mükemmel şekilde bildiği gibi, ana dili olan Türkçeyi de birçok diyalektleriyle biliyor ve konuşuyordu.Kaşgarlı Mahmud ne pahasına olursa olsun Araplara Türk dilini öğretmek maksadıyla gramer yazmış, Türk kültürünü eksiksiz olarak, çağın ilim alemine sunmuştur. Kaşgarlı Mahmud, o devirdeki büyük ve geniş bir arapçılık akımı içerisinde Türkçülük idealinin, yani İslam camiası içerisinde Türk’ün ve Türklüğün o nisbette önemli bir yeri bulunduğunun güçlü savunucularından olmuştur.

Codex Cumanicus:

Kırım’da, 1303 yılında İtalyan misyonerlerin tanzim ettiği söylenen Codex Cumanicus adlı Latince-Farsça-Kumanca sözlüğün tek nüshası Venedik’te bulunmuş olup G.Kun tarafından 1880’de neşredilmiştir. Kırım çevrelerindeki Kıpçak Türkçesi hakkında bilgi verir. Bu sözlük 1303 tarihlerinde Sogdak şehrinde tanzim edildi. Kuman-Kıpçak Türkçesine ait bazı gramer kaideleriyle birlikte içinde İncil’den tercümeler, bazı katolik ilahileri ve ata sözlerinin Türkçe tercümeleri vardır. Sözlüğün Türk kültür hayatı hakkında da eşsiz bir değeri bulunmaktadır.

Kitâbü’l-İdrak Li-Lisan’il-Etrâk

Türkçeyi öğretmek gayesiyle Ebû Hayyan adlı bir Arap tarafından kaleme alınmıştır. 1312’de Kahire’de tamamlanan sözlük biri lügat, öbürü de gramerden oluşan iki bölümdür. İki nüshası da İstanbul’dadır. Ahmet Caferoğlu tarafından 1931’de neşredilmiştir.

Kitâb-ı Mecmû u Tercüman-ı Türkî ve Acemî ve Mogolî

Yazarı bilinmemektedir.Yusuf el Konevî adlı bir Türk tarafından 1343 tarihinde kopya edilmiştir. Yaklaşık 2000 kelimeyi ihtiva eder. Eserin tek yazma nüshası Hollanda’dadır (Leiden). 1894’te almanca olarak basıldıktan sonra, 1970’de Almatı’da tekrar yayınlandı.

E’t-Tuhfetü’z-Zekiyye fi’l-Lügati’t-Türkiye

Önsözünde Kıpçak Türkçesiyle yazıldığı belirtilmektedir. Yazılış tarihi belli olmamakla beraber, 1425’ten önce yazıldığı tahmin olunmaktadır ve Mısır’da kaleme alınmıştır. Biri gramer, diğeri de lügat olmak üzere iki kısımdan meydana gelmektedir. Arapça-Türkçe lügat kısmında Arapça kelimeler alfabe sırasına göre tertiplenmiş ve karşılarında da Türkçeleri verilmiştir. Eserin tek yazma nüshası İstanbul’dadır. Tıpkı basımı 1942’de Budapest’de yapılmıştır. Besim Atalay da eseri Türkçeye tercüme ederek, 1945’te tekrar neşretmiştir.

Kitâbü Bulgatü’l-müştak fi Lügati’t Türk ve’l-Kıpçak

Abdullah e’t-Türkî tarafından yazılmıştır. Tek nüshası Paris’tedir. Arapça ve Türkçe bir lügat mahiyetini arzeder. 1938’de isimler kısmı, 1954’te fiiller bölümü Warszava’da basılmıştır.

Kavaninü’l-Külliye Li-Zabt’l-Lügati’t-Türkiye

  1. Yüzyıl başlarında Kahire’de yazılmıştır. Bir nüshası vardır, o da İstanbul’dadır. Türkçe gramer şeklindedir. 1928’de Kilisli Rıfat Bilge tarafından neşredilmiştir.

İbn-i Mühennâ Lügati

Cemaleddin İbn-i Mühennâ tarafından 13. yüzyılda kaleme alınmıştır. 1820 kelimeyi ihtiva etmektedir. İlk defa İstanbul’da 1340 neşredilmiştir. Çoğu malzemesini halkın dilinden almış, maddi ve manevi unsurlara bolca yer verilmiştir.

Mukaddimetü’l-Edeb

Meşhur tefsir ve lügat alimi Zemahşarî’nin Harezmşah Atsız’a sunduğu arapça bir sözlüktür. 12. yüzyıla ait eserin nüshaları arasında en eskileri Harezm Türkçesi ve farsça tercümeleridir. Divanü Lûgat-it- Türk’den sonra Orta Türkçenin en zengin kelime hazinesine sahip bir dil yadigarı olduğu görülmektedir. Mogolca ve Türkçe tercümeleri 1938’de, farsça tercümesi 1950’de yapılmıştır.

Muhakemetü’l-Lügateyn

İran edebiyatı hayranlarına karşı Ali Şir Nevaî’nin (1441-1501) Türkçeyi müdafaa eden eseridir. Türkçeyi yüksek bir sanat dili haline getirmek, Türk ruhunu ve milli gururunu yükseltmek onun en büyük ülküsü idi. Ölümünden bir sene önce yazdığı bu kitaba göre; gramer ve kelime zenginliği bakımından Türkçe, farsçadan daha üstündür. Birçok neşri olan eser 1941’de Türkiye’de de basılmıştır.

Şeyh Süleyman Efendi Lügati

Eserin adı “Lûgati Çagatay ve Türki Osmanî” adını taşımasına rağmen Özbek Türkçesi ağırlıklıdır. Eser 19. yüzyıla ait olup, Şeyh Süleyman Efendi İstanbul’da Özbek Tekkesi şeyhliğini de yapmıştır. Almanca tercümesi ile beraber 1902’de I.Kunos tarafından Budapest’de yayınlanmıştır[44].

Çin Yıllıkları

Türkler kadar eski bir tarihe sahip olan Çinliler, tamamen yerleşik bir toplum oldukları için, onlarda tarih yazıcılığı bizden çok evvel gelişti. Biz bugün İslam öncesi Türk tarihine ve kültürüne ait pek çok hususu bunlardan öğrenebilmekteyiz. İslam öncesi Türk tarihi açısından Çin kaynaklarını şöyle sıralayabiliriz:

1- Shih-Chih (M.Ö. 255-M.Ö. 207). Tarihi hatıralar. Çin’in en eski tarihi olup, M.Ö. 1. asra kadar olan olaylar Sse-ma Chien tarafından M.Ö. 80 tarihinde tertip edilmiştir.
2- Chien Han-shu (M.Ö. 206-M.S. 24). İlk Han kitabı. Pan-chu tarafından yazılmış, sonra birtakım ekler yapılmıştır.
3- Hou Han-shu (25-219). Sonraki Han kitabı. Fan-ye tarafından tertip edilmiştir.
4- San Kuo-Chih (220-264). Üç Sülalenin tarihi. Chen-shou tarafından yazılmıştır.
5- Wei-shu (300-550). Tabgaç tarihi. Wei-chou tarafından 551-554 yılları arasında telif edilmiştir.
6- Chou-shu Kök Türk Tarihi. (550-557). 629 yılında Ling-hu Te-fenf adlı birisi yazmıştır. 50 cilt olup, 557-580 yılları arasında hüküm süren Chou hanedanının yıllığıdır. Kök Türklerin 557’den önceki tarihleri hakkında epey bilgi vardır. 50. ciltte müstakil bir Kök Türk bölümü yer alır.
7- Pei Ch’i-shu Yıllığı. (550-576). Li Te-lin tarafından yazılmaya başlanan bu eseri, onun ölümünden sonra oğlu Li Po-yüe, 636 tarihinde tamamladı. 50 cilttir.
8- Sui-shu Yıllığı. (589-618). 636’da Wei Cheng adında biri tarafından yazılmıştır. Sui hanedanının yıllığı olup, 85 ciltten ibarettir.
9- Chiu T’ang-shu (618-916). Eski T’ang kitabı. Tarihçi Liu Hsü tarafından yazılmıştır. 200 cilt olup, eserde 821 senesinden önceki olaylar umumiyetle bir arşiv vesikası gibi kısa olarak anlatılmıştır.
10- Hsin T’ang-shu (618-916). Yeni T’ang sülalesi kitabı. 1060 senesinde Wo Yang -hsin ve Sung-chi tarafından hazırlanmıştır. 225 ciltten meydana gelir. Batıdaki On-Oklar hakkında bilgi vardır.
11- Wu Tai-Shih (907-960). Beş Sülalenin tarihi. 1072’de Negu Yang-chien tarafından telif edilmiştir.

Seyahatnameler

Latin ve Bizans kaynakları özel adların kaydedilmesi bakımından Çin yıllıklarına nazaran daha değerlidirler. Bunların arasında Marcellinius’un 4. yüzyıla (353-378) ait eserini, Olimpiodoros’un 5. yüzyıldaki (407-425) kitabını, 410’a kadarki olayları anlatan Zosimos’u, 433-468 yıllarını tasvir eden Priskos’u, İmparator Justinien ve Theodora’nın resmi tarihçisi Prokopios’u sayabiliriz. Bizans kaynaklarında ilk defa Aghathias (ölm. 582) Türk ismini kullanmış ve Avarlardan bahsetmiştir. Theophanes Byzantios, Zemerkhos’un Kök Türklere olan elçiliğini ve 566-581 yılları vakalarını zikreder. Yine 6. asır Bizans tarihçilerinden Menandros, Orta Asya için Türkiye tabirini kullanmaktadır. Eser Türklerin harp usullerini anlatır.

Türk tarihinin önemli kaynaklarından birisi de seyahat notlarıdır. Çeşitli çağlarda Türk ülkelerine gitmiş olan yabancılar, daha sonraları ülkelerine döndükleri vakit bu seyahatlerini kaleme alarak yayınlamışlardır. Gittikleri yerlerin etnik yapısı da dahil olmak üzere, kültürel, siyasi, ekonomik ve askeri yönlerinin anlatıldığı bu seyahat notları tarihimizin aydınlatılması hususunda bizlere yol göstermektedir.

1- Hsüan Tsang Seyahatnamesi: Bir casus olan bu adam, Çinli budist rahiptir. 7. asırda (629-645) Çin başkentinden kalkıp, hacı olam amacıyla Hindistan’a gitmek için Orta Asya’dan geçmiş ve Kök Türklerin batı taraflarında gezmiştir. Seyahatnameyi S.Julien, Memoires sur les Countries Occidentales par Hiouen-thang, Paris 1857, adlı kitabında tanıtmaktadır.
2- Wang Yen-te Seyahatnamesi: Bu şahısta Çinli bir casus rahiptir. 10. yüzyılda Turfan ve Beş Balık bölgesindeki Uygurların arasında bulunmuş; duyduklarını ve gördüklerini teferruatlı bir rapor halinde sunmuştur. Bu seyahatnamede pek çok yer, şahıs ve kabile adı geçmekle beraber, halkın gelenek ve görenekleriyle, günlük hayat hakkında da bilgi vardır.
3- Tamim İbn Bahr Seyahatnamesi: Muhtemelen 821 yılında Uygur sarayına giden bir Arap seyyahıdır. Bu seyahatnameyi V.Minorsky, “Tamim ibn Bahr’s Journey to the Uyghurs, Bruxelles 1948, adlı eserinde tanıtmaktadır.
4- İbn Fazlan Seyahatnamesi: 920-921 tarihlerinde Bulgar hükümdarı İlteber Almış’ın talebi üzerine, Abbasi halifesi Muktedir Billah, İslamiyeti öğretmek maksadıyla adamlar ve Hazarlara karşı kullanılacak bir kalenin inşası için para göndermişti. Z.V.Togan tarafından 1923 senesinde keşfedildi ve onun tarafından Ibn Fadlans Reisebericht, Leipzig 1939, adıyla basıldı.
5- Plano Carpini Seyahatnamesi: Papa’nın 1245-1246’da Karakurum’u ziyaret eden elçisinin hatıratıdır. 13. yüzyıl Orta Asya’sı hakkında bize bilgi verir. Özellikle Uygurların inançlarından bahseder. F.Risch tarafından, Geshichte der Mongolen und Reiseberichte, Leipzig 1930, adıyla basıldı.
6- William Rubruquis Seyahatnamesi: Fransız kralının 1253’te Karakurum’da bulunan elçisinin raporudur. 1900 tarihinde W.Rockhill tarafından neşredildi. Uygur budistleri hakkında bilgi verir. Onların dini törenlerinden, inançlarından ve bazı dualarından bahseder. Türkistan’ın pekçok yerini gezip-görmüştür. Kıpçakların defin merasimlerinden, mezarlarından ve eski Türk dininden bahsetmektedir.
7- Marco Polo Seyahatnamesi: 1271-1291 yılları arasında Venedikten, Pekin’e seyahatlar yapmıştır. Tüccarlık yapan babası ve amcası ile birlikte 1271 yılında yola çıktılar. İran ve İç Asya’yı geçtikten 3 yıl sonra Çin’e ulaştılar. İki cilt halinde H.Yule, The Book of Marco Polo, London 1875, adıyla bu seyahatnemeyi neşretti.
8- İbn Batuta Seyahatnamesi: 14. yüzyıl Türk ve İslam dünyasının tarihi ve kültürü açısından değerli bir seyahatname de Tanca’lı İbn Batuta’ya aittir. 1854 senesinde C.Defremery-B.Sanguinitti tarafından yayınlandı.
9- Ruy Gonzales de Claviyo Seyahatnamesi: İspanyol Claviyo, Kastilya kralının elçisi olarak Semerkant’ta bulunan Temür’ü ziyaret etmiştir (1403-1406). Eserine “Büyük Temürleng” adını veren Claviyo’nun seyahatnamesi, Drevnik Putişestviya ko dvoru Timura, Petersburg 1881, adıyla rusça olarak en iyi neşri yapılmıştır.
10- Gıyaseddin Nakkaş Seyahatnamesi: Gerçekte Sefaretname-i Çin adını taşır. 1419’da Gıyaseddin Nakkaş, Şahruh tarafından Çin imparatoruna elçi olarak gönderilmiştir. Aslı farsça olan seyahatname, M.Quatremere tarafından fransızcaya tercüme edilmiştir.

Öğüt Kitapları Yasalar ve Kanunlar

1- Miran Metinleri: Kağıtlar üzerine Kök Türk harfleriyle yazılmış olan bu belgeleri, A.Stein 1907’de, Tun-huang bölgesinde Miran kalesi harebeleri içinde bulmuştur. En son bu metinlerin tarihi değerlendirmesini S.Gömeç, “Miran Metinleri Üzerine Bir Çalışma”, Türk Kültürü, 34/394, Ankara 1996’da yapmıştır.

2- Maitrisimit: Eski Uygur Türkçesi ile yazılmış, dini bir drama piyesi şeklinde tertip edilmiştir. Manası “Geleceğin Burkan’ı Olan Maitreya İle Buluşma” biçiminde açıklanabilir. Bu eser ilk defa A.von Gabain tarafından Wiesbaden 1957 ve Berlin 1961 iki cilt halinde basılmıştır.

3- Sekiz Yükmek Yaruk: En aşağı halk tabakalarının bile anlayabileceği basit bir dille yazılan bu eserin yüzden fazla nüshası vardır, fakat maalesef bunların çoğu tam değildir. L.Ligeti 1971’de Sekiz Yükmek Yaruk’u yayınladı.

4- Altun Yaruk: 10. asrın başlarında veya bundan biraz önce Sınku Seli Tutung adında bir Türk’ün Çinceden Uygur Türkçesine aktardığı bir eser olarak kabul edilmektedir. Uygur Türkçesindeki nüshasını F.W.K.Müller 1908’de neşretmiştir.

5- Ahmed Yesevî Hikmetleri: 11. yüzyılın ikinci yarısında dünyaya gelen ve 1166’da vefat eden Ahmed Yesevî, Türk milletinin manevi hayatında asırlarca nüfuz etmiş bir şahsiyettir. Divan-ı Hikmet’in en eski yazmaları 16. asra aittir. İlk baskılarından biri Kazan 1896 tarihlidir.

6- Atebetü’l-Hakayık: Tam yazılış tarihi belli olmamakla beraber, 12. asır Türk edebiyatı mahsullerinden sayılan bu eser, Edib Ahmed Yüknekî tarafından tertip edilmiştir. Konu ve edebi türü itibarıyla Kutadgu Bilig’in devamı sayılabilir. Atebetü’l-Hakayık’ın altı nüshası bulunmaktadır. Bütün nüshaları karşılaştırarak, R.R.Arat 1951’de yeniden neşretmiştir.

7- Siyâset-nâme: Diğer adıyla Siyerü’l-mûlûk’u yazan Selçuklu veziri Nizamü’l-mülk’tür (1018-1092). Eserde Türk devlet teşkilâtı, kültür hayatı, devletler hukuku gibi konularda bilgiler bulmak mümkündür. Pekçok nüshası ve neşri olmakla beraber ilk olarak 1891’de Paris’te basılmıştır.

8- Hukuk Belgeleri: Maniheist manastırlara ait yönetmelik, askeri birliklere verilen gereç ve yemekler üzerine makbuzlar, Uygurlarda yazılı belge düzenleme geleneğini ortaya koyan örneklerdir.A.Grünwedel (1906), A.von Le Coq (1918), A.Caferoğlu (1934) gibi kişiler çalışmışlardır. En son olarak bu konuda Ö.İzgi’nin (Ankara 1987) bir yayını bulunmaktadır.

9- Li Te-Yü’nün Mektupları: 840’tan sonraki Uygur tarihi için en önemli kaynaklardandır. Uygurlar bu tarihte, Kırgızlar tarafından büyük bir yenilgiye uğratıldıktan sonra, etrafa dağılarak sefalet içerisinde kalmışlardı.Mübahat S. Kütükoğlu tarafından “seyahat intibaları” olarak tanımlanan seyahatname, insanın yeni ve değişik bir bölgedeki gözlemlerini içeren türde bir kaynaktır.

Derleyerek hazırlayan: Cengiz ASLAN, Araştırmacı
yalquzaq.com

TSK Mehmetçik Vakfı

Bir Yorum »

  • Murat dedi ki:

    Türk tarihin temel kaynaklarından birisi, hiç şüphesiz Reşidüddin Fazlullah’ın yönetimi altında derlenen Cami’ü-t-Tevarih adlı muhteşem eseri yazmamışsınız. Bu kitap ne yazıkki gerçek anlamda Türkçeye çevrilmemişti. Ama çalışmaları var.

Yorum yazın !

Add your comment below. You can also subscribe to these comments via RSS

“Türk Milletinin dili, Türkçedir. Türk Dili dünyanın en güzel, en zengin ve en kolay dilidir.”

You can use these tags:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong> 

This is a Gravatar-enabled weblog. To get your own globally-recognized-avatar, please register at Gravatar